Okunma

19266

Cilt Kanseri, Deri Kanseri Ve HPV Virüsü Etkisi

Cilt kanserleri sık rastlanan kanser tipidir. Cilt kanserleri vücudun herhangi bir bölgesinde bulunabileceği gibi %80 baş-boyun bölgesindedir. Vücudun güneş gören bölgeleri deri kanserlerine daha çok adaydır. Deri kanserinden korunmak için yapılması gereken güneşten korunmaktır. Güneşe aşırı maruz kalma bronzlaşma dahil olmak üzere özellikle su toplaması ile seyreden ikinci derece güneş yanıklığı, deri kanserinin temel sebebidir.

Cilt kanseri için risk faktörleri nelerdir?

- Açık , beyaz tenliler,

- Ciltlerinde kolayca çillenme olanlar, çok sayıda çili olanlar

- Çok fazla sayıda “ben”i olanlar ve bunların değişik şekil ve boyutta
olması,

-Ailesinde cilt kanseri hikayesi bulunanlar,

- Açık havada çalışmak ve eğlenmek için çok fazla zaman geçirenler,

- Herhangi bir sebeple radyoaktif ışın tedavisi (radyoterapi) uygulamaları,

- Uzun yıllar iyileşmeden kalan açık yaralar,

- Katran, zift, arsenik gibi kimyasal karsinojen maddelere uzun süre maruz kalma,

- Uzun süreli mikro travmalara maruz kalma gibi nedenlerle de deri kanserleri gelişebilir.

HPV Virüsü cilt kanseri yapar mı??

Tabii ki yapar, HPV virüsü kadın dış genital organ “vulva kanseri” sebebidir ve vulva kanseri de bir çeşit cilt kanseridir. Oldukça nadir görülen vulva kanserinin en fazla görülen belirtisi renk değişiklikleri ve kaşıntıdır. Vulvada görülen bazı cilt hastalıkları, hpv virüsüne bağlı kondilomlar özellikle onkojenik HPV virüsü tipine bağlı genital siğiller ileriki dönemlerde kansere dönüşebileceğinden dikkatli bir şekilde tanısı konulmalı ve takip edilmelidir. Vulvada en sık görülen kanser skuamöz hücreli adı verilen hücre türündeki kanserdir. % 70 vakada büyük ve küçük dudaklar tutulur. Ayrıca bazal hücreli kanser, melanom gibi cilt kanserleri de vulvada görülebilir. Vİn 1, VİN 2 ve VİN 3 gibi prekanseröz, kanser öncesi hücresel değişiklikler bazen vulvadan alınan HPV virüsüne bağlı cilt değişiklikleri, kondilomlarda sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Solda vulva bölgesinde cilt kanseri resimleri görülmektedir.

Kaç çeşit deri kanseri vardır?

Bazal hücreli karsinoma: Bu kanser tipi genellikle deride küçük etli kabarıklık şeklinde sıklıkla yüz, boyun ve el sırtlarında ortaya çıkar. Ara sıra gövdede kırmızı yama tarzı alanlar şeklinde görülebilir. Daha sıklıkla açık tenli kişilerde görülür. Bu kansere yakalanan kişiler açık tenli ve renkli gözlüdür ve güneş yanığına eğilimlidir. Bu tümörler hızlı yayılmaz. 1-2 cm boyutuna ulaşmaları için aylar yıllar gerekir. Tedavi edilmezse; kanserli alan kanamaya başlar, üzeri kabuklanır. Zaman zaman iyileşip, zaman zaman tekrarlama özelliği gösterir. Bu kanser tipi nadiren metastaz yapmasına rağmen, derinin altındaki kemiğe yayılabilir ve kanserli dokunun yakınındaki dokuları harap edebilir.

Squamöz Hücreli karsinoma: Bu deri kanseri deri de kabarıklıklar veya kırmızı kabuklu yaralar şeklinde ortaya çıkabilir. Squamöz hücreli karsinoma açık tenli kişilerde en sık görülen ikinci kanser türüdür. Tipik olarak kulak, yüz, dudak ve ağızda görülür. Nadiren esmer kişilerde de görülebilir. Büyük kitleler oluşturabilir. Bazal hücreli karsinomanın tersine diğer organlara yayılabilir. Erken yakalandığında tedavi oranı yüksektir
.

Malign Melanom: Bütün deri kanserleri içinde en tehlikeli ve en öldürücü olanıdır. Erken yakalandığında tamamen tedavi edilebilir. Hızla tedavi edilmediğinde tüm vücuda yayılır ve sıklıkla öldürücüdür. Melanoma aniden normal olan derinin üzerinde koyu siyah ya da mor bir lekelenme şeklinde ortaya çıkabilir ya da bir benden ya da derideki koyu lekelerden gelişebilir. Bu sebeple vücudumuzdaki benlerin değişimini fark etmek önemlidir.

Cilt kanserinin belirtileri nelerdir? Cilt kanserlerinde nasıl tanı konulur? Deri kanseri nasıl anlaşılır?

Deri biyopsisi deri kanseri tanısını koydurur. Erken tanı ve cerrahi tedavi şansını arttırır.
Cildiye uzmanları kanseri erken yakalayabilmek için kişisel cilt muayenesinin önemine dikkat çekmektedir.
Derinizdeki çiller, benler ve koyu renkli alanları büyüklük, şekil ve renk değişikliği açısından gözlemleyin. Herhangi bir değişiklik saptadığınızda Cildiye Uzmanına başvurunuz.

Cilt kanseri tedavisi (deri kanseri tedavisi ) nasıl yapılır? Cilt kanserinin belirtileri tedaviye nasıl yönlendirir?

Cilt kanseri tedavisi (deri kanseri tedavisi ) kanserin tipine, büyüme evresine, yerleşim yerine göre değişmektedir. Eğer deri kanseri küçük ise işlem ayaktan, lokal anestezi altında kolayca yapılabilir. Bu küçük ve az tehlikeli tiplerde kazıma veya elektrik akımı ile kanser hücrelerini yok etme (dessikasyon) işlemleri de yapılabilir. Ancak bu metodların tedavi açısından güvenilirliği az, iz bırakma ve deformasyon yapma ihtimalleri fazladır. Cilt Kanseri büyükse, lenf nodlarına veya vücudun başka bir bölgesine yayılmışsa büyük cerrahi işlemlere ihtiyaç duyulabilir. Cilt kanserlerinde diğer alternatif tedavi seçenekleri kriyoterapi, radyoterapi ve kemoterapidir.

Testis Kanseri, Tanı ve Tedavisi

Testis Nedir? Testis Anatomik Yapısı Nasıldır?

Testisler erkekte penisin alt bölümündeki skrotum olarak adlandırılan kesenin içinde sağda ve solda 2 adet olarak bulunan yumurta görünümündeki organlardır. Yaklaşık olarak bir testisin boyutları 4x3x3/2 cm’dir. Elle yapılan muayenede normalde testisin kıvamı organın her bölgesinde aynı yapıda olup, yine sağ ve sol testisin boyutları hemen hemen birbirinin yaklaşık olarak aynıdır.

Testislerin erkekte başlıca 2 görevi vardır, bunlar cinsel arzu ve işlevler için gerekli erkeklik hormonunu salgılamak ve çocuk dünyaya getirmek için gereken spermleri düzenli bir şekilde üretmektir.

Testis Kanseri İçin Risk Faktörleri Nelerdir?

Testis kanseri daha çok beyaz ırkta, baba veya erkek kardeşinde testis kanseri olan kişilerde, skrotuma inmemiş testisi olanlarda (bu inmemiş testis cerrahi tedavi ile düzeltme yapılmış olsa bile), küçük veya düzensiz şekilde testisi olanlarda ve klinefelter sendromu olanlarda daha sık görülür.

Testis Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Testis kanseri belirtisi değişken olabilir, testiste ağrısız kitle oluşumu olup skrotum da ağrı, künt ağrı, skrotum da ağırlık veya şişkinlik hissi, göğüslerin büyük veya hassas olması da belirtiler arasında yer almaktadır.

Testis Muayenesi Nasıl Yapılır?

Testisleri kendi kendinize de muayene etmeniz mümkündür. Testislerinizi bir veya iki elinizle teker teker kendiniz muayene edebilirsiniz. Skrotumu tamamıyla avucunuza alın ve bir değişiklik var mı kontrol edin. Baş parmak üstte olmak üzere testisinizi baş ve işaret parmağınızın arasına alın, yumuşak hareketlerle testisi parmaklarınızın arasında yavaşça yuvarlayın, içinde veya yan tarafında herhangi bir kitle elinize geliyor mu diye bakın. Testisin üst tarafında epididymis vardır, elinizi üste kaydırarak bu epididimis bölgesinde şişlik var mı diye bakın. Muayene sırasında bir testisin diğerinden hafif büyük olması normaldir. Testisin yapısının düzgün ve sıkı olması gerekir. Kenarlarında tümsekler, kitle hissi var ise bir üroloji uzmanına başvurun. Muayene için en uygun zaman duş veya banyo sırasıdır, çünkü ılık su skrotum üstündeki deriyi gevşetir, muayene kolaylaşır.

Testis kanseri Teşhisi Ve Testis Kanseri Tedavisi Nasıl Yapılır?

Testis kanserini teşhis etmek için üroloji uzmanı testislerinizi kontrol eder ve herhangi bir şişlik olup olmadığını saptar. Ayrıca ultrason taraması ile testislerinizdeki herhangi bir anormal değişiklik ortaya çıkar.

Eğer testis kanseri (testis tümörü) tanısı konursa üroloji uzmanı orşiyektomi (testisinin ameliyat ile çıkartılması işlemi) ye başvurulur. Testisiniz doku testi yapılmak üzere patoloji laboratuarına gönderilir öre takip veya kemoterapi yada bazen radyoterapi tedavisi gerekebilir. Testislerin kanserden temizlenmesi ne seks yaşantısını ne de baba olma olasılığını etkilemez.

Testis Kanseri Ve HPV Virüsü arasında ilişki Var Mı?

Hayır, HPV virüsü varlığının veya erkekte genital siğil bulunması testis kanseri oluşumunu tetiklemez, bu konuda kesin bilgiler yoktur.

Ürolog. Op.Dr.M.Ali Çıkım

 

HPV Prostat Kanseri İlişkisi Nedir?

Erkekler arasındaki en yaygın kanser olup çoğu 50 yaş üstünde olmak üzere, her 10 erkekten birinde hayatının herhangi bir devresinde ortaya çıkar. Erkekler arasında kanserden ölüm nedenleri arasında 2. sırayı almaktaysa da erken tanı ile tamamıyla tedavi şansı mümkündür. Prostat kanseri işte bu bezin özellikle dış kısmından kaynaklanan kötü huylu bir tümör olup büyüdükçe prostatın iç kısımlarına yayılmaktadır. Sadece prostat içinde yer alan, kapsül dışına taşmayan kanser lokalize Prostat kanseri diye adlandırılır. Diğer kanserler gibi prostat kanseri de yayılabilirler ve öncelikle prostat etrafındaki dokulara veya seminal veziküle (prostat arkasındaki meni depolayıcı kese) lokal yayılım yapar. Lokal yayılım gösteren tümörler zamanla vücudun diğer kısımlarına örneğin lenf nodlarına, kemiklere ve diğer organlara yayılım yaparlar.

Bugüne kadar yapılan epidemiyolojik çalışmalar kronik enflamasyonun prostat kanserindeki rolünü endirekt olarak araştırmıştır. Topluma dayalı bir olgu kontrol çalışmasında gonore ya da sifiliz öyküsü bulunan erkeklerde daha yüksek oranda prostat kanseri bulunduğu ve 3 veya daha fazla enfeksiyon atağı geçirenlerde bu oranın daha da arttığı gösterilmiştir. Yine, 1971 ve 2000 yılları arasında yayımlanmış olan 23 olgu-kontrol çalışmasının meta-analiz sonuçları, genel olarak cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü olan erkeklerde 1.44 kat, Sifliz öyküsü olanlarda 2.3 ve gonore için 1.34 kat artmış prostat kanseri riski bildirmiştir . Bundan başka prostat kanseri ile sifiliz ve HPV serotipleri 16 ve 18’e karşı dolaşımda antikor bulunması arasında doğrudan bir ilişki olduğu da rapor edilmiştir.

Ürolog Op.Dr.Cenap Hatipoğlu

Hisada M, Rabkin CS, Strickler HD, Wright WE,

Christianson RE and van den Berg BJ: Human

papillomavirus antibody and risk of prostate

cancer. Jama. 283: 340-1, 2000.

Dillner J, Knekt P, Boman J, Lehtinen M, Af

Geijersstam V, Sapp M, Schiller J, Maatela

J and Aromaa A: Sero-epidemiological

association between human-papillomavirus

infection and risk of prostate cancer. Int J

Cancer. 75: 564-7, 1998.

 

Kaşıntı Ve HPV, Vajinal Kaşıntı, Genital Kaşıntı

Kadınlarda dış genital organda , yani vulvada görülen kaşıntı sık gözlenen ve genellikle çok rahatsız edici bir yakınmadır. Bazen bu dış genital organda olan kaşıntı HPV virüsünün ve bu virusa bağlı gelişmekte olan siğillerin tek ve en erken belirtisi olabilmektedir. Kaşıntı dış genital organda olabildiği gibi makat etrafına da yayılabilmektedir.
Peki dış genital organda, vulva ve vajina da olan bu kaşıntı sadece HPV sebebi ile mi olur? Tabii ki hayır. Bir çok genital enfeksiyon, alerjen durum hatta vulva kanseri de genelde kaşıntı olarak belirti vermektedir. Bu sebeple vücudun en kapalı tutulan bölgesi olan vulva ve vajinadaki bir kaşıntı kadın tarafından “basit bir mantar” veya “pişik” olarak değerlendirilmemeli ve mutlaka bir jinekoloji muayenesi için başvurulmalıdır.
Vulva yani kadındaki dış genital, cinsel hastalıklarının pek çoğunda ortak bir semptom ve şikayet olarak kaşıntı ön plana çıkmaktadır. Vulvanın değişik sabunlarla yıkanması, tüylerin alınması, kullanılan petlere reaksiyon (özellikle parfüm gibi katkı içeren petlere) ve epilasyon gibi olaylar da enfeksiyon sebebi olmaksızın kaşıntılara neden olabilirler. Menopozda vulvanın östrojen eksikliğine bağlı cildindeki değişikler ve idrar kaçırma (üriner inkontinansın) irritasyon ve kaşıntıya neden olabileceği de unutulmamalıdır.

Kadın Dış Genital Bölgesinde Oluşan Kaşıntının En Sık Nedenleri Nelerdir?

v Enfeksiyonlar, İltihaplar
Fungal enfeksiyonlar, HPV, mantar, gardnerella vaginalis vajiniti, trichomonas vajinalis, kıl kurdu, uyuz, bit gibi patojenlerle ortaya çıkan enfestasyonlar, iltihaplar

v Dermatit ve dermatozlar, cilt hastalıkları
Atopik dermatit, seboreik dermatit, kontakt dermatit (Tampon, pet, sabun, prezervatif, tüy dökücüler, kayganlaştırıcı kremler, spermisidler, piercing, naylon iç çamaşırları ), sedef hastalığı, lichen planus, Lichen sclerozis, Lichen simplex chronicus.

v Squamoz hücre hiperplazisi (Hipertrofik distrofi)

v İntraepitelyal lezyonlar,
Vulvar intraapitelyal neoplazi (VİN1,VİN2,VİN3), Paget hastalığı,

v Vulva kanseri

v Fox-Fordyce hastalığı, sryngoma gibi çok nadir görülebilen diğer cilt hastalıkları

Vulvada Olan Kaşıntının Tanısı ve Ayırıcı Tanısı Nasıl Yapılır?

1- Göz ile dışarıdan muayene, inspeksiyon - gözlem:
Kaşıntının asıl sebebini bulmada en önemli tanı yöntemidir ve genellikle yeterli olabilmektedir. Doktorun deneyimi çok önemlidir. Eğer teşhiste yetersiz kalır ise diğer tanıya yardımcı yöntemlerden faydalanılabilmektedir.

2- Vajinal akıntının incelenmesi, mikroskopik inceleme: Vajinal akıntının doğrudan mikroskopik incelenmesi, KOH sıvısı damlatılarak koku testinin yapılması ve sonrasında mikroskopik incelenmesi, trichomonas vajiniti, gardnerella vajinalis , bakteriyel vajiniti ve kandidiazisin (mantar hastalığı) ayırıcı tanısında kullanılır. Ayrıca pH ölçümü tanıda yararlı olabilmektedir.

3- Vajinal kültür ve servikal kültür: Vajinal florada çok sayıda bakteri bulunabildiği için vajinal akıntıların tanısında rutin bakteri kültürlerinin yararı fazla değildir. Ancak özellikle tedaviye dirençli veya tekrarlayan fungal enfeksiyonlarda kültürler tanı ve dirençli bir fungal ( mantar) enfeksiyonu tanımlamada yardımcı olabilmektedir.

4- Vulvadan Biopsi: Vulva biopsisi çok önemli bir tanı yöntemi olmasına rağmen çok az başvurulan bir yöntemdir. Vulva kanserinin ve vulvar intraepitelyal lezyonların ( VIN 1, VIN2, VIN 3) ilk belirtilerinden birinin kaşıntı olduğu daima akılda tutulmalıdır. Nedeni kesin olarak saptanamayan ve teşhisi tam olarak konulamayan lezyonlara bağlı tüm kaşıntılarda biopsi alınması gerekir. Vulvar distrofilerin ve vulvar intraepitelyal neoplazilerin kesin tanısı biopsiyle konur. Biopsi dikkatli bir şekilde yapılmalı ve ciltaltı ,subkutan dokuyu da kapsamalıdır.

5- Vulvoskopi( Kolposkopi),Vulvanın İncelenmesi: Rahim ağzına ait, servikal lezyonların tansında olduğu gibi vulva lezyonlarının tanısında da aynı kolposkopi cihazı kullanılabilir. Kolposkopi temel olarak displazi alanlarını, şüpheli dokunun teşhisi ve biopsi alınacak alanları belirlemekte kullanılır. Özellikle şüpheli genital siğil varlığında bir “vulvar intraepitelyal lezyonu” atlamamak için “kolposkopi” eşliğinde biopsi almak en doğrusudur.

Vulva, dış genital organda en sık kaşıntı sebebi olan enfeksiyonlar nelerdir?

Mantar enfeksiyonu, mantar hastalığı
Gardnerella vajinalis ,bakteriyel vajinit, vulvit
Trichomonas vajinalis
HPV enfeksiyonu
Uyuz
Bit


Vulvada kaşıntıya sebep olan cilt hastalıkları nelerdir?

Dermatitler, egzema, alerjik dermatit
Lichen Planus
Lichen simplex
Lichen Sclerozis
Sedef Hastalığı (Psöriasis)
Hiperplastik vulvar distrofi
Vulva intraepitelyal neoplaziler, Vulva kanserinin öncü lezyonları (VİN1, VİN2, VİN3)
Meme dışı Paget hastalığı
Fox-Fordyce Hastalığı
Syringomalar

Sonuç olarak HPV ve kaşıntı::
Kaşıntı varlığı mutlaka bir patolojiyi ve enfeksiyonu düşündürebileceği için mutlaka bir jinekolog tarafından muayene edilmek gereklidir. HPV virüsü ve yeni başlayan genital siğillerin (özellikle tip 6 HPV ve tip 53 HPV) ilk belirtisinin anlamsız kaşıntı olduğunu unutmamak gerekir.

Vajinal Akıntı, Vajinal Mantar Ve HPV Genital Siğil

Vajinal akıntının anormal hal alması kadınlarda hayat kalitesini ve yaşama biçimini etkileyen en önemli durumlardan birisi olarak nitelenebilir.

Vajinal akıntı neden olur? Vajinal akıntı ne zaman bir hastalık belirtisi olabilir?

Vajina normal olarak nemli ve kendine has bir ph değeri bir yapıya sahiptir.Vajina duvarlarındaki ve vajinanın içinde bulunan rahim ağzındaki bezelerden salgılanan sıvılar bu nemliliği, ıslaklığı ve tabii ki normal florayı sağlar. Normal vajinal akıntı berraktır ve sıvı yumurta akını andırır, koku yapmaz. Bu ıslaklığın kıvamı yumurtlama dönemi sırasında, ovulasyon döneminde yaklaşık olarak adetin başlangıcından itibaren 14. gün civarı, biraz değişir ve sıvılaşabilir. Vajinal akıntı adet siklusunun normal bir parçası ve kadınların alışkın olduğu bir durumdur. Vajinal akıntının yapısı miktarı, kıvamı ve diğer özellikleri değiştiğinde mutlaka kadın doğum uzmanına başvurmak gerekir. Adet dönemine yaklaştıkça bazen vajinada normal olarak bir koku olabilir ve akıntı rengi koyulaşabilir. Vajina akıntısında olan bu değişiklik adet kanamasını oluşturan hormonların bu dönemde getirdiği etkidendir.

Vajinada akıntı ne zaman anormal kabul edilmelidir?

Artmış akıntı, kokulu akıntı, rengi değişmiş akıntı, fazla miktarda beyaz akıntı, sarı renkte akıntı, köpüklü akıntı ve kısacası diğer dönemlerden farklı olarak tanımlanan tüm akıntılar anormal akıntılardır. Vajinada kaşıntı, vajinada yanma,ilişkide ağrı ve vajinada batma huzursuzluk hissi de eklenirse bir enfeksiyon düşünmek gereklidir. Tanımladığımız dışındaki bütün akıntıları muayene oluncaya kadar bir hastalık belirtisi olarak kabul etmek ve en kısa zamanda doktora başvurmak sağlığınız açısından gerekli ve önemlidir. Rahatsız edici bir vajinal akıntıyla yaşamak kişinin hayat kalitesini düşürecektir. Cinsel yaşantıyı olumsuz etkileyebilecektir. Daha da önemlisi sağlığınızı bozacak, kısırlığa veya daha kötü sonuçlara gidebilen olaylara sebep olabilecektir. İhmal edilmiş vaginal akıntılar kısırlık, kanser gibi hastalıklara neden olabileceği gibi bu hastalıkların bir belirtisi de olabilmektedir.

Genital siğil vajinal akıntıya sebep olur mu?

Genital siğil, hpv virüsüne bağlı kondilom varlığı genellikle akıntıya sebep olmaz, ilk belirtisi sıklıkla kaşıntıdır. Nadiren vajina içine yerleşmiş özelikle gebelerde olan genital siğiller kısmen renkli bol miktarda vajinal akıntıya sebep olabilmektedirler.

Vajinal akıntı sebebleri nelerdir?

Fizyolojik Akıntılar ,Doğal Vajinal Akıntılar
- Östrojen düzeyine ,
- Cinsel Uyarım, seks
- Gebelik ,
-Spiral' e (intrauterin araç) bağlı akıntılar

Patolojik Akıntılar , Doğal Olmayan Vajinal Akıntılar
- Vajinaya-Döl yoluna ait patolojiye bağlı akıntılar
- Vajinanın mantar hastalığı, vajinal mantar
- Trikomanas vajiniti, Bakteriyel vajinit

Vajinal akıntının tedavisi nasıl yapılır?


Vajinal akıntıya sebep olan etkene bağlı olarak vajinal akıntının ve vajinal enfeksiyonun tedavisi ağızdan alınan ilaçlar veya vajinal fitil ( vajina ovul) ile yapılır. Akıntıların tedavisi sanıldığının aksine daha kolay ve de acısızdır. Vajinal mantar tedavisi ise çok kısa sürede yapılabilmektedir.

Prezervatif Kullanımı, Kondom, Kaput.. Ve HPV


Prezervatif (kaput ) kullanımı hem gebeliğe karşı bir koruyucu hem de cinsel ilişki yoluyla bulaşan hastalıklara karşı iyi bir korunma sağlar. Bu nedenle prezervatif; güvenli bir cinsel ilişki söz konusu olduğunda en iyi korunma yöntemidir. Ülkemizde de gittikçe sık kullanılan prezervatifi temin etmek hem kolay hem de ucuzdur. Güvenli seks ve güvenli cinsel hayat için prezervatif kullanımı çok önemlidir.

Prezervatif takılması hpv enfeksiyonuna karşı kesin bir koruma sağlar mı?

Hayır..Prezervatif, HPV virüsü ve genital siğil enfeksiyonlarında diğer cinsel ilişki ile geçen hastalıklarla karşılaştırıldığında kesin bir koruyuculuğu yoktur. Prezervatif sadece penisin üzerini örter, fakat HPV virüsüna bağlı cilt lezyonları yani kondilom, genital siğiller erkekte genital torbalarda, penis etrafında hatta kasıklarda olabileceği için ve cilt teması ile de bu virüs geçebildiği için prezervatif örtmediği bu bölgeler sebebi ile HPV virüsunun kadına bulaşmasını maalesef kesin olarak engelleyemez. Her ne kadar HPV bulaşmasını engellemesi konusunda prezervatif tam olarak etkin bir yöntem değilse de yine de cinsel ilişki ile geçen hastalıklardan korunmada en iyi yöntemdir. Ayrıca unutmamak gerekir ki, cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklar genellikle birkaç tanesi aynı anda aynı kişide bulunabilmektedir…

Prezervatifin yapısı nasıldır?

Prezervatif çok ince lastikten (lateks) yapılmış olup, sertleşmiş erkek penisinin üzerine yuvarlayarak geçirilir. Boşalma esnasında erkeğin spermlerinin , meninin kadının vajenine dökülmesine bariyer yöntemi ile engel olur. Kaçıncı kez olursa olsun her cinsel ilişki için yeni bir Prezervatif takılması gerekir. Prezervatif, kısırlaştırılmanın yani sıra, gebeliği önleyici araçlar arasında hala erkekler için olan tek araçtır.

Prezervatifler, tek tek sarılıp paketlenmişlerdir. Çeşitli büyüklükte,fiyatta , kalitede ve renklerde hatta değişik tatlarda, kokularda olan prezervatifler vardır. Piyasada renkli prezervatif, kokulu prezervatif gibi değişik yapıları bulmak mümkündür.

Prezervatifler sperm öldürücü madde (spermisid) ve kayganlığı artırıcı maddelerle (lubrikant) birlikte kullanılabilirler. Vazelin ya da diğer yağların prezervatifin lastiğini zayıflatıcı etkileri vardır ve kullanılmamalıdırlar.

Prezervatifin (kaput, kılıf) güvenilirliği nedir?

Yumurtanın döllenmesini önlemek için her cinsel ilişkide prezervatif kullanan çiftler arasındaki her 100 kadından 2-40'ı bir yıl içinde gebe kalmaktadır. Ortalama koruma oranı % 80 civarındadır.

Prezervatif kazaları nelerdir?

Prezervatif kullanımı aslında güvenli bir yöntem olmasına rağmen kullanırken dikkat edilmemesi,

· prezervatifin patlaması,

· prezervatifi ilişkinin geç döneminde,ilişkinin sonuna doğru takılması,

· her ilişkide yeni bir Prezervatif kullanılmaması,aynı prezervatif ile müteakip ilişkilere girilmesi gebelik oranını önemli bir şekilde artırmaktadır.
Bir çok çiftin her cinsel ilişkide Prezervatif kullanmalarının zor olması ise, güvensizliği daha da artırmaktadır. Prezervatif yönteminin kesin ve güvenilir olabilmesi ise her iki tarafın, daima prezervatif kullanma konusunda uyumlarına bağlıdır. Eğer bir prezervatif yırtılır ya da kayarak sıyrılırsa gebeliği önlemek için ek korunma yöntemleri mutlaka kullanılmalıdır. Bunlar ilk üç gün içinde kullanılan hap (ertesi gün hapı, ertesi sabah hapı ) ya da spiral olabilir.

Meni , Semen, Sperm de HPV Virüsü

Erkekten Sperm, meni, semen ile HPV bulaşır mı?
İlişki sırasında erkekten gelen sıvıya meni veya semen denmekte ve bu sıvı spermleri içinde bulundurmaktadır.Toplumumuzda yanlış ifade olarak tüm bu sıvıya sperm denmekte, aslında bu sıvı semen olarak adlandırılmakta ve spermler bu sıvının içinde bulunmaktadır.
Spermde hpv olması mümkün değildir, fakat “meni” veya “semen” de yani ilişki ile erkekten gelen salgıda hpv virüsü bulunmaktadır. Bununla ile ilgili ilginç bir çalışma da var, şöyle.. Kanada da intrauterin inseminesyon veya bilinen halk arasındaki adı ile aşılama için başvuran ( aşılama kısırlık tedavisinde kullanılan bir yöntem) 85 erkek hastada semen de sperm yıkama işlemi öncesi ve sonrası HPV DNA araştırılmış. Bu 85 hastanın 45 tanesi daha önce HPV, genital siğil tedavisi görmüş erkeklerden 40 tanesi ise rastgele HPV hikayesi bilinmeyen kişiler arasından seçilmiş.
Sonuç çok ilginç.. Daha önce HPV genital siğil tedavi görmüş erkeklerin 24 tanesinin (%53) semeninde HPV saptanmış ve rastgele seçilen HPV ile ilgisi bilinmeyen erkek gurubunda ise 3 kişi (%8) semeninde HPV tespit edilmiş.

Sonuç olarak genital siğil tedavisi olmuş veya genital siğili olan erkeklerin semen (meni) inde HPV önemli ölçüde bulunmaktadır. Kanada'nın HPV virüsünün yaygın olduğu ülkelerden biri olduğunu da unutmamak gerek.

Meni nedir?

Meni, semen veya er suyu, orgazm sırasında penisten çıkan, içinde erkek üreme hücresi olan spermleri bulunduran beyaz, hafif yapışkan sıvıdır.
Erkek memeliler tarafından üremek için üretilen spermatozaları içinde barındıran organik sıvıdır. Üreme sırasında Kadın üreme ovumunu döllemek üzere erkek cinsel organlarında üretilir. İçeriğinde yaklaşık 200 ile 500 milyon adet spermatoza barındırır. Ayrıca içeriğinde amino asit, sitrat, enzimler, flavin, fruktoz, proteinler ve C vitamini de bulunur.

Spermlerin meni içindeki hareketini görmek mümkün. Çoğu insan menisi (semen, ersuyu) beyaz renklidir. Zaman zaman griye veya sarıya çalan renkte meni görülmesi de anormal değildir. Meni de kan görülmesi veya pembeye çalan renkte olması hematospermia ( kanlı sperm) isimli tıbbi rahatsızlık işaretidir ve acilen doktor kontrolü gerektirmektedir.

Erkeklerde Akıntı, Peniste Akıntı Ve Klamidya

Erkeklerde akıntı veya erkekte peniste akıntı şikayeti genellikle cinsel ilişki ile geçen hastalıkları düşündürmektedir.Gonore yani bel soğukluğu erkekte akıntı şikayetinin en sık sebeplerinden biridir. Klamidya enfeksiyonu da erkekte üretrit sorununa yol açar ve peniste akıntı şikayetine neden olmaktadır. Erkeklerde nonspesifik uretrit veya nongonokoksik uretrit adı penis enfeksiyonuna veya ağrılı ve şişmiş testislere (epididimit sorunu) yol açabilir. Klamidya bakterisi ile erkek temas ettikten yaklaşık 7-21 gün içinde genellikle belirtiler başlar. Ancak klamidya enfeksiyonu pek çok kişi de belirti vermediği için çoğu zaman nereden alındığı belli olmaz. Hastalık bulaştıktan sonra tedavi tam anlamıyla tamamlanıncaya dek bulaştırıcılık sürmektedir. Belirtileri bel soğukluğu belirtilerine çok benzediği için sıklıkla gonore (bel soğukluğu) ile karıştırılır. Ancak bel soğukluğu tedavisine rağmen belirtiler de azalma olmuyorsa klamidyoz düşünülür. Erkeklerde akıntı yapabilen klamidya enfeksiyonunun belirtileri:

  • Ağrılı idrar yapma , dizüri
  • İdrar yaparken yanma hissi
  • Penisten akıntı gelmesi
  • İdrar yolunun penise açıldığı yerde kızarma ve şişlik.
  • Bazı erkeklerde hiç belirti vermeyebilir.

Tanı penisten gelen akıntının bir laboratuvarda mikroskobik incelemesi veya kültür yapılması ile konulmaktadır. Antibiyotik tedavisi ile sonuç kısa sürede alınır ve erkekte üretrit nedeni de olan klamidya enfeksiyonu tedavi edilebilmektedir. Ancak tedavideki temel prensip cinsel eşlerin her ikisinin de birlikte tedavi edilmesidir. Tedavi edilmediği takdirde erkekte sperm yollarında iltihap ve tıkanma oluşturarak kısırlığa neden olabilir. Bu enfeksiyondan korunmak için en iyi yol cinsel ilişkide prezervatif kullanılması ve tek eşli bir cinsel yaşamdır.

HPV virüsü erkeklerde akıntı, peniste akıntı gibi bir şikayete sebep olmaz ve bu şekilde bir bulgu vermez..

Ürolog.Op. Dr.M.Ali Çıkım

Genital Herpes, Genital Uçuk, Cinsel HSV

Genital herpes, ya da diğer adı ile cinsel uçuk, genital uçuk herpes hsv 1 (herpes simplex virus tip 1) ya da hsv 2 herpes in etken olduğu, cinsel yolla bulaşan bir çeşit hastalıktır; HSV Tip 2 cinsel ilişki ile geçen hastalıklar sınıfındandır. Özellikle HSV-tip 2 genital bölgeyi, makat, kalça bölgesini, perianal bölgeyi; tip 1 ise genellikle ağız, yüz ve dudakları etkilemektedir.

Herpes virüsleri vücutta belirli sinir hücrelerine yerleşir ve bu enfeksiyonu geçiren kişilerin önemli bir kısmında yaşamları boyunca zaman zaman belirtilerin tekrarlamasına neden olur. Halk arasında cinsel uçuk, genital uçuk, genital aft ya da cinsel aft olarak bilinir. Hastalık yıllardır vücutta sinsi bir şekilde uykuda kalabilir. Human papilloma virus herpes genitalis ile genellikle birlikte bulunabilmekte ve her iki lezyon da , Human papilloma virus herpes genitalis lezyonları, aynı kişide birlikte bulunabilmektedir.

Genital Herpez enfeksiyonu nasıl ve ne şekilde bulaşır? Cinsel Herpes (HSV) virüsünün bulaşma şekilleri nelerdir?

Genital enfeksiyon sadece ve sadece cinsel ilişki ile bulaşmaktadır. Genital herpez, aktif genital herpes infeksiyonu olan eşinden doğrudan cinsel temas ile geçer. Eşlerin birbirine bu enfeksiyonu bulaştırması genellikle farkında olmadan da oluşabilir. Bulaşma hastalık belirtilerinin olmadığı dönemde bile oluşabilir. Genital herpes hastalığına sahip olan kişiler % 70 oranında bu hastalığın farkında değildir ve portördürler.

HSV vücuda genellikle dudak veya genital bölge mukozasındaki bir çatlaktan girerek ilerler ve sinir gangliyonlarına yerleşir. Bir kere sinir gangliyonunu tutan ve buraya yerleşen virüs yaşam boyu orada kalır. Virüs, hücre içine girdiğinde yaşamak için hücrenin fonksiyonlarını kullanır ve bundan dolayı hücrede hasara neden olur. Bu hasarın tipik belirtileri şiddetli ağrı, kabarcık, kaşıntı, huzursuzluk hissi ve içi sıvı dolu kırmızı şişlikler, büller yani afta benzeyen lezyonlardır. Hasta devamlı olarak huzursuzdur.

HSV yani Herpes virüsü bir kere vücuda girdiği zaman vücutta savaşmak için antikor dediğimiz savaşçılar oluşur. Bunlar kanda bulunurlar ve bağışıklık cevabı için çok önemlidir. Genital herpes de nüksler yani tekrarlar her zaman ilk ataktan daha hafif seyreder. İlk atak ilk yada primer infeksiyon olarak adlandırılır. Bu aşamada virüs sinir gangliyonuna yerleşir. Tekrarlayan ataklar (nüksler) virüsün sinir gangliyonunda çoğalması ile oluşmaktadır ve verdikleri rahatsızlık daima ilk enfeksiyona göre daha hafiftir ve daha kısa sürede iyileşme olur.

Genital Herpesin (cinsel uçuk, genital aft) en sık görülen belirtileri nelerdir?

  • Sıvı dolu kabarcık, büller , kabarıklık ve döküntü öbekleri. Uçuk tarzı bu döküntüler vajina, dış genital organlar ve rahim ağzında da çıkmaktadır.
  • Döküntü yerinde ödem, şişme , kabarma,çatlaklar
  • Kaşıntı, batma ve huzursuzluk hissi
  • Cinsel ilişki sırasında ve idrar yaparken ağrı, hatta cinsel ilişkiye girememe,ağrılı seks
  • 1 - 6 hafta süren cilt ağrısı, ciltte yanma hissi
  • Lenf bezlerinde şişme, lenfadenopati
  • Kas ağrıları, spazm
  • Karın ağrısı, bacaklarda ağrı, sancı, spazm
  • Baş ağrısı, halsizlik, isteksizlik ve kendini kötü hissetme hali.

Cinsel ilişki ile geçen bu Cinsel Herpes 'in (Genital Uçuk Aft-Cinsel Uçuk, Aft) tanısı nasıl konur?

Bir kadın doğum uzmanı tarafından jinekolojik muayenede uçuk lezyonlarını göz ile görmek ve hastanın şikayetlerini değerlendirmek tanıda genelde yardımcı olmaktadır. Ayrıca genital HSV teşhisini desteklemek için laboratuarda kanda antikor derecelerine bakılır. Bunun dışında yaralardan sürüntü alınarak yapılacak kültürde virüsün üremesi de tanıyı destekler. Kadınlarda smear testi de mutlaka yapılmalıdır. Smear testi genellikle HSV virüsü hakkında bir fikir vermese de, cinsel ilişki ile geçen hastalıkların genelde birden fazlası aynı kişide birlikte olduğu göz önünde bulundurulmalı ve hastanın aynı anda bir HPV, genital siğil virüsü taşıyıp taşımadığı da gözlenmelidir.

Cinsel uçuğun (Genital Herpesin) tedavisi var mıdır, ne şekilde tedavi yapılır? Genital herpes tedavisi şekilleri..

Cinsel ilişki ile geçen bu hastalığın tedavisi için değişik ilaçlar mevcuttur, ancak bu ilaçlar kesin tedaviyi sağlanamamaktadır. Genital herpes tedavisi ile hastalığına neden olan virüs tam olarak yok edilememektedir. Antibiyotikler sebep virüs olduğu için hiç etki etmezler ve tedavide yerleri yoktur. Lokal antibiyotikli kremler de etki etmez. Antiviral ilaçlar sadece ilk atağın şiddetini azaltmakta ve süresini kısaltmaktadır. İlaçlar ağrı ve yanma hissi için akut dönem geçene kadar rahatlık sağlamaktadır. İlaçlar ağızdan hap şeklinde ve lokal antiviral ilaç içeren krem şeklinde verilmektedir. Tedavi sırasında lokal antiseptik temizleyicilerin de kullanılması yardımcı olmaktadır. Dış cinsel organın temiz ve kuru tutulması, pamuklu iç çamaşırlar giyilmesi ve bu dönemde cinsel ilişkiden kaçınılması tedaviyi hızlandırmaktadır. Uçuk olan bölgeye dokunmamak ya da dokunduktan sonra hemen elleri yıkamak son derece önemlidir. Son yıllarda bağışıklık sistemini güçlendiren ilaçlar da tedavi esnasında yardımcı olmaları için kullanılmaktadır. Doğru ve etkin tedavi için yapılması gereken zaman kaybetmeden hekime başvurmaktır. Günümüzde yeni nesil antiviral ilaçlar ile genital herpes tedavisi artık çok daha kısa sürede sona ulaşmaktadır. İlaçların etkisini göstermesi genellikle 2-3 günü bulur.

Gebelikte Herpes virusunu etkisi nasıl olmaktadır?Genital herpesi olan gebe normal doğum yaparsa bebeğine herpes virüsünü bulaştırır mı?

Cinsel herpesin en önemli risk yarattığı önemli gruplardan biri de gebelerdir. Herpes simplex virüsünün oluşturduğu enfeksiyonlardır.Tip I ile ağız ve üst solunum yollarında ,Tip II ile alt genital sistemde küçük, ülsere, kaşıntılı ve ağrılı lezyonlar oluşmaktadır. Ağızda çıkanlar toplumda ‘uçuk’ olarak isimlendirilmektedir. Alt genital sistemdeki bulaşma direk temas ve cinsel temas ile olur. Ülserli lezyonlar varlığında bulaşma daha kolay olmaktadır.Virüs derideki sıyrıklardan vücuda girer ve cilt ile cilt altında çoğalır. Burada hücre ölümüne neden olarak ülserli lezyonlar oluşturur. Virüs ayrıca sinir hücrelerini de tutar. Hamilelikte anneden bebeğe plasenta yolu ile geçiş yok denecek kadar azdır. Asıl geçiş normal doğum sırasında annenin vaginasındaki herpez lezyonlarından virüsün bebeğe bulaşması ile olur. Doğum sırasında bulaşma ihtimali % 40 ‘tır ve bulaşan bu virüsler her iki yeni doğandan birinde sistemik yaygın enfeksiyonlara sebep olurlar.

Hamilelere ağızdan asiklovir tedavisi eğer enfeksiyonlar çok ciddi değilse önerilmez. İnsiyatif doktordadır. Gebelik sırasında geçiş olmadığından hamileliğin sonlandırılması gerekmez. Normal doğum sırasında annedeki virüsün bebeğe bulaşma riski epey yüksektir. Bebeğin bağışıklık sistemleri zayıf olduğundan virüsün bulaştığı bebeklerin % 60’ ı menenjitten ölmektedirler. Annede doğum sırasında genital organda aktif herpes varsa doğumun sezaryenle yapılması önerilmektedir.
Yani hamilenin aktif herpez varlığında sezaryen olması gerekmektedir. Sezaryenin amacı yeni doğanda oluşabilecek enfeksiyonları önlemektir

Genital herpes hangi başka hastalıkların bulaşmasını kolaylaştırmaktadır?

Genital alanı anüs ve kalça bölgesini etkileyen genital herpes açık yaralara yol açması nedeniyle özellikle AIDS (HİV) gibi cinsel yolla geçen diğer hastalıkların bulaşmasını kolaylaştırmaktadır. Çünkü herpes lokal savunmayı (bağışıklık sistemi) bozmakta ve savunma hücrelerini azaltmaktadır. Hastalığa yakalananların % 70’i virüsü hastalığı taşıdıklarından habersiz olan partnerlerinden almaktadırlar.Genellikle genital herpes ile birlikte bir veya birden fazla cinsel ilişki ile geçen hastalı bir arada bulunabilmektedir.

Genital Uçuktan, HSV ( herpes simplex virus ) den korunmak için geliştirilmiş aşı var mıdır?

Şu an geliştirilmesi ve çalışmaları süren olan aşının önümüzdeki yıl içinde kullanılmaya başlaması beklenmektedir. Özellikle genç hastalara uygulandığı zaman genital herpesi engellemesi beklenmektedir. Aşıyla korumaya çok erken yaşlarda başlamak gerekmektedir. Eğer önceden HSV tip1 hastayı etkilerse aşı fayda sağlanmaz ve uygulanmamalıdır. En iyi korunma yönteminin cinsel ilişkide prezervatif kullanımı olduğunu ise unutmamak gerekir. Ayrıca cinsel partnerde aktif herpes lezyonu yani genital uçuk var ise cinsel ilişkiden kaçınmak gereklidir. Bu gibi durumlarda prezervatif ile korunma bile bazen yeterli olmamaktadır.

Herpes Testi, Genital Uçuk Testi

Genital herpes veya diğer adı ile genital uçuk-cinsel uçuk , cinsel yolla bulaşan hastalıklardan olup, hastalığa DNA virüsü olan herpes simpleks virüs tip-1 (HSV-1) ve daha çok özellikle tip-2 (HSV-2) neden olmaktadır. Hastalık bulaşan bireylerin çoğunda; hiç belirti gözlenmemekte veya hafif semptomlarla seyredebilmektedir. Semptomatik vakalarda; genellikle genital bölgede veya rektum çevresinde bir veya birkaç uçuk oluşmaktadır.

Genital herpes (genital uçuk) nasıl ve ne şekilde teşhis edilir?

Genital herpesin teşhisi, genellikle genital bölgede oluşan uçuktan şüphelenme sonrasında gerçekleşmektedir. Hekim tarafından uçuk lezyonları kolaylıkla tanınıp teşhis konabilmektedir. Fakat şüphe durumunda doktor tarafından lezyondan , yaradan örnek alarak laboratuvara göndermektedirler. Bu gönderilen örnekler genelde kültür metodu veya daha hassas PCR metodu ile çalışılmaktadır. Ayrıca daha önce genital herpes tespit edilmiş kişilerde vücutta oluşan antikorların tespiti için kan alımı da yapılarak ELIZA testi de yapılmaktadır. Bu teste halk arasında uçuk testi veya herpes testi de denmektedir.

Genital Herpes tanısında herpes testi yapılmalı mıdır?

Teşhis tam konamadığı zaman ve hastalığın takibi ile antikor oluşunun gözlenmesi için hekim gerek gördüğünde herpes testi yapabilmektedir. Genital herpes hastalarının bir kısmında belirgin semptomlar gözlenmediğinden, virüsün tespiti klinik düzeyde yetersiz kalmakta ve laboratuvar analizi gerektirmektedir. Bu amaçla hastadan alınan kan örneğinde ucuz, basit ve pratik ELIZA testleri çalışılmaktadır.

Herpes testi olarak kullanılan diğer bir yöntem olan PCR metodu ise virüsün DNA’sını hedef aldığından, düşük virüs konsantrasyonlarında bile hastalığı tespit edebilmektedir. Diğer metotlarla karşılaştırıldığında, PCR; örneklerin saklanma süresinden ve bekletilme koşullarından en az etkilenen metot ve test olmaktadır.

Kültür metodu da genital herpes hastalığının tespitinde kullanılan diğer bir yöntemdir. Kültür metodunda, lezyondan alınan örneklere Papanicolaou, Giemsa veya Wright boyamaları yapılarak virüsün tespiti gerçekleştirilmektedir.

Hpv testleri arasında herpes simpleks virüsünün saptanma teknikleriyle ilgili yapılan çalışmalarda; kültür metodunun duyarlılığı % 69,9 ELIZA testinin duyarlılığı % 83-100 olarak belirlenmiştir. Bu veriler, metotların hatalı negatif sonuç verebildiğini göstermektedir. Diğer taraftan PCR metodu yaklaşık % 100 duyarlılık ile çalışmaktadır. Bundan dolayı PCR metodunun, herpes simpleksin tayininde ve kesin tespitinde en geçerli metotlardan olduğu bilinmektedir.

Molloskum Kontagiosum Hastalığı

Molluskum kontagiozum bir virüs türü olan poxvirus tarafından meydana gelen derinin iyi huylu bir hastalığıdır. Molloskum kontagiosum bir zamanlar en çok çocuklarda görülürken, daha sonraları gitgide artarak cinsel temasla bulaşan bir hastalık haline gelmiştir. Her iki cinste özellikle kasıklar, genital bölgeler ve makat civarında görülür. Genellikle çok sayıda, inci taneleri gibi, sivilce benzeri ama sivilceden daha sert, göbekli kabartılar şeklinde görülür. Hızlı bir şekilde tüm vücuda yayılabilirler.

Cinsel temasla bulaşabildiği gibi direk temasla, virüsle bulaşık olan (kontamine) havlu, çarşaf vb. ile bulaşır.

Molluskum Kontagiozumun Klinik Seyri Nasıldır?


İnkübasyon süresi 2-7 haftadır, bazen 6 ay kadar uzun olabilir. Vücutta yaygın, az sayıda, birbirinden ayrı, ciltten kabarık, papüler lezyonlardır. Bazı lezyonların orta kısmında umbulikus adı verilen çöküntüler bulunur. Vakaların % 10’ unda papüllerin etrafında ekzamatöz reaksiyon bulunur. Sistemik semptom ve bulgu yoktur. Ekzemalı veya immün yetmezlikli hastalarda çok yaygın olabilir.

Molloskum Kontagiozum Hastalığının Belirtileri Ve Tutulum Nedir?

Kadınlarda ve erkeklerde özellikle kasıklar, cinsel bölgeler ve makat civarında çok sayıda, inci taneleri gibi, sivilce benzeri ama sivilceden daha sert, göbekli kabartılar şeklinde görülür. Hızlı bir şekilde tüm vücuda yayılabilirler. Sıkıldıklarında içlerinden süt rengi ve kıvamında sıvı gelir ve bağışıklığı düşük kimselerde daha yaygındır. Bilinen bir komplikasyonu yoktur.

Molluscum Contagiosum Hastalığı Nasıl Bulaşır?

Genellikle cinsel ilişki ile bulaşmasına rağmen, direkt temas veya havlu, iç çamaşırı gibi virusle bulaşık (daha önce virüs ile temasta bulunmuş) eşyalarla da yayılır. Bulaştırıcılığı kısmen düşük olmasına rağmen, bulaştırma süresi tam olarak bilinmemektedir.

Deri Ve Genital Bölge Hastalığı Olan Molluskum Kontagiosum’ un Tanısı Nasıl Konur?

Genellikle lezyonların tipik görünümü ve sıkıldıkları zaman içlerinden süt rengi ve kıvamında sıvı gelmesi ile tanı konur. Bu sıvının yaymasında Wright veya Giemsa boyası ile intrasitoplazmik inklüzyonlar ve elektron mikroskopide tipik virus partikülleri görülebilir.

Molloskum Kontagiozumun Tedavisi Nasıl Yapılır?

Lezyonlar bazen kendi kendine iz bırakmadan iyileşir. Ancak kısa sürede iyileşmeyen lezyonların yayılmasını ve başka kişilere bulaşmasını önlemek için, doktor tarafından lokal anestetik kremler sürüldükten veya sıvı nitrojen uygulandıktan sonra içindeki sıvının çıkarılması önerilmektedir. Elektrokoter ile yakılarak ya da kriyoterapi ile dondurularak kolaylıkla tedavi edilebilir.

Et Beni Nedir, Et Beni Tedavisi Et Benleri Ve HPV

Et beni nedir?

Et benleri; cilt renginde, çıkıntılı kökü olmayan küçük deri parçalarıdır. Bunlar 20- 40 yaşından sonra oluşmaya başlar. Bu benlerin ortaya çıkışında bir çok sebep vardır.Vücut direncinde ani düşme, virütik enfeksiyonlar, ani kilo kaybı veya şişmanlik, hamilelik, menapoz , stres ve hormon hastalıkları et benlerinin hızla çoğalmasına sebep olabilirler. Et benleri epitelyal polip olarak da adlandırılırlar.

Et Beni kansere dönüşür mü?

Hayır, et benlerinin genellikle zararları yoktur, fakat eğer alınmayacaklar ise takip edilmelidirler. Hastayı rahatsız ediyorsa, çok kısa bir işlem ile alınmaları mümkündür. Genital bölgede olanların virüsler ile ilişkisi olabileceğinden dolayı alınmalarında ve takip edilmelerinde fayda vardır.

Et beni veya et benleri en sık nerede çıkar

Benlerin yeri önemli değildir. Et benleri sıklıkla boyun,erkek ve kadın genital bölge, koltuk altında ortaya çıkarlar.

Et Beni İle HPV virüsü arasında ilişki var mıdır?

Hem evet hem hayır. Bilindiği üzere 120 den fazla HPV tipi vardır ve bunları çok azı genital siğillere sebep olur ve kanserojen etkisi oluşturabilir. Yapılan çalışmalar genital bölge de olan “et beni” veya “et benleri” nin bir kısmının sebebinin de HPV virüsü ile ilişkili olabileceğini iddia etmektedirler. Görünüş olarak HPV tip 6 ile karışabilmelerine rağmen bazı tip HPV supgruplarının etmen de olabileceği iddia edilmektedir. Fakat etbenine sebep olan HPV virüsü tipi ile genital bölgede siğil ve kondilomlara sebep olan ve kanserojen etkisi de bulunan HPV virüsü tipleri aynı değildir. Bu sebeple HPV sonucu oluşan riskli kondilom lezyonları ve et beni arasında ilişki kurmak doğru değildir.

Et beni tedavisi nasıl yapılır?

Radyofrekans, Kriyoterapi , Koterizasyon ve Cerrahi olarak kolayca tedavi edilebilirler.

Et Benleri ne zaman önem kazanır?

Et benleri çok fazla sayıda ve tüm vücuda dağılacak şekilde yaygınsa, hastada bağırsak polipleri ve hormon bozukluğu mutlaka araştırılmalıdır. Et benleri eğer alınıp patoloji inceleme yapılmayacak ise dikkatle izlenmelidir, çünkü bir et benindeki herhangi bir yapısal değişiklik melanom (deri kanseri) belirtisi olabilir, bu durumda ileri tetkik gerektirebilir.

Kadın Anatomisi, Genital Anatomi, Cinsel Bölge,HPV


Kadın üreme organlarını ve genital anatomiyi incelerken iki bölümde irdelemek uygundur. Dış genital organlar olarak büyük dudaklar (labia majora), küçük dudaklar (labia minora), klitoris ve kızlık zarı (hymen)gözlenir. İç genital organlar ise daha çok üreme ile ilgili olup hazne (vajina, vajen)), rahim ağzı, rahim (uterus), tüpler (kanallar) ve yumurtalıklar (overler) olarak değerlendirilmektedir.

KADININ DIŞ GENİTAL ORGANLARI:


Labia majora veya büyük dudaklar

Kadın üreme organının, kadın genital yapısının dışarıdaki en belirgin
kısmını oluştururlar. Her iki yanda birer tane dolgun yapıda olmak üzere yukarıdan aşağı doğru uzanan, içlerinde ter ve yağ bezleri, kan damarları ve sinirler bulunan, iki kalın deri kıvrımından oluşmuştur. Üst kısımları daha çok olmak üzere kıllarla örtülüdür. İç kısmında kıl yoktur. HPV virüsüne bağlı genital siğiller in en sık yerleştiği bölgedir. Özellikle cinsel ilişki sırasında kanlanmaları artıp kolaylıkla ödemlenip şişerler. Embriyolojik dönemde erkekte testisleri içeren torbaların (hayaların) karşılığıdır.

Labia minora veya küçük dudaklar


Büyük dudakların altında vajina girişini çevreleyen yaprak biçiminde iki küçük ince deri kıvrımıdır. Büyüklükleri kişiye göre farklı olabilir. Hatta bazı kadınlarda biri büyük biri daha küçük olabilmektedir ve bu sebeple “vajina estetiği” veya “labioplasti” ameliyatı için doktora başvurular. Kıl ve yağdokusu bulundurmazlar. Bol miktarda kan damarları ve sinirler hücreleri vardır. HPV ve genital siğil , kondilom sıklıkla bu bölgeye yerleşir. Bazen küçük çocuklarda kendiliğinden yapışırlar, buna “labial füzyon” denmektedir.

Klitoris veya Bızır

Erkekteki penisin karşılığıdır. Kadında orgazmda en çok rol oynayan yapıdır. Kadın cinsel organının üstünde küçük dudakların bittiği yerde bulunur. Bol miktarda sinir,duyu hücresi barındırır. Cinsel ilişki sırasında sertleşir ve duyarlılığı sağlar. Bazı Afrika ülkelerinde kesilerek “kadın sünneti” yapılır.

Üretra ağzı, Üretral orifis

Klitorisin hemen altında idrar torbasının dışarı açılıp idrarın aktığı deliktir. Sonda buradan mesaneye takılır. Bazen burada anatomik yapı olarak küçük polipler “üretral karenkül” ler oluşmaktadır.

Kızlık zarı veya Hymen

Vajina girişinden yaklaşık 1-1.5 cm sonra bağ dokusu ve damarlardan oluşan ince bir deri kıvrımıdır. Zarın ortası kadından kadına değişkenlik gösterecek şekilde, adet kanamasının dışarı atılmasını sağlayacak biçimde açıktır. Çok nadir olarak tümüyle kapalı olabilir (Hymen imperforatus) ve bir operasyon ile adet kanının dışarı akması için kesilmesi gerekmektedir. Buna “Hymenotomi” denir. İlk cinsel ilişki sırasında zarda yırtılma olur ve her zaman olmasa da bir miktar kanama görülür. Ancak bazı zarlardaki orifis (açıklık) geniş olup cinsel beraberlikte esneme olur ve kanama olmayabilir. Halk arasında “esnek kızlık zarı” olarak isimlendirilen bu durum genellikle çiftlerde şüphe uyandırır ve bir jinekolog tarafından muayene olma ihtiyacı hissederler. Kızlık zarının spor yapma, bisiklete binme veya hafif düşme ile yırtılması mümkün değildir.

Perine

Vulvanın arka kısmından makata açılan kısımdır. Kas ve bağ dokusundan oluşmuştur. Genital siğil ve HPV hücreleri bu bölgeye sıklıkla yerleşir. Doğumda bebeğin başının çıktığı sırada esneyen bölgedir ve normal doğumda epizyo kesisi (doğum kesisi) bu bölgeye yapılır ve sonra tekrar dikilir. Bazen bu dikilen yer açık kalmakta veya skatris, iz kalmaktadır. Bundan rahatsızlık duyan kadınlar daha sağlıklı bir cinsellik veya genital güzellik için “vajina estetiği” veya “perineplasti”, “vajinoplasti” ameliyatı yaptırırlar.


KADININ İÇ ÜREME ORGANLARI

Vajina veya hazne

Tüp şeklinde olup dış ortam ile rahmin arasındaki bağlantıyı sağlayan 8-10 cm uzunluğunda,15 cm’e kadar uzayabilen ve 10 cm kadar genişleyen elastik yapıda bir organdır. Cinsel ilişki burada meydana gelir. Normalde ön ve arka duvarları birbirine değer. Önde mesane ,arkada rektum vardır.Doğum sırasında bebek bu kanalı geçerek dünyaya gelir. Çok doğum yapan ve doğumu zor olan kadınlarda vagina duvarlarının zayıflaması ile önde idrar torbasında sarkma, neticesinde özellikle idrar kaçırma, arka duvarda ise bağırsakta sarkma ve neticesinde kabızlık ve sıkışma hissi ortaya çıkar. Genital siğiller ve HPV nadiren de olsa vajina içinde çıkabilmektedir. Doğurmuş kadınlarda bu kıvrımlarda silinmeler meydana gelir ve vajinada genişlemeler olur. Bu genişlemeler sonucu cinsel şikayetleri olan kadınlar cinsel estetik yani “vajina estetiği” yaptırırlar.


Rahim veya uterus

Rahim veya uterus armut biçiminde düz kas hücrelerinden oluşan ve 6-7 cm boyutunda olup içi endometriyum olarak isimlendirilen bebeğin yerleştiği bir tabaka ile kaplı olan bir organdır. Rahimi yerinde tutan bir kısım bağlar, ligamenteler vardır. Gebelik sırasında rahim büyürken bu bağlardaki gerilmelere bağlı doğal kasık ağrıları olmakta ve hamilelerde rahim incelip büyüyerek tüm karnı dolduracak boyutlara ulaşmakta ve doğumdan sonra hızla küçülerek 40 gün içinde eski halini almaktadır.

Rahmin iç yüzünü kaplayan endometriyum her ay adetin bitmesiyle hormonların etkisiyle kalınlaşmaya, değişmeye başlar ve eğer döllenme olmayıp içine embriyo yerleşmez ise tekrar adet kanaması olarak dökülerek atılır.

Serviks, rahim ağzı

Uterus veya rahimin en alt kısmın serviks veya rahim ağzı adı verilen kısım oluşturur. Rahim ağzı muayene sırasında vajinaya spekulum adında bir alet konarak göz ile görülen ve smear testi yapılan bölgedir. Kadındaki kanserlerin en sık olduğu bölgelerden olan serviks çok sık enfeksiyonlara maruz kalabilir ve bunun sonucunda “rahim ağzında yara – servikal erozyon” ile “servisit” oluşmaktadır. HPV' ye bağlı değişikler ve “koilosit” hücreleri burada görülür ve bu sebeple HPV olan hastalarda simir testi ve kolposkopi bu bölgede yapılır.

Tüpler veya tuba uterina :

Rahmin her iki yanından çıkarak yumurtalıklara doğru uzanan 8 - 10 cm uzunluğunda boru şeklinde ince oluşumlardır.Tüplerin ucundaki fimbriyalar tarafından yumurtalıktan atıldıktan sonra yakalanan yumurtanın sperm tarafından döllenmesi gerçekleşir. Döllenmiş olan yumurta daha sonra tüp kanalından rahim içine taşınır. Dış gebelikler de sıklıkla tüplerde oluşmaktadır.

Overler (yumurtalıklar)

Overler rahmin her iki tarafında bulunmakta olup boyutları ortalama 2.5 cm2dir. Bebek oluşumu için en önemli faktör olan yumurtalar her ay sırasıyla yumurtalıklarda yapılmaktadır.

 

Penis, Erkek Anatomisi, Genital Bölge ,Genital Sigil HPV

Penis ve Scrotum erkekte dış genital organları yaparlar. Testisler, Epididymis, Ductus deferens, Vesicula seminalis ve Prostat ise iç genital organları oluştururlar.

Penis

Penis silindirik bir yapıdadır. İki önemli görevi üstlenmiştir. Bir yandan çiftleşme, öte yandan idrarı dışarıya atma işlevi bu organ tarafından sağlanır. İdrar yolunun son kısmı, penisin yapısı içinde bulunur. Çiftleşmenin normal olarak yapılabilmesi için penis özel bir yapıya sahip olmuştur. Cavernos yapılar sayesinde penisin ereksiyonu sağlanır. Ancak bu yapının yanı sıra peniste bir de spongios kısım vardır. Kavernos bölümündeki küçük boşlukları birbirinden ayıran duvarlar düz kas ve elastik liflerden zengin bir yapı gösterir. Kavernler arası bölmeler üzerinde küçük delikler bulunur. Penisin ereksiyonunda bu odacıklar (caverna) bu aralıklar vasıtasıyla birbirleri ile bağlantı sağlar. Odacıklara dolan kanın, sirkülasyonu da bu vasıtayla sağlanır.

Penis yapısının diğer bölümünü oluşturan süngerimsi (spongios) kısım yine esas itibariyle boşluklu (kavernos) bir durum gösterir. Buna rağmen, kavernos yapının fonksiyonel tarzını tam olarak ortaya koyamaz ve ereksiyon olayında da önemli bir görevi bulunmaz. Burada önemli özellik, penisin ereksiyon durumunda dahi, spongios bölümün odacıklarına gelen kanın, venlere doğru akışını sürdürmesidir. Bu kısım içinde idrar yolunun son parçası yer alır. Spongios bölümün genişleyen ön ucu glans penis'i yapar. Penisin serbest olan ve dıştan görünen kısmı, glans penis ve dorsum penis olmak üzere ikiye ayrılır. Penis'in radix (kök) kısmı ise, dıştan görünmez. Penisin serbest olan bölümü (pars libera penis) içinde idrar yolu (urethra) uzanır ve glans penis'in ucundaki delik ile (ostium urethrae externum) sonlanır. Penisin serbest kısmının büyük bölümünü cavernos yapılar meydana getirir. Daha dar bir yapı halinde, iki kavernos bölüm arasına ise spongios parça oturur.Penis erkekte HPV, genital siğillerin en sık oluştuğu bölgedir. Özellikle sulcus kısmında ve sünnet derisi kesisinin yapıldığı kısmda sıklıkla oluşurlar ve yerleşirler.

Penis derisi önde serbest bir bölüm ile sonlanır. Bu kısım glans penis üzerinde hareketli bir durum gösterir. Sünnet derisi (praeputium) denilen bu kısmın alt yüzünde toplanan birtakım ölü hücreler veya maddeler, temizliğin iyi yapılmadığı durumlarda praeputium iltahaplarına yol açar.

Scrotum (torbalar)

Uylukta aşağıya doğru sarkan bir torba gibidir. Embryonal dönemde aynı kaynaktan gelişen yapılar erkekte scrotum, kadında ise labium majus olarak teşekkül eder. Bu organlar analog yapılardır. Genital siğiller ve HPV' ye bağlı kondilomlar nadiren de olsa testisler üzerine yayılabilirler.

Scrotum duvar yapısı ile özellik gösterir. Karın ön duvarının yapısını meydana getiren bütün yapıları, scrotum'un duvar yapısında görebiliriz. Torba şeklindeki bu yapı içinde testisler bulunur. Sağ ve sol testisleri içine alan kısımlar ortadan bir bölme (septum scroti) ile iki ayrı kese oluşmuşlardır.

Scrotum duvarının yapısı içinde, özellikle düz kas liflerinden meydana gelmiş ve aynı zamanda elastik lifler de taşıyan tabaka (tunica dartos) fonksiyonel öneme sahiptir. Bu tabakadaki kas liflerinin kasılmaları ve gevşemeleri ile, scrotumda küçülme ve gevşeme gibi durum değişiklikleri görülür. Bu durumda, özellikle sıcak ve soğuk ortama göre scrotum şekil değişikliği gösterir. Böylece scrotum içindeki sıcaklığın ayarlanması mümkün olur. Çünkü; normal olarak, scrotum içi ısısı, karın içi ısısına göre 2-2,5 derece kadar daha düşüktür. Bu ısı şartlarının testislerin normal fonksiyonları için aynı kalması gereklidir. Tunica dartos yapısındaki liflerin fonksiyonları ile ısı ayarlaması kolayca yapılır.

Testis (Orchis)

Erkek iç genital organlarındandır. Çok hassas yapıları vardır. Basınca dayanamazlar ve fonksiyonlarını yitirirler. Burada üreme hücreleri ve önemli erkeklik hormonu yapılır. Scrotum içinde, bir bölme ile birbirlerinden ayrılmış olarak bulunurlar. Aşırı sıcak ve soğuğa karşı da çok hassastırlar. Normal olarak gelişimini tamamlamış bir erkekte scrotumların içinde bulunmaları gerekir. Ancak; bazen çeşitli nedenler ile, ya karın içinde yada inguinal kanalda kalırlar. Bu durumda testislerin iç yapılarında (tubuli contorti) önemli bozulmalar ortaya çıkar. Sonuç olarak da, normal spermium yapılamaz. Bazı hallerde ise; normal olarak testisler yerlerini almış olabilirler. Fakat, bu defa scrotumlara kadar ilerleyen iç organ fıtıklarında testisler yine basınç altında kalacağı için, yukarıda belirtilen sonuç ortaya çıkar.

Testisler dışarıdan sağlam yapılı bir örtü ile kuşatılmışlardır. Bu örtü testislerin yapısı içerisine birtakım bölmeler gönderir ve böylece testis yapısı içinde birtakım localar (lobuluslar) ortaya çıkar. Lobuluslar içinde testis kanalcıkları bulunur. Oldukça kıvrımlı bir yapı gösterirler.

Bu kanalcıklar testislerin iç yüzlerinden dışarıya çıkarlar. Dışarıya çıkış yerine mediastinum testis adı verilir. Mediastinum testisten aynı zamanda organa girip-çıkan damar ve sinirlerde geçer. Testislerde yapılan üreme hücreleri, lobulusler içindeki kanallardan geçerek dışarıya nakledilirler ve epididymis denilen yere ulaşırlar.

Epididimis (Epididymis)

Burası, spermiumların dışarıya iletilmesini sağlayan yolun başlangıcını oluşturur. Testislerin arka yüzünden başlayarak, konkav yüze doğru devam eder. Karşıdan bakıldığında bir virgül gibi görünüş ortaya koyarlar. Bütünlüğü içinde; baş(caput), gövde (corpus) ve kuyruk (cauda) olmak üzere üç bölümde incelenir. Oluşumun esas yapısı, testislerden gelen ince spermium kanalcıkları ve daha sonra bu kanalcıkların birleşerek meydana getirdikleri kuyruk kısmıdır. Epididymis, hazırlanmış olan spermiumlar için bir toplanma yeridir.

Spermium Kanalı (Ductus deferens)

Yaklaşık 40-50 cm kadar bir uzunluğu vardır. Epidimisin kuyruk kısmının ucundan başlar ve testisin arka kenarı boyunca yukarıya doğru yükselir. Bir bölümü hariç, esas görevi spermium'ların nakline hizmet etmektir. Duvar yapısı itibariyle önemli kısmı kas tabaka oluşturur. İç ve dışta uzunlamasına, ortada ise sirküler uzanan kas liflerinden düzenlenmiştir. Kanalın iç yüzünü mukoza tabakası döşer. Kanal lümeni bu mukoza tabakasının ileriye doğru yapmış olduğu çıkıntılar ile oldukça daraltılmış durumdadır.

Her iki yanda başlayıp, scrotumlardan yukarıya doğru yükselen ductus deferens'ler, yukarıya ve geriye doğru bir gidişile canalis inguinalis (kasık kanalı) içine girerler. Kanaldan sonra pelvis boşluğuna dahil olurlar. Yollarına devamla, prostat içinden geçip idrar kanalına(urethra) açılarak sonlanırlar.

Meni Keseciği (Vesicula seminalis)

Prostat ile birlikte erkek cinsel organlarının aksesuar oluşumudur. İdrar kesesinin arka-alt yüzü ile, rectum'un ön yüzü arasında bulunur. Küçük bir kese şeklinde oluşmuş, bir çift organdır. Uzunlukları yaklaşık 4-5 cm, genişlikleri ise 2-3 cm kadardır. Karşıdan bakıldığında, tabanı yukarıda, tepesi aşağıda küçük bir yaprak şeklinde görünüm ortaya koyarlar. Meni keseciği adı altında belirtilmesine rağmen, burada oldukça az miktarda meni depo edilir.
Esas itibariyle salgı yapan bir organdır ve bu yüzden de glandula vesiculosa adı ile de belirtilirler. Bunların yapmış oldukları salgı, spermiumların canlılığı için gereklidir. Vesicula seminalis'ler, spermiumları nakleden ductus deferens'lerin sonuç kısımları ile dar bir boyun şeklinde birleşirler ve tek bir kanal haline geçerler. Bu birleşmeden sonra oluşan yeni kanala ductus ejaculatorius denir. Bu kanal, yaklaşık 2 cm kadarlık bir uzunluk ile prostat'ı geçer ve idrar kanalı (urethra) na açılır. Bundan sonra erkeklerde idrar yolları ile meni yolları tek ve müşterek olarak devam eder.

Prostat

Erkek dış cinsel organları ile ilgili spesifik salgı bezidir. Kestane şeklinde olup, urethra'nın arka kısmına oturmuştur. Bu şekilde kanal ile sıkı bir komşuluk içindedir. Arkadan ise rectum ile komşuluğu vardır. Sağlam yapılı bir kapsül ile çevrilmiştir. Asıl yapısı içinde bol miktarda düz kas ihtiva eder. Salgılarını urethra'ya akıtan, 20-25 adet bezin birleşmesi ile prostatın esas yapısı ortaya çıkar. Bunların yapmış oldukları salgı bazik reaksiyonda olup, ince akıcı bir sıvıdır.

Erkek dış cinsel organlarının spesifik bezleri içinde kabul edilen bir diğer yapı ise, glandula bulbourethralis adı verilen bezlerdir. Bunlara Cowper bezleri de denir. Yaklaşık 2-3 cm kadar olan çok ince kanalları ile, her iki bez urethra'nın başlangıç kısmına (pars prostatica urethra) ayrı ayrı açılırlar. Koyu ve alkali özellikte salgı yaparlar. Bu salgı, ejakulasyondan önce uretra'ya verilir ve böylece uretra mukozası üzerindeki idrar artıkların nötralizasyonu sağlanmış olur.

Anüs (Makat), Rektum Anatomisi Ve HPV

Rektum takriben 1.20 m uzunluğundaki kalın bağırsağın 15 cm' lik son bölümü, kalın bağırsağın ucu olarak tanımlanır. Sinir, damar ve kaslardan oluşan karmaşık bir sistem sayesinde boşaltılmak üzere burada toplanan dışkı kontrol edilir ve dışarıya atılır.

Rektumun ucu 5 cm uzunluğundaki anal kanal “anüs” (makat bölgesi) tarafından oluşturulur. İhtiyaca göre açılıp kapanabilen bir sibop gibi görev görür. Halka şeklinde iki adet kas, iç ve dış sfinkter kasları, katılaşmış dışkının kontrolünü sağlar. Hemoroitlerin yumuşak damarlarla dolu memeleri ise gaz ve sıvıların kaçmasını önler. Makat (anüs) bölgesinde bulunan çok duyarlı sinirler sayesinde gaz, katı ve sıvı dışkı arasında ayırım yapılabilir.

İç ve dış sfinkter kaslarının arasında sıvı salgılayan bezeler vardır. Bunlar apse ve fistül oluşumunda büyük rol oynarlar. Rektum ve makat(anüs) arasındaki sınır çizgisine linea dentata denir. Bu, kırlangıç yuvasını andıran kriptler ve hafif bombeli papiller tarafından oluşur. Çizginin alt tarafı anoderm (makat derisi) adını taşır ve son derece duyarlıdır. Çizginin üstünde ağrı duyusu yoktur. Bundan dolayı burada oluşan bağırsak kanseri gibi hastalıklar erken safhalarda fark edilemez.

Makat (Anüs)da bulunan toplar damarların görevleri yoktur, sadece kapanmaları durumunda (kenar ven trombozu) çok ağrılı olurlar ve dış hemoroit olarak da adlandırılırlar. Ayrıca anüs etrafında ve anüsün içine doğru da yayılabilen HPV lezyonları, genital siğiller de sıklıkla gözlenmektedir. Anüs bölgesinde genital siğil olması için mutlaka “anal seks” olması gerekmemektedir. Vajina etrafındaki genital siğiller komşuluk yolu ile sıklıkla makat (anüs) civarına yayılmaktadır. Hatta bazen tedavi edilmeyip ihmal edildiği zaman buradaki HPV ve genital siğiller makattan içeri rektum kısmına da yayılabilmekte ve tedavisi de zor olabilmektedir.

Anus ve rektum hastalıkları, hafif şiddette rahatsızlıklardan, hayatı tehdit edici durumlara kadar ilerleyen rahatsızlıklara neden olabilir. Bu hastalıklarda erken teşhis ve tedavi çoğu kez hayat kurtarıcı olabilmektedir. Ne var ki hastaların çoğu bilgi eksikliği, ihmal, utanma gibi nedenlerden dolayı hekime geç başvurmaktadır.

Anal Bölge Hastalıkları, Anüs Makat Hastalıkları


Makat veya diğer adı ile anal bölge sindirim sisteminin en son kısmıdır. Kişiler rahat dışkılamanın kıymetini, anüsün sağlıklı olmasının kıymetini, ancak bu bölge hastalıklarına yakalandıktan sonra anlarlar.

Anüs hastalıkları genellikle çok ağrılıdır ve sıkıntılıdır. En sık görülen ve birbiri ile belirtileri nedeniyle genellikle karıştırılan 3 makat hastalığı; hemoroid, perinal fistül ve anal fistüldür.

HEMOROİD, BASUR

Halk arasında basur memesi, mayasıl olarak da adlandırılan hemoroid, makatın çevresinde mevcut olan venöz damarların, bacaklarda görülen varisler gibi şişmesiyle oluşan bir anal bölge hastalığıdır. Makat bölgesinde büyük abdestimizi tutmamızı sağlayan 2 adet kas, sfinkter vardır. Bunlar dış sfinkter ve iç sfinkter kaslardır. Dış kas, dış sfinkter bizim kontrolümüzdedir. Büyük abdest yapmak istediğimizde biz dış kası kendi isteğimizle açıyoruz. İç kas buna paralel olarak kendiliğinden açılıyor. İç ve dış kas arasındaki bu uyum bozulduğunda kişi kabız olmasa da ıkınarak, zorlanarak büyük abdest yapar. Bu ıkınma ve zorlanma sonucu meydana gelen basınç artışı buradaki venöz damarların şişmesine neden olur ve hemoroid gelişir.
Makat bölgesinde olan hemoroitin kesin neden belli olmamakla birlikte hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştıran etkenler vardır. Uzun süre ayakta durma-ayakta kalma, ishal, kabızlık, hareket azlığı, kalp yetersizliği, karaciğer sirozu, uzun süre öksürme ve kusmalar, gebelik, kalın bağırsağın son kısmının tümörleri,anüs kanseri ve bazı ailelerde kalıtımdır. Hemoroid genellikle 20-50 yaş arasında daha fazla görülür, kadın ve erkeğe göre büyük bir farklılık söz konusu değildir. Ancak doğumlar ve hareketsiz bir hayat nedeniyle bayanlarda erkeklere nazaran daha sıktır. Yaşamının herhangi bir döneminde hemoroid geçirmemiş insan adeta nadirdir. Hemoroid belirtisi (basur belirtisi) olarak en sık görülen belirti kanamadır. Ayrıca ağrı, yanma hissi, basınç ve ağırlık duygusu, şişme, kaşıntı, kabızlık hissi, akıntı ve basur memeleri diğer gözlenen belirtileridir.

Hemoroid teşhisi bu bölgenin doktor tarafından muayenesi ile konur. Küçük olan basur memelerini hastalar bazen genital siğil, kondilom ile karıştırabilirler. Gerekirse endoskopik muayene de yapılır. Belirtiler bu bölgenin kanseri (anüs kanseri) ile aynı olduğundan kesinlikle muayene olmadan hemoroid tedavisi yapılmamalıdır.

Hemoroid tedavisi hastaya ve hastalığın teşhis edildiği döneme göre değişir. Teşhisi hemoroid olan herkese aynı tedavi yapılacak diye bir kural yoktur. İlaçlarla tedavi mümkün olduğu gibi lazer, longo tedavisi, skleroterapi, bant ligasyonu ve cerrahi tedavinin değişik tipleri de uygulanabilir.

PERİNAL ABSE, FİSTÜL

Abse, anal bölgenin iltihabi hastalığıdır, ağrı başlıca belirtidir. Bunun dışında üşüme, titreme, ateş yükselmesi, defekasyon yapamama gibi yakınmalar da yapabilir. Abselerde tedavide ilaç tek başına yetersizdir. Abse lokal veya genel anestezi ile cilde veya makat boşluğuna en yakın yerlerinden yapılan küçük kesi ile boşaltılır. Birlikte ilaç da verilir. Tedavi sonrası ya tamamen iyileşir yada perianal abse sıklıkla perinal fistül haline döner. Perinal fistülde en sık yakınma akıntıdır. Ameliyat dışında perianal fistül ün başka bir tedavisi mümkün değildir.

ANAL FİSSÜR

Anal Fistül, anal kanaldaki çatlak ve yaradır. Kadınlarda daha da sıktır. Dış tarafta bir cilt kıvrımı vardır ve hastanın eline geldiği için basur ile karışır. Devamlı kabızlık hali, zor doğum gibi nedenlerle olabilir. Hekim tarafından tanınması çok kolaydır. Akut fissürlerde ilaçtan yarar görülür. Kronik fissürde kesin tedavi ameliyattır ve ameliyat ile başarı oranı çok yüksektir.

Op.Dr.Cavit Hamzaoğlu
Genel Cerrahi Uzmanı

 

Sünnet Ve Cinsel Hijyen,Sünnet Ve Cinsellik

Sünnet penisin uç kısmını saran, tıp dilinde 'prepisyum' adı verilen sünnet derisinin, belirli şekil ve uzunlukta cerrahi yolla kesilerek alınması ve penis uç kısmının açığa çıkarılması işlemidir. Sünnet yapılan erkeklerde bazı enfeksiyon hastalıkları ve kanserler sünnet olmayanlara göre daha az ortaya çıkar. Sünnet olan bebeklerde idrar yolu enfeksiyonu riski 20 kat azalır. Çünkü sünnet derisinin altında enfeksiyon oluşma riski ortadan kalkar. Çok uzun zamandır uygulanan bir gelenek olması yanında, dünya üzerinde en çok uygulanan cerrahi işlemdir. Sünnet hakkındaki tartışmalar bugün hem tıbbi hem de dini ve kültürel farklılıkların sonucunda artarak devam etmektedir. Tartışmalar bir yana sünnet, birçok toplum ve kültürde faydası düşünülmeden dini inanç ve gelenekler nedeni ile uygulanmaktadır. Her ne kadar sünnetin gerçek orijini tam olarak bilinmese de yapılan araştırmalar ve buna bağlı olarak ortaya atılan teorilerden çıkan sonuç; sünnetin farklı topluluklarda gerek kültürel gerekse dinsel olarak uygulanmasının çok eski tarihlere dayandığı gerçeğidir.

Sünnet yapılmasının zararı var mıdır?

Sünnetin hiçbir zararı yoktur, tam tersine hijyen ve cinsel sağlık açısından bir çok faydası vardır.

Sünnet sağlık açısından yararlı mıdır? Sünnet niye yapılır?

Sünnetin yapılmasında üç önemli neden vardır. Birincisi sünnetin tamamen dinsel ve geleneksel gerekçeleridir. Burada belirleyici olan kişinin ve toplumun inancıdır.

Sünnet için bir diğer gerekçe bu işlemin estetik bir işlem olarak görülmesidir. Sünnet ile glansın ortaya çıkması sonucu penisin daha estetik bir görünüm alıp almadığına yönelik bir tartışma da aslında kültürlere, kişilere ve beğenilere göre değişeceği için anlamlı değildir. Sünnetli penisin estetik olarak daha tercih edilir olması o toplumdaki geleneklere ve değer yargılarına göre değişiklik gösterebilir.

Üçüncü neden ise sünnetin getirdiği sağlıkla ilgili yararlarıdır. Bu konu uzun yıllardır süregelen bir tartışma konusudur. Sünnetin sağladığı önemli avantajlar vardır. Sünnetlilerde prepusiyumun ortadan kalkması ile cinsel yolla geçen hastalıkların bulaşma riski belirgin olarak azalmaktadır. Erken dönemde yapılan sünnet erkek çocuklardaki üriner enfeksiyon oranını önemli oranda düşürmektedir. Aynı zamanda sünnet çocukluk yaşta gelişebilecek prepusiyuma ait fimozis, parafimozis ve balanitis gibi potansiyel sorunları da ortadan kaldırmaktadır . Son yapılan çalışmalar AİDS hastalığının erkeklere bulaşma ihtimalinin çok daha düşük olduğunu göstermektedir.

Sünnet hangi yaşlarda yapılması en doğrusudur?

Sünnet, erkek çocuğun büyüdüğünün, olgunlaştığının kanıtlanması biçiminde yorumlanmaktadır. Dolayısıyla, çocuğun psikolojik travmaya maruz kalmayacağı yaşlarda yapılması çok önemlidir. Yapılan araştırma sonuçlarına göre uzmanlar, özellikle üç-altı yaşlar arasında yapılmasını çocuktaki psikolojik travmalardan dolayı pek tavsiye etmemektedir. Üç-altı yaşlar arasındaki çocukların, psikolojik olarak bir gelişme sürecinde bulunmasından ötürü psikolojik negatif bir etki oluşturmamak için zorunlu olmadıkça sünnet edilmesini önerilmemektedir.

Yenidoğan sünneti nedir?

Sünnet son zamanlarda yeni doğan bebeklerde; cerrahi işlemin kolaylığı, bebekte yara iyileşmesinin çabuk olması, sünnet sonrası bakımın kolaylığı ve psikolojik travma oluşturmaması nedeniyle en ideal yaş olarak kabul edilmektedir. Ancak bu durumda ailenin daha sonra çocuğa uygun lisanda sünnet olduğunu açıklaması ve arkadaşları sünneti önemli bir sosyal olay olarak yaşarken çocuğun kendini farklı hissetmemesini sağlaması gerekmektedir.

Hazırlayan
Ürolog. Op.Dr. M.Ali Çıkım

Rahim Ağzı Siğilleri ?? Nabothi Kisti, Nabothi Kistleri Ve HPV

Rahim ağzı siğilleri olarak yanlış bir ifade ile adlandırılan Nabothi kisti veya genelde birden fazla oldukları için Nabothi Kistleri rahim ağzında, servikste bulunan küçük kistlere verilen isimdir ( Naboti Kisti Veya Naboti Kistleri de denmektedir). Retansiyon kisti olarak da bilinen bu kistler içi mukus adı verilen sarı-beyaz renkli sümüksü bir sıvı ile doludur ve genellikle büyüklükleri 2-10 mm ebadındadır.

Serviks , Rahim ağzı normalde salgı salgılayan çok sayıda Nabothi bezleri ile doludur . Bu rahim ağzındaki salgı bezlerin değişik sebeplerden dolayı (cinsel travma, enfeksiyonlar, koterizasyon gibi) kanallarının tıkanması ile değişik boyutlarda rahim ağzında küçük kistler oluşmaktadır. Doğum yapmış kadınlarda daha sık görülmektedirler Genellikle hiçbir şikayet ve belirtiye yol açmazlar ve jinekolojik muayene veya ultrasonografik inceleme sırasında görülürler ve genellikle birden fazladırlar. Bazı kadınlarda nadiren de olsa çok büyüdüklerinde ilişki sırasında ağrı şikayeti oluşmaktadır. Küçük nabothi kistlerinin herhangi bir tedavisine gerek yoktur. Çok büyük yapıda veya şüpheli görünümde olanlara kolposkopi ve biopsi yapılabilinir.

Küçük nabothi kistinin veya çok sayıda olan küçük nabothi kistlerinin tedavisine gerek yoktur. Bazen nabothi kisti çok büyük boyutlara (1-3 cm kadar) ulaşabilir veya cinsel ilişkide ağrı yapar ise basit bir işlem olan koterizasyon ile yakılıp içlerindeki sıvı boşaltılır.

Rahim ağzı siğilleri diye bir oluşum yoktur!! Nabothi Kisti oluşumunun HPV virüsü ile bir ilişkisi yoktur ve her ne kadar bazen görünüm olarak HPV virüsünün yapmış olduğu genital siğillere dıştan bakış ile benzese de patolojik bir benzerlikleri yoktur ve bu kistlerin rahim ağzı siğilleri olarak adlandırılmaları da yanlıştır...

 

Güvenli Seks, Güvenli Cinsellik Ve HPV , Kondilom

İstenmeyen gebelikler ya da cinsel temas yoluyla bulaşan hastalıklar, önlem alınmayan cinsel ilişkilerin taşıdığı ciddi sağlık risklerini oluşturmaktadır. HPV başta olmak üzere cinsel yolla bulaşan hastalıkların yayılmasının en büyük nedenini, birden çok eşle ve korunmadan cinsel ilişkiye girmektir.

Güvenli seks veya güvenli cinsellik, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara, cinsel hastalıklara yakalanmamak veya yakalanma risklerini azaltmak için alınacak önlemlerdir. Güvenli cinsel davranışların başında ise cinsel ilişkiden kaçınma ya da cinsel ilişkiyi ertelemek ön planda akla gelmektedir. Prezervatif hem sizi, hem birlikte olduğunuz kişiyi koruyacak, cinselliği endişesiz yaşamanın sağlayacaktır. Gerçekte düzenli ve doğru kullanıldığında hamilelikten,tam olamasa da HPV den, HIV ya da cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklardan koruyan tek ve en güvenilir yöntemdir.


Cinsel yolla en sık bulaşan hastalıklar nelerdir?

Cinsel organlarda belirti göstererek veya belirti bulgu şikayet vermeden var olan cinsel enfeksiyonlar, her ülkede önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturmaktadır. HPV virüsü enfeksyonu, trikomonas enfeksiyonu, klamidya enfeksiyonu, gonore yani bel soğukluğu, sifiliz yani frengi ve tabii ki AİDS -HIV enfeksiyonu en önemli cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardır. Bu enfeksiyonlara neden olan 30’dan fazla etken, bakteri ve virüs bulunmaktadır. Bu etkenler, cinsel organlarda, deride, ağızda, anüste, boğazda, gözde görülebildiği gibi tüm bedeni de etki altına alabilmektedirler.

Cinsel yolla geçen enfeksiyonların kolay bulaşmasını sağlayan faktörler nelerdir?

Kondom, prezervatif kullanmadan, vajinal, oral veya anal cinsel ilişkiye girilmesi durumunda cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma riski yükselmektedir. Sık cinsel eş cinsel partner değiştirmek, birden fazla cinsel eşe sahip olmak, cinsel eşin birden fazla cinsel eşinin olması, multi partner yaşamak, son bir yıl içinde geçirilmiş cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü, fahişeler ile cinsel ilişkide bulunma, sünnetsiz olmak ya da sünnet derisinin penis üzerinde kıvrılması gibi faktörler cinsel ilişki ile bulaşan hastalıkların yayılımını kolaylaştırmaktadır.

Prezervatif kullanırken nelere dikkat etmek gerekir?

Her ilişkide yeni bir prezervatif ( kondom ) kullanılmalı, prezervatif ilişkinin başında takılmalı, ilişki bittiğinde penis sertliğini tam kaybetmeden, prezervatif penisle beraber dışarı alınmalı, eğer ilişkinin herhangi bir yerinde prezervatifin zarar gördüğü fark edilirse prezervatif hemen yenisi ile değiştirilmeli, prezervatif son kullanım tarihi kontrol edilmeli, prezervatif dar pantolon ceplerinde ya da uzun süre cüzdanda taşınmamalı, çünkü kondomun koruyucu özelliğini sürtünme azaltabilir. Yağ bazlı kayganlaştırıcılar veya masaj yağları kullanmayın. Aromaterapide kullanılan ürünleri kullanırken dikkatli olun, çünkü doğal kauçuk olan prezervatiflere zarar verirler. Daima hazırlıklı olun. Yanınızda prezervatif bulundurun. İlişkiye gireceğinizi düşünüyorsanız, prezervatif bulundurmanız sorumlu hareket ettiğinizi ve karşınızdakine saygı gösterdiğinizi ifade eder.

Prezervatif kullanımı HPV enfeksiyonuna karşı tamamen koruyucu mudur?

Maalesef ki hayır. Prezervatif HPV enfeksiyonlarına karşı kesin koruyucu bir yöntem değildir. Çünkü HPV erkekte penisin üzerinde, kadında vajina girişinde olabileceği gibi, prezervatifin koruma alanı dışındaki bölgelerde kasıklarda, pubiste erkekte testisler üzerinde (torbalarda) bulunabileceği ve ciltten temas yolu ile de geçebileceği için, kondom kullanımı HPV enfeksiyonuna karşı tam ve kesin koruma sağlamaz. Fakat buna rağmen yine de prezervatif kullanımı tüm diğer “cinsel ilişki ile geçen hastalıklarda” olduğu gibi HPV ye karşı korumada da en iyi yöntemdir. Aynı mantık “kadın prezervatifi” için de geçerlidir.

Gebelikte Güvenli Seks, Gebelikte Cinsellik

Gebelikle birlikte birçok fizyolojik, psikolojik değişim olmakta ve bu değişimler çiftlerin genel sağlığını ve cinsel sağlıklarını olumsuz etkileyebilmektedir. Gebelikte sürekli yüksek seviyede bulunan estrojen ve progesteron ile ilk aylarda çok yükselen fakat gebelik ilerledikçe belli düzeyde kalan hCG hormonu bu fiziksel değişimlerde önemli rol oynamaktadır. Gebelikte yaşanan tüm bu değişimler kadında yorgunluk, halsizlik, uyku bozuklukları gibi genel sağlık problemlerini de beraberinde getirmektedir. Oluşan bu gebelik değişikliklerinden en çok etkilenen de seks hayatıdır. Bazı gebeler yoğun orgazm yaşar iken bazıları da korkudan cinsel yaşamlarına ara verirler.
Gebelikte cinsel istek artışına rağmen cinsel ilişkinin rahim ağzının açılmasını kolaylaştıracağı ve erken doğuma neden olacağı ,damarların açılıp kanayacağı, erkek cinsel organının bebeğe zarar vereceği düşünülerek cinsellikten kaçınılır.
Cinsel ilişkide orgazm doğumu başlatan hormon olduğu iddia edilen “oksitosin hormonu” salgılanmasına neden olsa da erken doğuma sebep olmaz. Hatta bazı çalışmalar ilişkide orgazm sırasında çocuk hareketleri ve kalp hızında düzenli artışlar saptamışlardır.

Cinsel ilişki bebeğe zarar vermez, erkek cinsel organının bebekle fiziksel bir teması olması tıbben mümkün değildir ve cinsel birliktelik çocukta bir sakatlığa (inanılan batıl inançların aksine) sebep olmaz.Gebelikte ayrıca rahim ağzı kanalındaki salgının koyulaşması ile oluşan tıkaç bakterilerin ve sperminim rahim içine girmesini engelleyen bir bariyerdir.

Gebeliğin ilk 3 ayında genelde halsizlik, uykuya meyil, bulantı-kusma cinselliğe ilgi azalmasına yol açar. İkinci 3 ayda cinselliğe ilgi artarken, son 3 ayda cinsel haz kalitesinde artma olduğu halde büyümüş karnın getirdiği hareket kısıtlılığı ve endişeler cinsel ilgide azalma yaratır.

Unutmamak gerekir ki, sağlıklı bir gebelik dönemi için sosyal hayatın devam etmesi ve düzenli, güvenli cinsel hayatın da yaşanması son derece önemlidir.

Hamilelikte hangi durumlarda cinsel ilişkiye girmek sakıncalıdır?

ü Düşük tehlikesi varlığı

ü Sebebi açıklanamayan vajinal kanama

ü Gebelik kesesinin erken açıldığı,suların erken gelmesi durumu

ü Plasenta previa (bebeğin eşinin aşağıda olması)

ü Erken doğum tehlikesi

ü Partnerin cinsel temasla bulaşan hastalık taşıyıcısı olması

ü Gebede aktif kondilom, genital siğil - HPV lezyonlarının varlığı

ü Çoğul gebeliklerde son 3 ay

ü Tekil gebeliklerde son 1 ay

cinsel ilişkiye girmek sakıncalıdır…….

Gebelikte güvenli seks için dikkat edilmesi geken hususlar nelerdir?

ü Yasak olduğu durumlarda ilişkiye girmemek gerekir.

ü Cinsel ilişki sonrası az da kanama olsa doktorunuzun haberdar edilmesi gerekir.

ü Gebelikte cinsel ilişki sayısında kısıtlama yoktur. Fakat aşırıya kaçmamak gerekir. İlişki sırasında karın ve rahim fazla zorlanmamalıdır.

ü Kimyasal kayganlaştırıcılar kullanılmamalıdır.

ü Meme uçlarının fazla uyarılması oksitosin ismindeki hormonu salgılatıp erken doğuma sebep olabilmektedir.Meme uçlarındaki hassasiyete dikkat etmek gerekir.

ü Spermin içindeki prostaglandin ismindeki bir madde rahim ağzını uyarıp rahim kasılmalarına sebep olabilmektedir. İlişkide spermin vagina içine akmasına engel olmak gerekebilir. Prezervatif veya geri çekme metodu kullanılabilir.

ü Prezervatif aşırı esanslı olmamalı ve kimyasal maddeler içermemelidir. Normal basit prezervatifler tercih edilmelidir.

ü Önerilen cinsel pozisyonlarda ilişkiye girmeye özen gösterilmelidir.

Gebelikte HPV varlığında cinsel ilişkiye girmek sakıncalı mıdır?

Gebelikte eğer vajina içinde yaygın hpv ye bağlı büyük kondilomlar yok ise cinsel ilişkiye girmek sakıncalı değildir, fakat prezervatif kullanmak gerekir. Vajina girişinde ve vajina içinde genital siğilleri kondilomlar var ise cinsel ilişkiye girmekten kaçınılmalıdır, çünkü cinsel ilişki hpv nin daha kolay yayılmasına yardımcı olabileceği gibi anne adayına cinsel birleşmede ağrı yapabilir ve kanamaya da sebep olabilir.

Gebelikte güvenli seks için hangi cinsel pozisyonlar önerilmektedir?

Gebelikte cinsel ilişkide değişik pozisyonların denenmesi gebelik boyunca faydalı olabilir. Örneğin çok kullanılan erkeğin üstte olduğu cinsel pozisyon (misyoner pozisyonu), özellikle gebeliğin 20 haftasından sonra ve özellikle ileriki aylardaki bir gebelikte karnın yaptığı basınca bağlı hem anneye rahatsızlık verecektir, hem de çocuğun kan dolaşımını bozacaktır. Bu sebeple gebelikte ilk 3 ay bir sakıncası olmasa da genellikle hamlelik boyunca önerilmeyen bir cinsel pozisyon, cinsel birleşme şeklidir.
Gebelikte güvenli seks için tüm gebelik haftalarında ve özellikle 12. gebelik haftasından sonra, daha çoklukla kadının üstte veya yanda olduğu, kadının hareketlerine yön verebileceği cinsel pozisyonlar tercih edilebilir.

Fakat unutmamak gerekir ki, gebelik hormonları etkisiyle vagina salgısının artması tüm vücutta olduğu gibi vaginada da oluşan ödem nedeniyle tüm güvenli olan cinsel pozisyonlarda dahi ilişki sırasında ağrı duyusu olabilmektedir.

Gebelikte orgazm problemi olur mu? Gebede cinsel istek ve arzular nasıldır?

İlerleyen gebelik ile birlikte cinsel istek, cinsel ilişki sıklığı , orgazm, cinsel tatmin fonksiyonlarında genel olarak azalma söz konusudur . Gebeliğin erken döneminde genital bölgedeki kanlanma arışı nedeniyle rahim ve rahim ağzında yumuşama vardır, vajinada renk değişikliği, dış genital organlarda büyüme ve artmış vajinal akıntı görülür. Bu erken dönemde cinsel istek ve arzuda belirgin bir artış görülür ancak devamlılık göstermez. Gebelik ilerledikçe bulantı-kusma,memelerde hassasiyet, halsizlik, fiziki kısıtlılık nedeniyle cinsel istek ve performansta azalma görülür. Burada bazı psikolojik faktörler de rol oynamaktadır. Chloasma, linea nigra, stria gibi vücutta ve ciltte olan renk ve yapı değişiklikleri vücut görünümündeki değişiklikler ve bu değişiklikleri kabullenme süreci önemli rol oynayabilmektedir. Gebelikte orgazm değişkenlik göstermekte, cinsel tatminde-orgazmda ise genel olarak azalma görülmektedir.
Gebelik sırasındaki cinsel ilişkide gebenin orgazm olması anne karnındaki bebeği olumsuz etkilemez, tam eksine bebeğin hareketlerinin bu esnada arttığı ve kalp atışlarında da olumlu değişiklikler ve artışlar olduğu NST çekimlerinden bilinmektedir.
Cinsel istek ve arzu ilk 3 ayda hafif azalır veya değişmez, gebeliğin 12. ila 28. gebelik haftaları arasında kısmen artar veya değişmez, fakat gebeliğin son aylarında ise belirgin düşme gösterir. Doğum sonrası 3-4 ay cinsel istekte genel bir azalma görülür ve zamanla tekrar normale döner.

Gebelikte ne kadar sık cinsel ilişki? Sıklık ne olmalı?

Gebelikte cinsel ilişki sıklığını değerlendirdiğimizde genellikle çiftler gebelik öncesi aylarda ortalama 8-10 kez ilişkiye girer iken, gebeliğin ilk 3 ayında bu ilişkiye girme sıklığı ayda ortalama 6 kez, gebeliğin 12.ila 28. haftaları arası ayda ortalama cinsel ilişki 5 iken son aylarda ciddi bir düşme göstererek çiftler ayda ortalama 1 veya 2 kez seks yaparlar. Bu azalmanın sebebi bebeğe zarar verme korkusu, kadındaki cinsel arzuda değişkenlik ve cinsel pozisyonlardaki zorluktan kaynaklanmaktadır.

Rahim Ağzında Yara, Servikal Erozyon Ve HPV Virüsü

Rahim ağzında yara veya kronik servisit ( Rahimde yara, Rahim yarası) kadın doğum muayenelerinde çok sık görülen bir problemdir. Tıbbi olarak “servikal erozyon” diye adlandırılır. Servisit kelimesinin anlamı rahim ağzı iltihabı, enfeksiyonudur.
Rahimağzında yara rahim ağzını kaplayan normal epitel hücrelerinin kaybolup daha kırmızı olan rahim kanalındaki endoservikal hücrelerinin dışarı transformasyon alanına doğru uzanarak yayılmasıdır . Bu yayılmış olan hücreler daha çok kanladığı için kırmızı renkte görülürler ve eğer bir enfeksiyon da eklenirse kanamaya daha yatkın olurlar. Bu enfekte doku eğer tedavi edilmez ise müzminleşir ve kronik servisit yani yaraya dönüşür.

Rahim ağzı yarası kimlerde görülür?

Rahim ağzında yara oluşumunun yaş ve normal doğum sayısı ile doğrudan bir alakası yoktur. Her yaş kadında görülebilmektedir. Rahim kanalının dışa dönmesi ektropion veya eversion olarak isimlendirilmekte olup genellikle kronik servisit ile karışmaktadır.

Rahim ağzı yarası'nın HPV enfeksiyonu ile bir ilgisi var mıdır?

Rahim ağzında yara görülmesi bir enfeksiyonun veya rahim ağzındaki bir hücre değişimini düşündüreceği için mutlaka incelenmesi ve pap smear testi yapılması gerekir. Rahim ağzı yarası mutlaka HPV varlığı anlamına gelmez fakat bu rahim ağzındaki yara görüntüsü sıklıkla HPV enfeksiyonuna bağlı hücresel değişiklere bağlı da olabilmektedir. Hekim mutlaka rahim ağzında yara görüntüsü varlığında bir HPV virüsü enfeksiyonunu da göz önünde bulundurur.

Rahim ağzı yarasının en sık nedenleri nelerdir?

Yaranın tam sebebi kesin olarak bilinmemekle birlikte en sık sebep serviksi etkileyen enfeksiyonlardır. Klamidya,trikomonaz, HPV virüsü, gonore gibi enfeksiyonlar tedavi edilmedikleri takdirde sıklıkla yaraya sebep olmaktadırlar. Diğer sebepler ise çok sık cinsel ilişki, hormonal değişiklikler ve bazı kimyasal faktörler ( spermisidler ,prezervatif üzerindeki kimyasallar ve kremler ) ve sık vajinal duştur. Cinsel birleşme sırasında penisin yarattığı yada vajinal tampon kullanımının yol açtığı travmanın risk faktörü olduğu da inanılmaktadır .

Rahimağzı yarası kadında ne gibi belirtiler verebilir?

Rahim yarası sıklıkla herhangi belirti vermez ve yapılan rutin jinekolojik muayene sırasında jinekolog tarafından saptanır. Buna rağmen bir çok kadında rahimağzındaki yaraya bağlı en sık şikayet devam eden kokusuz, kaşıntısız bol miktarda beyazımtrak olan akıntılardır. Eğer yara büyük ise “spotting” tarzında ara kanamalar veya ilişki sonrası kanamalar sıklıkla görülmektedir.

Rahim ağzı yarası kısırlığa sebep olur mu?

Rahim ağzı yaraları birçok kadında servikal mukusun (rahim ağzı salgısı) değişmesine sebep olarak spermlerin rahim içine geçişini zorlaştırarak kısırlık problemlerine de yol açabildiği bilinmektedir. Hamilelerde ise vajinal akıntının fazla miktarda olması ve tekrarlayan , tedaviye cevap vermeyen vajinal enfeksiyonlar rahim ağzı yarasını düşündürmelidir.

Servikal Erozyon, Rahimde Yara tanısı nasıl konur? Vajinal Akıntı Kaşıntı ne anlama gelir?

Yaranın tanısı çok kolaydır ve doktor tarafından yapılan jinekolojik muayenede göz ile kolaylıkla konulmaktadır. Mutlaka pap smear testi yapılmalıdır. Smear testinin güvenli bir şekilde alınamayacağı taze kanamalı , çok büyük rahim ağzı yaralarında ,lezyonlarda ve şüpheli yaralarda doğrudan smear testine gerek duymadan kolposkopik inceleme ve kolposkopk biopsi yapılması daha doğrudur.

Rahim ağzındaki yaranın tedavi nasıl yapılır? Tedavide hangi yöntemler tercih edilmelidir?

Yaranın (kronik servisit) antibiyotik veya fitil ile yani bir ilaç ile tedavisi mümkün değildir. Tedavinin prensibi rahim ağzında enfekte olup değişime uğramış dokunun ortadan kaldırılarak (destruksiyonu) o bölgenin tekrar normal rahim ağzı epiteli ile kaplanmasına olanak sağlanmasıdır. Yara tedavisinde kullanılan yöntemler:

  • Koterizasyon (Yakma tedavisi, Elektokoter tedavisi) : Yara yakma ülkemizde en sık kullanılan tedavi yöntemidir. Elektrokoter olarak isimlendirilen bir cihaz ve elektrik yardımı ile rahim ağzındaki yara olan kısım ısı verilerek yakılır. Ortalama işlem4- 5 dakika sürmektedir. Yakılan kısım bir süre içinde (yaranın büyüklüğüne bağlı olarak 1-2 ay) iyileşerek yerini normal yüzeye bırakır. Hasta işlem sırasında az bir ağrı hisseder. Genellikle bir anestezi uygulanmasına gerek yoktur. Yara yakma muayenehane şartlarında kolaylıkla uygulanabilmektedir. İşlem sonrası bir süre vajinadan fitil şeklinde ilaç kullanması (genellikle biokadin fitil), havuz –denize girilmemesi ve yaklaşık 1 ay kadar süre cinsel ilişki kısıtlaması gerekmektedir. Yakma işlemi sonrası ilk ay kadınlarda kanlı veya sulu akıntı veya az miktarda ara kanama gibi şikayetler sıklıkla görülmektedir.Özellikle doğurmamış kadınlarda rahim kanalında daralma yapabileceği ve kısırlığa sebep olabileceği için yakma en son seçenek olmalıdır.Başarı oranı diğer yöntemlerde olduğu gibi% 80-90’dır.
  • Kriyoterapi (Yara Dondurma ): Uzun bir çubuk ile rahim ağzındaki yara olan kısmın “Nitrous oxide gazı” ile dondurulup dokunun harap edilmesi işlemidir. Muayenehane şartlarında yapılabilen kolay, risksiz, ucuz , hızlı ve yan etkileri az olan bir işlemdir. Ağrısı olduğu için lokal veya genel anestezi genellikle gerekmemektedir. İşlem ortalama 3-5 dakika sürmekte olup hasta için epey konforlu bir metodtur. İşlem sonrası bir süre vajinadan fitil şeklinde ilaç kullanması (genellikle biokadin fitil) ,havuz –denize girilmemesi ve 1 ay kadar süre cinsel ilişki kısıtlaması mutlaka gerekmektedir. Tedavi sonrası genellikle uzun süren akıntı sıklıkla görülür. Vajinal akıntı ve bazen de kaşıntı olabilmektedir, endişe yaratmamalıdır. Tedavinin başarı şansı diğer yöntemlerdeki gibi %8 0-90 'dır. Kriyoterapi tedavisinin başarısızlığın en sık nedeni yaranın kriyoterapi probundan daha büyük ve geniş olmasına bağlıdır. Bunun için büyük ve geniş yaralarda tercih edilmez, istenilen sonuç alınmaz. Unutmamak gerek ki, doğurmamış kadınlarda rahim ağzında daralma yapmayacağı için ilk tercih edilen yöntem olmalıdır. Kısırlık veya doğurganlığı olumsuz etkileme gibi bir riski yoktur.
  • Lazer tedavisi (laser tedavisi): Üllemizde çok sık kullanılan bir yöntem değildir.CO2 lazer tedavisi kriyoterapi için büyük olan yaralarda doğurmamış hastalarda etkilidir. Bunun dışında diğer yöntemlere belirgin herhangi bir üstünlüğü yoktur ve epey pahalı bir yöntemdir. Lazer tedavisi basit bir lokal anestezi ile muayenehane şartlarında kolaylıkla yapılabilinir.Lazer tedavisi sonucu oluşan ve istenmeyen en sık komplikasyon uzun süren kanamadır.Bu tedavi şeklinin başarı şansı diğer yöntemlerde de olduğu gibi %80-90 'dır.
  • Kanser Testleri, Kanser Taraması Ve Kanser Türleri

    Kanser ve kanserde de erken tanı için, vücudumuzun verdiği uyarıcı belirtileri gözlemlemek, değerlendirmek, olası risk faktörlerini göz ardı etmemek çok önemlidir. Bunlara ek olarak, kanser oluşumunu önceden yakalamamızı sağlayan gerekli incelemeleri ve kontrolleri de düzenli olarak yaptırmamız şart. Unutmayın, erken teşhis yaşama oranını belirgin bir şekilde arttırır!

    Aşağıda verilen kanser testleri ve kanser tarama programı , ABD Kanser Derneği tarafından önerilen kanser önleme programının bir parçasıdır. Kanser taraması,erkekte ve kadında kanser türleri,kanser testi programı ve kanser testleri hakkında kısa ve detaylı bilgi ;

    MEME KANSERİ TARAMA PROGRAMI

    Meme Kanseri Uyarıcı Belirtileri:

    Memede ele gelen herhangi bir sertlik veya kitle veya meme uçlarından gelen anormal akıntı veya kan.

    Meme Kanseri Riski Faktörleri:

    Meme kanseri kadınlarda genellikle elli yaşın üzerinde; hiç çocuğu olmamış kadınlarda, ilk çocuklarını otuz yaşından sonra doğuran kadınlarda, hiç emzirmemiş, süt vermemiş olan kadınlarda, ideal ağırlıklarının yüzde 40 üzerinde olan şişman kadınlar ile cinsel olgunluğa gecikmiş olarak gelen veya gecikmiş menapozu olan kadınlarda ve ailesinde (anne veya kız kardeşlerde) menapoz öncesi meme kanseri olayı olan kadınlarda ortaya daha fazla çıkar.

    Meme Kanseri Tarama, Check-up Kuralları

    Her kadın ayda bir defa göğüslerini dikkatlice muayene etmelidir. Bu meme muayenesine ek olarak, yirmi ile kırk yaş arasında olan kadınların her üç yılda bir göğüslerini bir hekime muayene ettirmesi gerekmektedir. Kırk yaşın üzerinde ve menopoz öncesi olan kadınların bu muayeneyi her yıl yaptırması gerekir. Eğer kırk yaşın altında iseniz, ailenin geçmişinde göğüs kanseri yoksa yüksek risk gruplarından birine girmiyorsunuz demektir ve doktor önerisi ile mamografinin alınmasına gerek duyulmayabilir. Eğer kırk ile kırkdokuz yaşlan arasında iseniz, herhangi bir belirti veya kitle yoksa ve ailenizde göğüs kanseri geçiren biri yoksa yalnızca bir kez basit bir mamografi, özellikle dijital mamografi yaptırın. Elli yaşından sonra mamografi, meme filmini her yıl mutlaka yaptırın. Eğer ailenizde göğüs kanseri varsa, yaşınıza aldırmaksızın her yıl bir mamografi tercihen dijital mamografi yaptırın.

    TESTİS KANSERİ TARAMA PROGRAMI

    Testis kanseri Uyarıcı Belirtiler:

    Teslislerde ele gelen herhangi bir kitle veya testis boyutlarında değişiklik.

    Testis Kanseri Riski Faktörleri:

    Testis kanseri yaşlı erkeklerden daha özellikle çok genç erkeklerde ortaya çıkar (testis kanseri kırk yaşından sonra fazla görülmez); normal yerine inmemiş testisler testis kanseri için risk faktörüdür.

    Testis Kanseri Tarama Check-up Kuralları:

    İlk gençlik yıllarının son dönemlerinden başlayarak tüm yaştaki erkekler her ay teslislerini kendileri elle muayene etmelidirler.

    KOLOREKTAL (KALIN BAĞIRSAK VE REKTUM) KANSER TARAMA PROGRAMI

    Kalın bağırsak, Rektum kanseri Uyarıcı Belirtiler:

    Oluşan herhangi bir rektal (makattan gelen) kanama veya dışkılama alışkanlıklarında uzun dönemli değişiklik ve farklılıklar.

    Kalın Bağırsak Kanseri, Rektum Kanseri Riski Faktörleri:

    Aile üyelerinden birinde geçmişte kolorektal polip (bağırsakta iyi huylu tümoral oluşum, polip) veya kolorektal kanser veya kronik ülserleşmiş kolit olması önemli bir kanser riski faktörüdür.

    Kalın Bağırsak Kanseri, Rektum Kanseri Check-up Kuralları:

    Kırk yaşın üzerinde olan kadın ve erkeklerin her yıl genel cerrahi uzmanına başvurarak bir rektal muayeneden geçmesi gerekir. Bundan öte elli yaşın üzerinde olan erkek ve kadınların en azından iki yılda bir endoskopik sigmoidoskopik muayeneden geçmesi (sigmoidoskop ile kolon içinin muayenesi, kolonoskopi, rektoskopi) ve her yıl kan bulunup, bulunmadığının kontrolü için dışkı testini yaptırması gerekir.

    RAHİM AĞZI KANSERİ, SERVİKS KANSERİ TARAMA PROGRAMI

    Rahim Ağzı Kanseri Uyarıcı Belirtiler:

    Anormal vajinal kanama, cinsel ilişki sonrası kanama şikayeti.

    Rahim Ağzı Kanseri Riski Faktörleri:

    HPV ve genital siğil rahim ağzı kanseri için en önemli risk faktörüdür. Ergenlik çağına geldikten kısa bir süre sonra cinsel ilişkiye girmek veya çok fazla cinsel ilişki partnerinin olması da tabii ki risk faktörüdür.

    Serviks Kanseri Check-up Kuralları:

    Onsekiz yaşına gelen kadınların veya cinsel olarak aktif olanların her yıl Pap testi, smear testi yaptırması ve pelvik muayeneden geçmesi gerekir. Birbirini takip eden üç veya daha fazla normal sonuç veren yıllık muayenenin ardından jinekolog Pap testinin daha az aralıklarla yapılmasına karar verebilir ve takip programı düzenler.

    ENDOMETRİUM KANSERİ (RAHİM İÇ ZARI) TARAMA PROGRAMI

    Endometriyum Kanseri Uyarıcı Belirtiler:

    Anormal vajinal kanama, düzensiz kanama.

    Endometriyum Kanseri Riski Faktörleri:

    Geçmişte kısırlık olması veya sağlıklı ovülasyon yumurtlama olmaması; menapozun geç başlaması veya uzun süreli östrojen tedavisi, vücutta aşırı yağlanma, kilo- obezite, çok fazla sigara içmek.

    Endometriyum Kanseri Check-up Kuralları:

    Menapoza geldikten sonra geçmişinde kısırlık, aşırı şişmanlık, yumurtlayamama - ovulasyon olmaması, anormal rahim kanaması veya östrojen tedavisi olan kadınların endometriyal biyopsi, kürtaj yaptırmaları gerekir.

    İDRAR YOLU VE MESANE KANSERİ TARAMA PROGRAMI

    İdrar Yolu Ve Mesane Kanseri Uyarıcı işaretler:

    İdrarda kan, hematüri; sırt-bel ağrısı; kilo ve iştah kaybı, sürekli ateş; anemi -kansızlık.

    İdrar Yolu Ve Mesane Kanseri Riski faktörleri:

    Elli yaşın üzerinde olan erkeklerde kadınlara göre daha sık olmak üzere, çok fazla sigara içenlerde, geçmişte kronik idrar yolu enfeksiyonlarından rahatsız olanlarda daha üriner sistem kanseri fazla görülür.

    İdrar Yolu Ve Mesane Kanseri Check-up Kuralları:

    Genel muayeneniz sırasında yapılan rutin idrar tahlilleri (TİT) idrarınızda kan olup olmadığını (hematüri) gösterecektir. Eğer hematüri bulunursa, doktorunuz anormal bir doku da bulursa, biyopsi de dahil olmak üzere sistoskopik bir muayene yapabilir. Doktorunuz ayrıca bir böbrek filmi de isteyebilir.

    AĞIZ KANSERİ TARAMA PROGRAMI

    Ağız Kanseri Uyarıcı işaretler:

    Ağzınızın renginde herhangi bir değişiklik veya ağzınızda iyileşmeyen herhangi bir yara, siğil gibi kabarıklık.

    Ağız Kanseri Riski Faktörleri:

    Genellikle kırkbeş yaşın üstünde erkeklerde, çok fazla sigara içenlerde ve özellikle çok fazla alkol kullanımı ile birlikte dumansız tütün kullananlarda (tütün çiğneyenlerde) daha fazla görülür. Oral seks yapanlar ve genital siğili olan çiftler de ağız kanseri açısından risk altındadırlar

    Ağız Kanseri Check-up Kuralları:

    Eğer iyileşmeyen bir yara, siğil varsa kulak burun boğaz doktorunuza veya diş hekiminize başvurun.

    PROSTAT KANSERİ TARAMA PROGRAMI

    Prostat Kanseri Uyarıcı Belirtiler:

    Erkekte idrara çıkmada zorluk, rahat idrar yapamama; sırtın alt kısmında sürekli bir ağrı, pelvis veya kasıkların üst kısmında sürekli devam ağrı; idrarda kan, hematüri.

    Prostat Kanseri Riski Faktörleri:

    Yetmiş yaşın üzerinde olan erkeklerde prostat kanseri daha fazla görülür.

    Prostat Kanseri Check-up Kuralları:

    Eğer kırk yaşın üzerinde iseniz, periyodik tıbbi muayeneniz sırasında ultrasonografi ile muayeneden geçmeniz ve PSA, Free PSA baktırmanız gerekecektir.

    CİLT KANSERİ TARAMA PROGRAMI

    Cilt Kanseri Uyarıcı Belirtiler:

    Düzensiz sınırları ve görüntüsü olan küçük bir lezyon yara, bere ve vücutta veya kol ve bacaklarda kırmızı, beyaz, mavi veya mavi-siyah lekeler, siğiller; cildin herhangi bir yerinde rengi inci beyazından siyaha kadar değişen yumru, kitle veya lezyonlar; avuç içi, ayak tabanı, el ve ayak parmaklarının uç kısımlarında koyu renkli lezyonlar; güneşe maruz kalmış cilt üzerinde daha koyu renkli beneklerle birlikte daha geniş kahverengimsi lekeler; cildin herhangi bir yerinde pembemsi kırmızımsı mor lekeler, oluşumlar; ayak parmakları veya bacakta mor- koyukahverengi veya koyu mavimtrak nodüller; yüz, kulak veya boyunda inci gibi veya mumlu gibi yumru veya şişler-, göğüs veya sırtta düz, yayvan, ten rengi veya kahverengi yara izine benzer pütürükler lezyonlar; yüz, kulaklar, boyun, eller veya kollarda pullu veya kabukla kaplı yüzeyi olan düz lezyon veya kırmızı nodul; herhangi bir bende görülen değişiklik, renk koyulaşması veya iyileşmeyen bir yara.

    Cilt Kanseri Risk Faktörleri:

    Kadın ve erkeklerde kızıl saç, açık cilt rengi veya gözlerin mavi olması; çocuklukta ciddi iyileşmen güneş yanığı olması; ailenin geçmişinde doğum lekeleri veya benler ,displastik nevüs doğumda mevcut ben oluşumu sendromu. Vulva dış genital organda HPV enfeksiyonuna bağlı genital siğiller, kondilom varlığı risk faktörüdür.

    Cilt Kanseri Check-up Kuralları:

    Eğer yukarıda sıralanan uyarıcı belirtilere sahip herhangi bir şüpheli cilt lezyonunuz varsa , iyileşmiyorsa zaman kaybetmeden doktorunuza danışınız.

  • Tarihten Günümüze HPV Ve Kanser

    İnsan papilomavirüsü infeksiyonu, hpv ile ilgili bulgular 2000 yıl öncesine kadar gitmesine rağmen , ancak cinsel yoldan bulaşıcılığı 1950' lerde onaylanmıştır.

    HPV farklı genotipleri olan, hastalıklarla olan ilişkisine göre düşük risk ve yüksek risk olarak ayrılabilen, bir grup heterojen virüs içerir. Epitel yüzeyleri farklı şekillerde infekte edebilen yaklaşık 120 çeşit (şu ana kadar) HPV bulunmaktadır. Bunlardan birkaç tanesi dünya çapında kadınlarda en çok görülen bir çeşit malign tümör olan servikal kanser (rahim ağzı kanseri) nedenlerindendir.

    Deri siğilleri şeklinde HPV enfeksiyonu, MÖ 500' lü yıllardan önce tanımlanmış olmasına rağmen, genital kanserle bağlantısı kurulana kadar bu virüslere ilgi artmamıştır. Yüzyıllarca genital siğillerin varlığıyla bağlantısı bulunan HPV' nin bulaşması cinsel ilişkiyle bağdaştırılmasına rağmen sadece 1950 de Barret, Silber ve McGinley tarafından, Amerikalı askerlerde Kore’li kadınlarla ilişkide bulunduktan sonra peniste genital siğil-kondilom bulunması üzerine, cinsel bulaşıklılığı kabul edilmiş ve cinsel ilişki ile geçen hastalıklar sınıfına alınmıştır.

    Papovaviridae’ nin iki generasından biri olan HPV, hem keratine hem de mukosa squamos epithel hücrelerine bulaşma ve çoğalma yeteneğine sahiptir. Çoğu genotip deriden bulaşmasına rağmen bazen mukotropik olup oral kaviteyi, ağızı ve ürogenital sistemi enfekte edebilirler.

    Human Papillomavirus Hpv Condyloma Genetik Yapısı

    HPV neredeyse insan vücudunun her yüzeyinde çoğalabilir. Sonra da DNA' sını insan genomik DNA' sına entegre edebilir. HPV enfeksiyonu yaygın olarak görülse de, bütün vakalarda kanser yapmaz. Aslında enfeksiyon genel kondilomlardan serviks, anüs ve larinks kanserleri gibi malign hastalıklara kadar pek çok farklı soruna sebep olabilir.

    HPV herbiri oksahedral simetri ve her biri ortalama 52-55nm çapta 72 kapsomerden oluşan kapsidlerden oluşur. Virüsün tahmini ağırlığı 5x106 Da olup çift sarmal DNA dan oluşan 8kb boyutundaki kodlama proteinli moleküllerden oluşur. HPV genomunun moleküler organizasyonu virüsün değişik çeşitleri arasında iyi korunur. Açık okuma alanları (ORF) erken(E) ve geç (L) proteinler için kodlama yapan alanlara ayrılmıştır. Doğası gereği üst üste gelen ORF' nin, kopyalanan messenger RNA (mRNA) komplekstir ve hangi transkriptin hangi protein için kodlama yaptığı net değildir. ORF ler aynı sarmalda bulunur ve aynı sarmaldan çözümlenir ve dolayısıyla hepsi 5’ten 3’e aynı yönde okunur.

    HPV genomunun erken alanında en azından 7 protein vardır. En çok inceleneni E6 ve E7’dir. Bunlar insan keratinositleri için önemli olup, basal veya parabasal hücrelerde üretilirler.

    E4 proteini subrabasal olarak diferansiye hücrelerde üretilir. Enfeksiyonda erken bulunur ama ileriki fazlarda da akümüle olabilir. E5 membrana bağlı hidrofilik protein olup hücre transformasyon potansiyeline sahiptir. Bu potansiyel epidermal büyüme faktörleri tarafından artırılır.

    E2’nin HPV’nin hayat devrinde iki rolü bulunur. Servikal kansere dönüşüm aşamasında yüksek risk HPV 16’daki E2 geninin disrupsiyonunun önemli bir haberci olduğu önerilmiştir. E2 transkripsiyonu erken indükler ve 5 dak. sonunda transaktif parçası ve 3 dak. sonunda binding parçası bulunur. Buna rağmen E2 nin keratinosit diferansiyasyondaki rolü az anlaşılmıştır.

    Geç proteinler L1 ve L2 viriyonun major ve minor kapsid proteinleridir. L1 yüksek diferansiye edilmiş yüksek katmanlarında bulunur. Bu proteinler epitel hücrelerinde yapıldığı için bağışıklık sistemi tarafından tanımlanmaları zordur.

    HPV Enfeksiyon Süreci

    HPV basal hücre seviyesindeki skuamöz epitheli delerek basal hücre seviyesini enfekte eder. Ev sahibi hücreye girişten ve deşifre ettikten sonra, viral genom nukleusa göç eder ve burada transkripsiyon, DNA replikasyonu meydana gelir.

    Erken genler tek bir promoterden kopyalanır ve transkriptler değişik diferansiyasyon işlemine maruz tutulur. Bu 7 erken protein için mRNA oluşturur. Bunlardan bazıları regulatör proteinlerdir. Bunlar transactif özelliklerine sahip olup genleri deprese edip bazı hücresel enzimlerin ve hücresel DNA sentezinin stimüle edilmesine sebep olurlar. Bu hücrelerin nucleusunda, viral genom otonom plasmid olarak çok yavaş replike eder. Buna rağmen, değişik diferansiye edilmiş hücrelerden oluşan skuamöz epitelin dış katmanlarında viral genomun tam ekspresyonu ve DNA sentezi olur.

    Geç genler ikinci bir promoterden tercüme olurlar. Geç genler strüktürel proteinler olan L1 ve L2’yi deşifre ederler. Bunlar değişik post translasyonal modifikasyonlardan sonra nukleusa viriyonlar tarafından birleştirilen nukleer lokalizasyona doğru yönlendirilirler.

    Patogenez, Viral Strüktür

    Papillomavirüsler ikosahedral simetriye sahiptirler ve kapalı değildirler. 72 kapsomer genomu sarar. Virüsün dış protein kotunu major ve minor capsid poteinleri oluşturur. Kapalı çift sarmal dairesel HPV genomunu yaklaşık 800 baz çift oluşturur.

    HPV için kodlama bilgisi bir sarmalda vardır. Transkripsiyonun tek bir promoter bölgesinden saat yönünde olduğuna inanılır. HPV genomu 2 major bölgeden oluşur. Erken bölge (E1-8) transkripsiyon, plasmid replikasyonu ve transformasyondan sorumlu genlerden oluşur. Geç bölge kodlarında major (L1) ve minör (L2) kapsid protenleri ve kontrol bölgesi, regulatör elementler için transkripsiyon ve replikasyon bulunur.

    Enfeksiyon Oluşumu

    Epitelin hafif travmadan sonra replikasyon için terminal olarak differensiye edilmiş hücrelerin oluşturulmasıyla HPV virüsünün vücuda girdiğine inanılır. Geç bölge genleri, epithelin yüzeyine yakın differensiye edilmiş hücrelerin ortaya çıkmasına sebep olurlar. Erken bölge genleri epithelin basal hücrelerinde ortaya çıkarlar ama bu hücreler geç genler tarafından yapılan kapsid proteinleri üretmedikleri için virüsü üretemezler.

    Bütün HPV tipleri yalnızca ev sahibi hücrenin nukleusunda çoğalırlar, ama HPV tiplerinin hücreleri hangi mekanizmayla trasforme ettikleri bilinmemektedir. Çoğu araştırma HPV-16 ve HPV-18 e odaklanır. Bu virüsler anogenital karsinom ile sık sık bağdaştırılırlar. HPV genomu benıng HPV plasmidlerinde ekstrakromosal epizom veya plasmid olarak çoğalır. Buna rağmen viral DNA genelde ev sahibinin maling HPV lesyonlarındaki kromozoma entegredir. E6 ve E7 genleri HPV mediate edilmiş kansere dönüşüm ile bağlıdır. HPV16 ve yüksek seviye lezyonlar arası pozitif bağlantı kuran başka bir araştırmaya göre, sigara içmek gibi başka kofaktörler HPV enfekte hücrelerin neoplastik progresyona doğru ilerlemesinde gerekebilir.

    Bütün HPV' ler derinin mukoz membranlarını enfekte eder. Buna rağmen HPV' nin birkaç formu kendilerini ayrı birer hücre türü olarak yerleştirebilirler. Bu yüzden HPV' ler 3 kategoride incelenirler. Bunlar genital mukosal ve nongenital kutanöz tipler ve spesifik epidermo verruciformistir. Gözle görülür genital siğiller olan insanlar aynı anda birden fazla çeşit HPV tipiyle enfekte olabilirler.

    Çoğu HPV enfeksiyonları asemptomatiktir ve belirti vermeyebilir. Ama lezyonlar enfeksiyondan virusu tipine, kişinin bağışıklığına göre değişkenlik göstermek üzere 1 hafta ile 4-6yıl sonraki zaman çerçevesinde ortaya çıkmaya başlarlar. Çoğunlukla 1-3 ay sonra ortaya çıkarlar. Onkogenik HPV' lerde kansere dönüşüm nadir olarak enfeksiyondan hemen sonra ortaya çıktığı görülmüştür.

    HPV-6 ve HPV-11 genital siğiller ile en sık bağlanan tiplerdir. Servikal intraepitelial neoplazi (CİN) ve HPV arasındaki ilişkilerin güçlü olmasına ters olarak HPV ve skumöz epithel lezyonları arasındaki ilişki daha az nettir. Bir araştırmanın buluntularına göre HPV ovarian skuamöz intraepiteilial kanserin ( not: bir çeşit yumurtalık kanseri) oluşumuyla bağdaştırılabilir.

  • HPV Tarihçesi

    Duyarlı kişilere deneysel olarak hücre içermeyen ‘wart’ ( verruka, siğil yada papillom) ekstraktı verilerek deri papillomlarının bulaştığı bu yüzyıl başında gösterilmiştir .İnsan siğillerinin viral özellikleri 1907’de ilk defa tıbbi olarak tanımlanmıştır. İlk Human Papillomavirus 1933’te Richard Shope tarafından tavşanlardan izole edilmiştir. Yapılan bu çalışma tıp literatüründe ilk memeli tümör virus ilişkisi gösterilmiştir. Bu kadar erken tanımlanmış olmalarına rağmen human papilloma virusun hücre kültüründe üretilememesi nedeni ile HPV ile ilgili geniş çaplı çalışmalar 1970’lerde başlayan ileri moleküler viroloji gelişmelerine kadar beklemiştir. Bun sebeple günümüze kadar HPV’nin in-vitro replikasyonu yapılamamıştır.Bu günkü sahip olduğumuz bilgilerimizin çoğu sığır papilloma viruslarından elde edilmiştir. HPV ile rahim ağzı kanseri (servikal kanser) arasındaki ilişki ilk kez 1977 yılında zur Hausen tarafından bildirilmiştir .

    Human papillomaviruslar 1950’lerin ortalarından 1960’lara kadarki süre içinde yapılan EM ve temel nükleik asit analizlerine göre çift zincirli sirküler DNA’larıve zarfsız ikozahedral partiküller olmaları nedeniyle Poliyomaviruslar ve Simian Vacuolating Virus ile birlikte Papovavirus ailesinde gruplandırılmışlardır. Papovavirus terimi, bu ailedeki Papillomavirus, Poliyomavirus ve Simian Vacuolating Virus gruplarının ilk iki harflerinin birleşmesi ile oluşmaktadır. Ancak1980’lerde yapılan dizi ve fonksiyon çalışmaları ortaya konan bu ilişkinin çok yüzeyel olduğunu göstermiştir .Tüm poliyoma virusların genomları yaklaşık 5 kb büyüklüğünde iken papilloma viruslarınki 8 kb’a yakındır. Poliyomavirusların iki transkripsiyon uniti varken, papilloma virusların yalnız bir uniti vardır. Son olarak ve en önemlisi poliyoma viruslar ve papilloma viruslar T antijeni ve E1 genlerindeki küçük homolog bölgeleri saymazsak, nükleik asit ve aminoasit dizilerinde tatmin edici miktarda benzer dizilere sahip değillerdir. Taksonomik sınıflandırmalar doğal ilişkileri ifade ettiğinden bu virusların iki ayrı aile olduğu sonucuna varılmıştır. Papillomavirus ailesi ( Papillomaviridae ) Uluslararası Virus Taksonomi Konseyi tarafından resmen onaylanmıştır .İsimlendirme Papilloma viruslar için kısaltma olarak PV kullanılır. Günümüzde Papillomavirus Referans Merkezi ( Heidelberg / Almanya ) yeni bulunan tipleri onaylamaktadır. Bunun için kriter izolatların L1 geninin % 10 üzerinde nükleotid dizi farklılığına sahip olmasıdır. Eğer bu dizi farklılığı % 2-10 arasında ise bu izolatlar ‘subtip-alttip’ olarak ifade edilmekte, % 2’den daha az farklılık varsa bunlar ‘varyant’ olarak kabul edilmektedir. Buna göre daha önce alt tip olarak nitelendirilen bazı izolatların ( HPV-6a, HPV-6b, HPV-6c gibi ) aslında alt tip değil varyant olduğu, daha ilginci, eskiden ayrı bir tip olarak kabul edilen HPV46, HPV 55 ve HPV 64’ün de sırasıyla HPV 20 , HPV 44 ve HPV 34’ün al tipleri olduğu gösterilmiştir .

  • HPV İle İlgili Kısa Kısa Bilimsel Notlar

    HPV İnfeksiyonları

    • En yaygın seksüel geçişli hastalıktır.

    • ABD de 20 milyon infekte kişi vardır.

    • Yılda 5.5 milyon yeni infeksiyon oluşmaktadır.

    • Çoğu asemptomatiktir, gerçek prevalans bilinmiyor.

    • Tüm seksüel aktif kişilerin % 75'i yaşamlarının bir yerinde infekte oluyorlar.

    • Bunların çoğunluğu geçici infeksiyon olduğu için: ABD de tüm popülasyonun % 15 i şu anda infekte durumdadır.

    • Yeni infeksiyonların % 74 ü 15-24 yaş grubundadır.

    • Seksüel aktif adölesanların % 50 si cinsel yaşamın ilk 3 yılında infekte oluyor.

    Dünyada Serviks Kanseri

    • Her iki dakikada bir kadın ölüyor.

    • Ölümlerin % 80’i gelişmekte olan ülkelerdedir.

    • Taramalar sürmesine rağmen kadınlar risk altında olmaya devam etmektedir.

    • HPV enfeksiyonu kolayca bulaşır, genellikle ilk cinsel ilişkiden hemen sonra bulaştığı saptanabilir.

    • Kadınların yaklaşık % 80’i yaşamlarının bir anında HPV ile enfekte olur.


    HPV Tipleri Ve Onkojenite

    *6, 11, 40, 42, 43, 44, 54, 61, 70, 72, 81

    Düşük risk HPV tipleri

    *26, 53, 66

    Muhtemel yüksek risk tipler

    *16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51,52, 56, 58, 59, 68, 73,82

    Yüksek risk HPV tipleri

    HPV-kanser ilişkisi

    *Tüm dünyada serviks karsinomu örneklerinde HPV tipinin prevalansı % 99.7 olarak hesaplanmaktadır.

    *HPV 16 servikal skuamoz hücreli kanserde en yaygın tiptir.

    *HPV 18 daha çok servikal adenokarsinomlar (% 52) İle ilişkilidir.

    *HPV 16, 18, 31 ve 45 serviks kanserlerinin % 75-80'inde bulunur.

    *HPV tip 16 varyantları As, AA, Af1, Af2 ve NA1'dir.

    *HPV 16 % 50 , HPV 18 % 16 , HPV 45 % 8 ,HPV 31 % 5 ,Diğer HPV’lar % 21 sorumludur.


    HPV nin Bulaşma Yolları

    • İnfeksiyonun oluşması için virusun bazal hücrelere girmesi şarttır.

    • Cervix ve anüste immatür, ince epitelden kolayca girer.

    • İntroitus, vajen, dış genital deride mikroskobik yırtıklar ve abrazyonlardan hücre içine girer.

    • Vaginal cinsel ilişki şart değildir.

    • External anogenital bölgeye bulaşan virus, self-inokülasyonla diğer alanlara yayılabilir.

    • Oral geçiş ve çevresel yüzeylerden, elbiselerden geçiş ispatlanmamıştır.

    HPV Enfeksiyonunda Doğal Seyir

    Uzun Süreli Klinik Remisyon İnkübasyon (1-8 ay).

    Persitans veya Rekürren hastalık İlk Lezyon İmmün Cevap Ort 9 ay.

    Aktif gelişme (1-8 ay).

    Konakçı koruması (3-6 ay).


    HPV’ye Bağlı Değişiklikler

    Yüksek Risk HPV (Tipler 16, 18, vs.)

    % 60’ı 2-3 yıl içinde geriler.

    % 15’i 3-4 yıl içinde ilerler.

    % 30 - % 70’i 10 yıl içinde ilerler.

    HPV İçin Risk Faktörleri

    • Yaşam boyu cinsel partner sayısı etkendir.

    • Partnerinin şimdiki ve geçmişteki partner sayısı önemlidir.

    • Sünnet, HPV infeksiyonu alımı ve geçişini azaltıyor.

    • Kondomun riski azalttığına dair epidemiyolojik kanıt yok (NIH raporu).

    • Kondom kullanmayanlarda daha fazla kondillom, ca olması dikkat çekicidir.

    • Kondomun herpes, chlamydia riskini azaltması nedeniyle kullanımı öneriliyor.


    HPV İçin Risk Faktörleri

    • İmmün yetmezlik

    • HIV infeksiyonu

    • Renal transplant hastaları

    • Yüksek parite >5

    • Sigara

    • Oral kontraseptifler: 5 yıl OK kullanımı 2 kat , 10 yıl OK kullanımı 4 kat risk artışı yaratıyor.

    Servikal kanser için risk faktörleri ( Hpv cervical cancer )

    Sigara,

    Cinsel aktivitenin erken yaşta başlaması,

    Uzun süreli oral konraseptif kullanımı,

    İmmun yetmezlik,

    Çok sayıda cinsel partner olması,

    Multiparite, diğer cinsel yolla geçen infeksiyonlar.

    Yılda tüm dünyada 500,000 kadına serviks kanseri tanısı konuyor. Bunların yarısı (270,000) hayatını bu nedenle kaybetmektedir. Yani serviks kanseri nedeniyle her iki dakidada bir kadın ölüyor. Bu ölümlerin % 80’i gelişmekte olan ülkelerdedir. Erken tanı için taramalar sürmekle beraber yeterli etki sağlanamamakta ve kadınlar risk altında olmaya devam etmektedir.

    İlk cinsel ilişkiden sonra bulaşabileceği gibi ergenlik çağında cinsel ilişki olmayan ten temasları ile de bulaşabilmektedir. Kadınların yaklaşık % 80’i yaşamlarının bir anında HPV ile enfekte olur. Bu da ileride kanser olma riski demektir.

    Kadınların yaklaşık % 80’i yaşamlarının bir anında HPV ile enfekte olur. Bu enfeksiyonların %75’inde etken virüs onkojenik bir türdür. Serviks kanseri olan kadınlardan alınan örneklerin neredeyse tamamında HPV varlığı saptanmıştır.

    Nüfustaki oran prevalansın ve ilişkili risk faktörlerinin, maruz kalma ve kanser arasındaki ilişkisini gösterir. Her bir eğim altta yatan ilişkili bir riski belirtir. Bağlar, çok sayıda epidemiyolojik çalışmalarda tespit edilmiş ilişkili risklerin alanını ve bir zamandaki nüfustaki partiküler risk faktörünü gösterir. Örneğin: sigara içenler, hiç içmemişlere göre akciğer kanseri için 10 kez daha fazla risk taşırlar. 10-25 yıl önce sigara içenlerin prevalansı % 40 civarındaydı. % 40 prevalansın enterpolasyonu ilişkili riskler = 10 için oranı % 80 olarak verir.Bu tahmin ana önleme hedefini belirtir ve aynı zamanda tüm akciğer kanserlilerin % 80’inin sigara ile ilgili olduğunu gösterir ve topluca sigara içilmesinin bırakılmasıyla akciğer kanseri insidansında % 80 azalmaya sebep olabileceğini işaret eder.Aktif sigara içimi ve akciğer kanserine ek olarak, diğer dört kanser kontrol hedefleri de gösterilmiştir. ETS: pasif sigara içicilik.

    Onkojenik ve düşük riskli HPV tipleri

    HPV tiplerinin onkojenik olduğu çalışmalarında en çok HPV 16, 18, 45 ve 31’in onkojenik potansiyeli olduğu saptanmıştır.

    Onkojonik virüslerin birbirine yakın olduğu gözlenmektedir.

    Onkojenik tipler, önemi belirlenmemiş atipik skuamöz hücrelere (ASCUS), düşük ya da yüksek dereceli pre-kanseröz intraepitelyal lezyonlara ve serviks kanserine neden olabilmektedirler.

    Düşük riskli tipler, genital siğil veya düşük dereceli intraepitelyal lezyonlara neden olabilmektedirler.

    Bulaşma yüksek riskli (HPV tip 16, 18 gibi) virüslerle olduysa displazi ihtimali fazla olacaktır. CIN I döneminde vakaların % 60’ı spontan iyileşir. Ancak kalan %40 büyük olasılıkla 10 yıl içinde herhangi bir aşamada serviks kanseri olarak karşımıza çıkacaktır.

    HPV bulaşmasından sonra neler olmaktadır? Normal epitel enfekte olduktan sonra ilk dönemde düşük gradeli skuamoz intraepiteliyal lezyon gözlenebilir. Bu sırada skuamöz epitelde hafif displazi (CIN 1) izlenir. Bu süreç aylar içinde gerçekleşebilir. Ancak daha sonraki differensiyasyon yıllar içinde meydana gelir. Bu sürecin herhangi bir döneminde spontan gerileme gözlenebilir. CIN II denen dönem saptandığında derhal tedavi başlamalıdır.

HPV Virüsü, Telomeraz Ve Serviks Kanseri

Kromozomların uçlarında yer alan telomerik yapılar, tekrarlayan TTAGGG ünitelerinden oluşmaktadır. Her hücresel bölünmede, telomerik uçlardan bir miktar DNA kaybedilmekte ve bu kısalmanın da hücresel yalanmaya yol açtığı ileri sürülmektedir. Ribonükleoprotein yapıda bir enzim olan telomeraz, kendi RNA'sını kalıp olarak kullanarak sentezlediği heksomerik parçaları (TTAGGG) kromozomal uçlara ekleyerek kromozomal uçlardaki kaybı dengelemektedir. PCR'a dayalı TRAP yönteminin bulunmasıyla birlikte çeşitli tümör gruplarında telomeraz aktivitesi incelenmiş ve % 85 oranında pozitiflik saptanmıştır. Bu nedenle telomeraz aktivasyonunun,immortalizasyonda ve tümöral hücrelerin kontrolsüz çoğalmasında rol oynayan önemli mekanizmalardan biri olduğu ve telomeraz aktivitesinin kanser tanısında marker olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Telomeraz enziminin aktivitesini regüle eden genlerin keşfedilmesiyle, gerontolojide ve kanser tedavisinde sürpriz gelişmelerin olması beklenmektedir.

Serviks Kanserleri ve Telomeraz

HPV enfeksiyonu servikal tümör etiyolojisinde yer alan en önemli risk faktörlerinden birisidir. Telomeraz (+) olan servikal tümörlerin % 91.3'ü ve telomeraz (+) olan CIN'lerin % 40'ı HPV (+) bulunmuştur (41,42). HPV'ye ait E6ve E7 onkoproteinlerinin, servikal displazi ve karsinoma patogenezinde rol oynadığı düşünülmektedir. Nair ve ark. ise, E6 protein ekspresyonunun izlendiği yüksek riskli HPV enfeksiyonu ile telomeraz ( telomerase ) ekspresyonu arasında belirgin bir korelasyon olduğunu ileri sürmektedir. CIN 1'lerin % 5-16'sı, CIN 2'lerin % 24-30'uve CIN 3'lerin % 42-57'sinin karsinoma in situ ya veya invaziv karsinoma ilerlemesi ve bu lezyonlarda telomeraz pozitifliğinin de birliktelik göstermesi, bu sonucu desteklemektedir.
Etiket: HPV Telomerase cervix ca cance

Human Papilloma Virus Genomu

Human Papillomavirüsler (HPV) Papovaviridae ailesine mensup papilloma virus genus üyeleridir. Bu virüsler yaklaşık olarak 55 nm çapında zarfsız küçük DNA virüsleridir. Kapsid ikozahedral yapıdadır ve 72 kapsomer içerir. Genom yaklaşık olarak 8,000 bp içeren sirküler çift sarmal DNA’dır. Genom başlıca üç bölgeye ayrılmıştır.
Bunlar; geç (L), erken (E) ve kodlama yapmayan (NC) bölgelerdir. Virusa bağlı kanser gelişiminde en önemli protein ürünleri E6 ve E7 genlerinin kodladığı protein ürünleridir


HPV tip 16 elektron mikroskopisi görüntüsü

HPV genomundaki genlerin yerleşimi

Human papillomavirüs (HPV) genomunda bulunan genlerin “open reading frame” bölgeleri) fonksiyonları

E1

Helikaz enzimi

E2

Transkripsiyon faktörü

E4

Sitoskeletal protein ile etkileşir.

E5

Zayıf transformasyon aktivitesi vardır. Büyüme faktörü reseptör sayılarının up regülasyonunu sağlar.

E6

E7 ile birlikte keratinositlerin immortalizasyonuna neden olur. p53’e bağlanır.

E7

E6 ile birlikte keratinositlerin immortalizasyonuna neden olur.

Rb (retinoblastoma) genine bağlanır.

L1

Majör kapsid proteinidir.

L2

Minör kapsid proteinidir.

P16 Proteini, HPV Ve Larenks Kanseri

İnsanda kanser gelişimi çeşitli etmenlerle oluşan birçok değişimin rol oynadığı çok aşamalı ve çok ayaklı bir süreçtir. Kanserin oluşum mekanizmaları tam ve kesin olarak açığa çıkarılamamış olsa bile, hücre döngüsünü kontrol eden sistemdeki birtakım açıkların kanser hücrelerinin kontrolsüz gelişimine neden olduğu saptanabilmiştir.

P16 proteini hücre döngüsünün progresyonunda rol oynayan retinoblastom(Rb) sinyal yol ağının önemli bir üyesidir. P16 proteini CDK4 (cyclin dependent kinase) ve CDK 6’ya bağlanarak ve aktif siklin D1-CDK kompleksinin oluşumunu önleyerek siklus progresyonunu inhibe eder. Lösemi, lenfoma ve baş-boyun kanserlerini de kapsayan bir çok solid tümöral yapıda; p16 proteinini kodlayan gende oluşan değişimler aracılığıyla bu proteinin kaybı ve ekspresyonunda azalma gözlenmiştir. Buna karşın rahim ağzı yassı hücreli kanserinde bu genetik bozukluklar saptanamamış, özellikle Human Papilloma Virus (HPV) ile enfekte olgularda p16 proteininde artış dikkati çekmiştir. Öyle ki, kuvvetli p16 artışının servikovajinal yaymalarda HPV enfeksiyonunun bulgusu olarak rutinde kullanılması da değişik yazarlar tarafından önerilmektedir.

HPV, larinksin (boğaz) yassı hücreli kanserlerinin etyolojisinde sorumlu tutulan ajanlardan biridir. Larenks (boğaz) kanserlerinin % 22-83 arasında değişen oranlarda HPV virüsü varlığı bildirilmektedir. Bununla birlikte HPV virusunun boğaz kanserini tetiklemedeki rolü ve yeri tam olarak açıklanabilmiş değildir.

Hybrid Capture Testi Ve HPV Tespiti

HPV infeksiyonunun tespiti için geleneksel yöntem smear testi veya histolojik materyallerde koilositozun tespitidir. Ancak smear testi ile HPV virüsüne bağlı koilositozun tespiti yeteri kadar hassas olmadığından günümüzde moleküler tespit yöntemlerine öncelikle başvurulmaktadır. Bu yöntemler filtre hibridizasyon, in situ hibridizasyon, polimeraz zincir reaksiyonu ve southern blot gibi yöntemlerdir. En çok kullanılan yöntem ülkemizde de olduğu gibi hybrid capture II sistemidir. Genetik laboratuarlarında yapılan Hybrid capture II yöntemi nükleik asit sinyal amplifikasyonu temeline dayanan bir testtir. Kemolüminasyon yoluyla tespit esasına dayanır ve hybrid capture testi temel olarak beş basamakta çalışır:

1. Nükleik asitin denatüre olması ve salınması,

2. Hedef DNA ile RNA probunun hibridize olması,

3. RNA:DNA hibridlerinin solid faza geçirilmesi,

4. Yakalanan hibridlerin multipl antikor konjugatlarıyla reaksiyonu,

5. Kemolüminasyon sinyallerinin tespiti.

Hybrid capture testi birçok çalışma ile HPV tespiti açısından başarılı bulunmuş, kolaylıkla uygulanabilmesi, HPV virüsü açısından güvenilir sonuç vermesi, birçok HPV tipinin laboratuarda bir arada çalışılabilmesi ve hızlı sonuç vermesiyle diğer yöntemlere üstünlük sağlamıştır. Ülkemizde de HPV tespitinde öncelikle kullanılan test hybrid capture testidir.

HPV Virüsü Prevalansı


Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) üyesi olan ülkelerde uyum sağlanması amacıyla Nisan 2006’dan beri uzmanların hazırladıkları raporlara dayanarak enternasyonal halk sağlığını etkileyen hastalıklara karşı aşı ve aşı kombinasyonları hakkındaki görüşlerini güncelleyerek yayınlamaktadır. DSÖ, human papillomavirüslerin (HPV) neden olduğu hastalıklara karşı geliştirilen aşılar ile ilk pozisyon yazısını 10 Nisan 2009’da yayınlamıştır. Genital HPV enfeksiyonları primer olarak seksüel yolla bulaşır. HPV hayli bulaşıcıdır ve aktif seks yaşamı olan erkek ve kadınlar yaşamları sırasında virüsle enfekte olurlar. HPV enfeksiyonları genellikle geçici ve selim seyirli olsalar da bazı viral genotiplerin neden olduğu genital enfeksiyonlar anogenital prekanserlere veya kanserlere neden olabilirler. HPV’nin neden olduğu hastalıklar arasında serviks, vulva, penis ve anüs, baş ve boyun kan-serleri, anogenital siğiller ve rekürren respiratuar papillomatozisler vardır. 2005 yılında global olarak 500.000 serviks kanseri olgusu ve buna bağlı 260.000 ölüm meydana gelmiştir. Servikal kanser insidansı 100.000 kadında 1-50 arasında değişmekte olup en yüksek oranlara LatinAmerika ve Karaib adalarında, sahra altı Afrika, Malezya, güney-santral ve güneydoğu Asya’da rastlanır. Serviks kanseri çoğunlukla > 40 yaş kadınlarda görülmektedir. Prekanseröz lezyonları ve serviks kanserinin erken sahalarını tespit etmeye yönelik iyi organize edilmiş programları olan ülkelerde bu kanserler % 80 oranında önlenebilmektedir. Ancak düşük ve orta derecede sosyo-ekonomik seviyelerde efektif tarama programları ve anormal tarama testi saptanan kadınların takibi çok güçtür. Bu nedenle gelişmekte olan ülkelerde servikal kanserin mortalite oranı çok daha fazladır. Vulvar, vaginal, penil ve anal kanserler ve prekanseröz lezyonlar rölatif olarak daha nadirdir ve bu kanserler genellikle > 50 yaş erişkinlerde görülür. Anal kanserlerin % 80’inin, vulvar, vaginal ve penil kanserlerin en az % 40-60’ının HPV nedenli olduğu tahmin edilmektedir. Genital siğillere aktif seksüel yaşamı olanlarda sık rastlanır ve genellikle ilk kez adölesan veya erken erişkin yaşta oluşurlar. Anogenital siğillerin global insidansını tahmin etmek imkansızdır ancak dünyanın hemen her bölgesinde prevelansın özellikle HIV ile enfekte kişilerde yüksek olduğuna inanılır.

HPV virüsü Papillomaviridia ailesinden zarfsız, çift sarmal DNA virüslerdir. HPV genomunun içerinde bulunduğu kapsülün kabuğu majör (L1) ve minör (L2) yapısal proteinleri içerir.100’den fazla bilinen HPV genomu bilinmektedir. Bazı HPV genotipleri karsinogeneze neden olanı immortalizasyon ve transformasyonla ilişkilidir. Global olarak serviks kanserlerinin % 70’inin nedeni tip 16’nın onkojenik potansiyeli en fazla olmak üzere HPV tip 16 ve 18’dir. Coğrafik özelliklere göre HPV tiplerinin dağılımı farklılıklar gösterse de tüm bölgelerde 16 dominant onkojenik tip 16’dır . Bazı genotipler nadiren kansere neden olurlar, ancak serviks hücrelerinde diğer yüksek onkojenik potansiyeli olan HPV tiplerinin neden olduğu değişikliklerden sitolojik veya histolojik olarak ayırt edilemeyen benign veya düşük grade değişikliklere neden olurlar.

Düşük riskli HPV tipleri olan tip 6 ve tip 11 anorektal siğillerin % 90’ından ve rekürren respiratuar papillomatozislerin hemen hepsinden sorumlu tutulurlar.


İmmünoloji, Patoloji ve Tanı; HPV enfeksiyonları mukozanın intraepitelyal tabakasına sınırlı olup belirgin bir immün yanıta neden olmazlar. HPV ile enfekte olan kadınların yaklaşık yarısında antikor yanıtı alınır, ancak bu antikorlar aynı HPV tipi ile oluşacak sonraki enfeksiyonlara karşı koruyuculuk sağlamaz. En karakteristik tipe spesifik antikorlar virüsün L1 proteinine karşı gelişen antikorlardır. Enfeksiyon ile serokonversiyon arasında geçen ortalama zaman 8-12 aydır ancak immünojenik yanıt kişiye ve tipe bağlı olarak farklılıklar gösterebilir. Persistan HPV enfeksiyonu servikal intraepitelyal neoplaziye (CIN), orta derecede (CIN2) ve ağır dereceler-de (CIN3) veya servikal glandüler hücreleri tutan prekanseröz lezyon olan in situ adenokarsinomaya (AIS) yol açabilir. Eğer tedavi edilmez ise CIN 2-3’ün squamöz hücreli kansere ve AIS’in de adenokarsinomaya progresyon göstermeleri ihtimali çok yüksektir. HPV enfeksiyonundan sonra servikal kanser gelişmesi arasında geçen zaman aralığı yaklaşık 20 yıldır. Servikal epitelde HPV’nin neden olduğu değişiklikler Papanicolaou (Pap) testi adı verilen sitolojik inceleme ile gösterilebilir. Persistan HPV enfeksiyonu ayrıca HPV DNA ile de gösterilebilir. Sitoloji veya HPV DNA veya her ikisi birden servikal tarama ve diagnostik takip için bir çok ülkede kullanılmaktadır. Ancak altyapı eksikliği olan gelişmekte olan ülkelerde bugün için yapılan uygulama; asetik asit veya Lugol solüsyonu uygulandıktan sonra servikal lezyonların tanınır hale getirilmesi ve ardından kriyoterapi ile tedavi edilmesidir.

Çocuklarda HPV Aşısı, HPV Aşıları Bilimsel Notlar


HPV Aşıları ,güncel olan bugün enternasyonal olarak 2 tane HPV aşısı pazarlanmaktadır. Her iki aşı da rekombinant teknolojisi uygulanarak majör kapsül (L1) proteinlerinin purifiye edilmesiyle elde edilen tipe spesifik virüs benzeri partikülleri (VPL) içerir. Aşıların ikisi de biyolojik ürünleri veya viral DNA’yı içermediklerinden enfeksiyöz değildirler. HPV aşıları korumaya yönelik olup tedavi edici özellikleri bulunmamaktadır. Bu aşıların koruyuculuk mekanizmaları tam olarak anlaşılmamıştır, ancak hem sellüler immüiteyi hem de nötralizan immunglobülin G antikorlarını içerdiği görülmektedir. Quadrivalan Aşı 2006 yılında lisans alan bu aşı HPV tipleri 6, 11, 16 ve 18’in VLP’lerini içerir. Aşı maya substratı kullanılarak üretilmiştir ve amorf aluminyum hidroksifosfat sülfat adjuvan olarak kullanılmıştır. Bu aşının her 0.5 ml’si 225 μg adjuvana adsorbe edilmiş 20 μg HPV-6 L1 proteinini, 40 μg HPV-11 L1 proteinini, 40 μg HPV-16 L1 proteinini ve 20 μg HPV-18 L1 proteinini içerir. Aşı antibiyotik, thiomersal veya diğer prezervatifleri içermez. Bu aşı kadınlarda servikal prekanser ve kanserleri ve kadınlarda anogenital siğillerin önlenmesi için adölesan kızlarda (bazı ülkelerde 9 yaşından itibaren) kullanılması için lisans almıştır. Ayrıca kadınlarda vulvar ve vaginal kanserlerin önlenmesi için de lisans almıştır. Bazı ülkelerde erkeklerde anogenital siğillerin önlenmesi için erkeklerde de lisans almıştır. Bivalan AşıBivalan aşı 2007 yılında lisans almıştır ve HPV tipleri 16 ve 18’in VLP’lerini içerir. Bu aşının her 0.5 ml’si 500 μg aluminyum hidroksit ve 50 μg 3-O-desacil-4 monofosforil lipid A içeren tescilli ASO4 adjuvan sistemine adsorbe edilmiş, 20 μg HPV-16 L1 proteini ve 20 μg HPV-18 L1 proteinini içerir. Aşı antibiyotik, thiomersal veya diğer pre-zervatifleri içermez. Bu aşı kadınlarda servikal prekanser ve kanserlerin önlenmesi için adölesan kızlarda 10 yaşın-dan itibaren kullanılması için lisans almıştır. iki aşı da sıvı steril süspansiyon halinde tek bir enjektör veya şişe içerisinde 2-80C’de saklanır dondurulmaz. Bu aşılar 0.5 mL dozunda sadece intramusküler (İM) olarak uygulanmalıdır. Her iki aşı da kadınlara seksüel aktivite başlamadan önce yani HPV’ ye ilk bulaşMA olmadan önce yapılmalıdır ve bu neden ile bir çok ülke 10-14 yaşındaki kız çocuklarına, hatta bazı ülkelerde erkek çocuklarına da aşının yapılmasını önermektedir. Quadrivalan aşı 0, 2., 6. ay şeması ile yapılır. Üretici firma 1. İle 2. doz arasındaki intervalin en a 4 ve 2. ile 3. doz arasındaki intervalin ise en az 12 hafta olmasını önermektedir.

Bivalan aşı 0, 1., 6. ay şeması ile yapılır. Eğer aşı şemasında değişiklik yapılması gerekiyorsa üretici firma 1. ve 2. doz arasındaki intervalin 1-2.5 ay olabileceğini belirtmektedir. Her iki aşı için de alternatif şema arayışları sürmektedir. Eğer aşı şeması kesintiye uğradı ise yeniden 3 dozluk seri yapılması gerekmemektedir, ancak yapılmayan doz mümkün olduğunca bir önceki doza yakın olacak şekilde yapılmalıdır. Güncel olarak, üretici firmalar primer seriyi tamamlayanlar için booster doz önermemektedirler. Aşı yapılan ve başlangıçta seronegatif olan tüm adölesan ve genç kadınlarda her iki aşının da 3 doz aşı uygulanmasından sonra antijenlere cevap olarak HPV tiplerine spesifik antikor yanıtı oluşmuştur. Aşı yapılmasın-dan 5-6.4 yıl sonrasına ait mevcut data, üçüncü dozdan sonra antikor titresinin pik yaptığını ve ilk dozdan sonraki 24. aydan itibaren kademeli olarak düştüğünü göstermektedir. 10-15 yaş arasında quadrivalan aşı yapılan adölesan kızların geometrik ortalama titreleri (GMT) 16-23 yaş arasında aşı yapılan daha yaşlı bayanlardan, aynı şekilde bivalan aşı yapılanların ise 15-25 yaş arasında aşı yapılan daha yaşlı bayanlardan daha yüksek bulunmuştur. Quadrivalan aşının rekombinant B hepatiti aşısı (16-23 yaş arası bayanlar) veya kombine difteri-tetanoz-boğmaca ve inaktif polio aşısı ile (11-17 yaş arası erkek ve kadınlar) ve bivalan aşının kombine difteri-tetanoz-boğmaca ve inaktif polio aşısı ile (10-18 yaş arası bayanlar) birlikte yapılması antijenlerden herhangi birine olan immün yanıtı etkilememiştir. HPV aşılarının diğer aşılarla birlikte yapılması için çalışmalar devam etmektedir. Klinik Etkinlik ve Koruyuculuğun Süresi, aşı koruyuculuğunun immünolojik korelasyonu bilinmediğinden ve servikal kanserin HPV enfeksiyonundan onlarca yıl sonra görüldüğünden dolayı çalışmaları yürüten otörler servikal kanser gelişmesi yerine CIN-2, CIN-3 ve AIS’i klinik son nokta olarak belirlemişlerdir. Ayrıca “servikal kanseri önleme”nin sonuç olarak belirlenmesi etik olmayacağı için çalışmalara alınmamıştır. Prekanseröz lezyonlar HPV enfeksiyonundan genellikle < 5 yıl sonra gelişmektedir. Quadrivalan aşı için CIN grade 2 ve 3’ün (CIN2-3) ve/veya AIS’in klinik son-nokta olarak alındığı çok merkezli, randomize, çift-kör etkinlik çalışmaları 15-26 yaş , ve bivalan aşı için 15-25 yaş arasındaki bayanlarda yapılmıştır . Quadrivalan aşı da ayrıca 15-25 yaş arasındaki bayanlarda faz II ve faz III çalışmalarda anogenital siğiller ve vulvar ve vaginal intraepitelyal neoplaziler de klinik son-nokta olarak çalışılmıştır. Genetik olarak tip 16 ve 18’e benzer olduklarından HPV tip 31 ve 45’in neden olduğu enfeksiyonlara karşı her iki aşı da etkili bulunmuştur. Koruyuculuk süresi aşıların geçmişteki periyodları göz önünde bulundurulduğunda bugün için bivalan aşı için 6.4 yıl , quadrivalan aşı için 5 yıl olarak görünmektedir. Her iki aşı çalışmalarında plasebo ve kontrol grupları, immünolojik asseyler ve popülasyonlar farklı olduğundan her iki aşı sonuçlarının direk karşılaştırılması dışlanmıştır. Quadrivalan aşı yaşları 16-24 yaş arasında değişen 5455 kadında; HPV-16 ve HPV-18’in neden olduğu CIN2 veya CIN3 ve AIS’e karşı aşı koruyuculuğu çalışılmıştır. HPV-16 ve HPV-18’e karşı başlangıçta seronegatif olan bu kadınlarda 3. dozdan sonraki 1. aydan itibaren ortalama 3 yıllık takip süresince bu kombine klinik uç noktalara karşı koruyuculuğun % 100 olduğu (%95 [CI], % 94-100) saptanmıştır . Bir başka faz III çalışmasında ilk dozdan sonra ortalama 3 yıl süre ile takip edilen 15-26 yaş arasındaki kadınlarda HPV 16 ve HPV 18’in neden olduğu CIN2 veya CIN3 ve AIS’e karşı aşı koruyuculuğu %98 (% 95 CI, % 86-100) olarak bulunmuştur . Başlangıçta 1-3 aşı tipi-ne karşı seronegatif olan 15-26 yaşları arasındaki 17.622 kadının dahil edildiği 2 adet faz III çalışmasında 3 dozdan ve ortalama 3 yıllık takip süresince, quadrivalan aşının başlangıçta, kadınların seronegatif olduğu tiplerin neden olduğu CIN2 veya CIN3 ve AIS’e karşı aşı koruyuculuğu %100 (% 95 CI, % 79-100) olarak bulunmuştur . Başlangıçtan beri 5. yılını tamamlayan bir faz II çalışmasında, HPV tipleri 6, 11, 16, 18’in neden olduğu CIN1-3’e karşı ve başlangıçta bu 4 ipe karşı seronegatif olan 241 kadında anogenital siğillere karşı aşı etkinliği%100 (% 98 CI, 12-100) olarak rapor edilmiştir. Bivalan aşı yaşları 15-25 arasında 18.644 kadında yapılan faz III çalışmasında bivalan HPV aşısının etkinliği, aşı ile ilgili HPV tiplerinin neden olduğu CIN2-3 lezyonları baz alındığı çalışmada araştırılmıştır. Ortalama 14.8 aylık takip sonunda HPV tip 16 ve 18’in neden olduğu CIN2-3 lezyonları önlemede aşı etkinliği % 90 (% 95 CI, % 53-99) olarak saptanmıştır.Yaşları 15-25 arasında değişen 776 kadının dahil edildiği genişletilmiş Faz II çalışması 1. dozdan sonra 6.4 yıl sürdürüldü. Bivalan aşının HPV tip 16 ve 18’in neden olduğu CIN2-3 lezyonları önlemede etkinliği % 100 (% 95 CI, 51-100) olarak bulunmuştur.
Klinik çalışmalarda, enjeksiyon yerinde hafif ve geçici lokal reaksiyonlar (şişlik, kızarıklık ve ağrı) bildirilmiştir. Ancak sistemik yan etkiler rapor edilmemiştir. Sınırlı sayıda verilerde, quadrivalan aşı ile aşılanan HIV pozitif çocuklarda veya hamile olduğu bilinmeden her iki aşıdan birisi ile aşılanan gebe kadınlarda ciddi bir yan etki olduğu gösterilmemiştir. Haziran 2007’de, WHO’s Global Advisory Committee on Vaccine Safety (GACVS) her iki aşının da iyi bir güvenlik profili olduğunu bildirmişti. Aralık 2008’de, GACVS quadrivalan HPV aşısının erken post marketing surveyansını incelemiş ve elde ettiği sonuçlara göre, daha önceki önerisini değiştirmemiştir.
Daha önceki aşı dozlarından sonra ciddi alerjik reaksiyon gelişen kişilere veya aşı komponentlerine karşı alerjisi olduğu bilinen kişilere HPV aşısı yapılmamalıdır. Birçok ülke, ağır akut hastalığı olan kişilere HPV aşısının geciktirilmesini önermektedir.HPV aşısından sonra senkop riskinin yükseldiğine dair bir kanıt yoktur. Ama post lisans bulgular, adolesan aşılılar arasında aşılama sonrası senkop sıklılığının arttığını desteklemektedir. Enjeksiyon uygulandıktan sonra 15 dakika kadar aşılananların gözlemlenmesi önerilmektedir. HPV aşıları gebe kadınlara yapılmamalıdır. Quadrivalan HPV aşısı süt veren kadınlara uygulanabilir, çünkü elde edilen veriler herhangi bir güvenlik endişesi olmadığını göstermiştir. Ancak bivalan aşının süt veren kadınlara uygulanılmasıyla ilgili güvenlik verileri yoktur.
Şayet servikal kanser ve/veya diğer HPV ilişkili hastalıkların önlenmesi, bir halk sağlığı önceliği oluşturuyor, aşı girişi programatik olarak uygulanabilir, devam ettirilebilir olabiliyor ve finansal destek sağlanabiliyorsa ve aşılama stratejisi o ülkeye veya bölgeye uygunsa DSÖ, bir halk sağlığı problemi olarak servikal kanser ve diğer HPV ilişkili hastalıkların önemini vurgulamakta ve rutin HPV aşılamasın ıulusal aşılama programına dahil edilmesini önermektedir.HPV aşıları, aşı ilişkili-HPV tipleri ile daha önce hiç karşılaşmamış kadınlarda oldukça etkindir bu nedenle primer hedef popülasyonu seksüel aktiviteye henüz başlama çağına gelmemiş 9- 10 yaş ile 13 yaş grubu içinde olan kızlardır . Servikal kanserin önlenmesi için sunulan programlar, özellikle primer hedef popülasyonu olan genç adölesan kızlar olmalıdır. Şayet uygun ve maliyet etkin olacaksa, etkin bir servikal kanser tarama programına sahip değil iseler ve sekonder hedef grubunun önemli bir oranı aşıda bulunan HPV tipleri ile daha önce hiç karşılaşmamış ise daha yaşlı adölesan ve genç kadınların da aşılanması önerilmektedir. HPV aşılaması erkeklerde rutin olarak önerilmemektedir. Çünkü, erkekleri aşılamaktansa, primer hedef grubu oluşturan geç kızlarda ulaşılacak yüksek kapsama oranlarına (>% 70) ulaşan aşılama stratejisinin, servikal kanserleri azaltmada daha maliyet etkin olacağı sanılmaktadır. Gebelikte HPV aşılamasının güvenliği ile ilgili veriler sınırlıdır ve gebelerde kullanımından kaçınılmalıdır. Veriler, süt veren kadınlarda quadrivalan aşının uygulanmasını takiben, herhangi bir güvenlik endişesi olduğunu göstermemiştir. Ancak aynı güvenlik bilgileri bivalan aşı için henüz mevcut değildir. Ancak aşıların seksüel aktiviteye başlanmadan yapılması önerildiğinden gebelikte veya laktasyon döneminde kullanılması diye bir sorun pek fazla beklenmeyecektir. İmmünkompromize kişilerde aşının güvenliği ve immünojenitesi ile ilgili az sayıda veri vardır. HPV aşılarının etkinliği ve immünojenitesi HIV enfekte kadınlarda azalmış olmasına rağmen, kadınların artmış HPV enfeksiyonu ve servikal kanser riski nedeniyle bu gruptaki kadınlarda aşının potansiyel yararları vardır. Her iki aşıda üretici firmalarının önerileri ve aşı takvimlerine göre uygulanmalıdır. Her iki aşının klinik etkinlik çalışmalarında, korunmanın en az 5 yıl boyunca olduğu gösterilmiştir. Booster doz ihtiyacı belirlenmemiştir. HPV aşılarının biri diğeri ile değiştirildiği zamanki,güvenlik, immünojenite ve etkinlik ile ilgili veri yoktur. Bu aşılar farklı karakteristik ve komponentlere sahiptir ve aynı aşı ile aşılama takvimi uygulanmaya devam edilmelidir. Ancak daha önceden hangi aşının yapıldığı bilinmiyorsa, iki aşıdan birisi seçilerek aşılama takvimi tamamlanabilir. Her iki aşıda cansız ve nonenfeksiyözdür ve diğer canlı veya cansız aşılarla birlikte farklı şırınga ve farklı enjeksiyon alanı kullanılarak uygulanabilir.

HPV aşıları servikal kanserleri önlemek için oluşturulan koordineli stratejilerin bir parçası olarak yerini almalıdır. Bu stratejiler eğitim ve tanı ve pre-kanseröz lezyonların tedavisi ile ilgili bilgileri içermelidir. HPV aşılaması primer bir önlem aracıdır ve yaşamın daha sonraki dönemlerinde servikal kanseri tanısı için gerekli tarama ihtiyacını ekarte ettirmez. Çünkü servikal kanserlerin % 30’una yakını Tip 16 ve 18’den farklı HPV tiplerince oluşturulmaktadır. HPV aşılama programı yerleştikten sonra kişi, yaş ve bölgelerin kapsama oranları ölçülmeli ve uzun dönmede kayıt tutulmalıdır. Prekanseröz veya servikal kanser üzerinde aşılamanın etkinliğinin ölçümü, dekadlar boyunca monitörizasyonu gerektirmektedir. Eğitim mesajları, onamlar, ailenin veya hastanın onamı, lokal kültürel içeriklere göre adapte edilmelidir. Mesajlarda, HPV aşısının kanser için bir kür olmadığı, HPV ilişkili kanserlerin bazılarını önlediği ama tamamını önlemediği, seksüel aktivite başlanmadan önce aşılama başlarsa en etkin olacağı, 3 doz yapılması gerektiği, gebelere öneril-memesi gerektiği, HIV enfeksiyonunu ve diğer seksüel geçişli hastalıkları önlemeyeceği vurgulanmalıdır.

ASCUS Sonuçlu Hastalara HPV Testi Yapılmalı Mı??

HPV Testi virüs genetik materyalinin (DNA) saptanması temeline dayanan basit bir analiz olup yüksek riskli HPV varlığının CIN2/ CIN 3+ tanısında smear testinden daha duyarlı olduğu kabul edilmektedir.

HPV testinin taramadaki öncelikli endikasyonu pap smear sonucu ASCUS olan kadınların durumudur.

Bu kadınlarda HPV testi (+) ise kolposkopi yapılmalı;

HPV(-) ise 12 ay aralarla düzenli sitolojik takip yapılmalıdır.

ASCUS smearli hastada testin (+) olması hastanın % 90’dan fazla olasılıkla HSIL olduğunu gösterir.

Bu yöntemin duyarlılığı, sensitivitesi Pap smear’den yüksektir (%60-70), ancak spesifitesi daha düşüktür (%80-95).

Yapılan geniş bir çalışmada rahim ağzı kanser tarama yöntemlerinden HPV, konvansiyonel ve sıvı bazlı sitoloji karşılaştırılmış, HSIL (CİN2-CİN3) için sensitiviteleri sırasıyla; % 100, % 68, % 88 bulunmuştur.

Moscicki AB, Hills N, Shiboski S, et al. Risks for incident human papillomavirus infection and low-grade squamous intraepithelial lesion development in young females. JAMA ; 285:2995.

ASCUS Nasıl Takip Edilir? ASC-H Nedir?

Rahim ağzının kanser öncesi lezyonları (CİN1,CİN2,CİN3) belirti vermemesine rağmen, spesifik tanı yöntemleri ile saptanabilmekte ve uygun bir tedavi ile serviks kanserine ( rahim ağzı kanseri) bağlı ölümlerin büyük bir kısmını önlemek mümkün olmaktadır.

Rahim ağzı kanserinin ön tanısı üzerinde uzun yıllardan beri sitolojik, histolojik ve fiziksel tanı yöntemleri ile yoğun araştırmalar yapılmıştır. Bugünkü bilgilerimize göre rahim ağzı kanserinin aniden ortaya çıkmadığı, preinvazif lezyonların (kanser öncesi lezyonların- CİN1,CİN2,CİN3-) kişiden kişiye farklılık gösterdiği, belirli bir zaman süresi sonunda kansere dönüştüğü ve hatta bu kanser öncesi lezyonların belirli bir ölçüde geriledikleri kabul edilmektedir.

Rahim ağzı kanserini ve kanserin öncü lezyonlarını taramada smear testi ilk sırada gelmektedir. Rahim ağzı sitolojik anormallikleri tanımlamak için Bethesda sınıflaması kullanılmaktadır. Bethesda Sistemi'nde, olası kanser öncesi skuamöz lezyonlar dört kategoriye ayrılmaktadır:

Önemi belirgin olmayan atipik squamöz intraepitelyal lezyonlar (ASCUS), ekarte edilemeyen HSIL (ASC-H), düşük grade squamöz intraepitelyal lezyonlar (LSIL) ve yüksek grade squamöz intraepitelyal lezyonlar (HSIL).

31 yaşında bir hastada pap smear testi (thin preparat) sonucu tespit edilen ASC-H, mikroskopik sitoloji görüntüsü.
Hastaya kolposkopik biopsi ve endoservikal küretaj (ECC) uygulandı.

Glandüler epitelle ilgili patolojiler ise bu sistemde; Önemi belirlenemeyen atipik glandüler hücreler (AGUS), endoservikal adenokarsinom, endometriyal adenokarsinom, extrauterin adenokarsinom ve orjini belirlenemeyen adenokarsinom başlıkları altında toplanmaktadır .

Atipik skuamöz hücrelerin değerlendirilmesi üstesinden gelinmesi gereken zor bir konudur. Çünkü uygun tedavi ve değerlendirmeler konusunda çelişkili ve kesin olmayan bilgiler vardır. ASCUS pap smearlar % 3-10 oranında yüksek grade lezyon barındırırlar. ASC-H smear sonuçlu hastalarda fazla miktarda orta/ağır displazi ve daha ağır lezyon olasılığı vardır ve ASCUS'a göre daha ciddidir. Bu yüzden kolposkopik olarak değerlendirilmesi gerekir. % 25-75 gibi değişen oranlarda CIN II-CIN III ve daha ağır lezyon olasılığı bildirilmektedir.

Glandüler hücre anormallikleri % 0.5 gibi bir orandadır ve epitelyal hücre anormalliklerine göre daha az görülür. Skuamöz ve glandüler prekürsör lezyonları ve kanserleri ile ilişkili olabileceğinden dolayı, bunların uygun bir şekilde değerlendirilmesi önemlidir. Atipik glandüler hücreli tüm hastalara sınıflamasına bakılmaksızın, kolposkopi ve endoservikal küretaj yapılmalıdır. Smear tekrarı bu hastalarda kabul edilemez. Öncelikle kanser , muhtemelen adenokarsinoma insitu rapor edilen hastalara, kolposkopi ve endoservikal küretajı takiben diagnostik operasyonel işlem uygulanmalıdır.

Smear testi ve kolposkopi birbirini tamamlayıcı yöntemlerdir. Kolposkopi smear testinde sorun çıktığı durumların değerlendirilmesinde kullanılır. Kolposkopi parlak ışıkta, rahim ağzının 6-40 kez büyütülerek doğrudan incelenmesini sağlayan bir mikroskoptur. Rahim ağzı kolposkopisinin amacı, transformasyon zonunda, rahim ağzı üzerinde ya da rahim ağzı kanalında bulunan lezyonların tanımlanması, kanser öncüsü rahim ağzı lezyonlarının varlığının araştırılması ve anormal pap-smear sonucunda biyopsi yapılacak alanların tespit edilmesidir. Sonuç olarak smear testi, kolposkopik inceleme ve gerektiğinde yapılan biopsi verilerin birlikte incelenmesiyle hastaya en doğru yaklaşım yapılmış olur.

ASCUS un takibinde üç yol izlenebilmektedir. Birincisi hastayı altı ayda bir kontrole çağırıp smear alınması, ikincisi HPV tiplendirme testi yapılması, üçüncüsü ise kolposkopi yapılarak olası riskli bölgelerin belirlenmesi ve gerekli olursa biyopsi alınmasıdır. Anormal smear sonuçlarının değerlendirilmesi ve biyopsi alınması için kolposkopi uzun yıllardır kullanılmaktadır. Takip eden hastaya en uygun yöntemi seçecektir.

 



  Yorumlar

 
Rastgele Konular
Son Eklenenler
Akıl ile ilgili kompozisyon

Müslüm Gürses - Zalimsin Yar Chat

Fıkra : Papaz ve Nam-ı Kemal

GULLER ARASINDA BIR DIKEN KIRIK

Gece Ve Gündüz

www.chatadana.com

http://www.chatadana.com

2012 YILININ HAFIZALARDA İZ BIRAKAN KARELER

En ilginç fotoğraflar Chatadana.Com

Hosteslerin pozları! /Adana Chat, Adana Sohbet, Adana Chat Odaları

 

 
WebMaster : Ahmet Kadir Yalçın

Hosting : Şeker Shell Internet Hizmetleri

Copyright 2010 Her Hakkı Saklıdır. chatadana.com