Okunma

11420

Genital Siğil, Kondilom, HPV Fotoğrafları

Genital siğiller günümüzde gittikçe artan bir şekilde daha da fazla görülmektedir. Genital bölgede çıkan kabarcıkların çoğu kez önemsenmemesine rağmen bu siğillerin giderek artan bir şekilde çoğalmaları hem kadın hem de erkekleri hekime başvurmaya yöneltmektedir.


Aşağıdaki bağlantıda verilen genital siğillere ve HPV enfeksiyonuna ait resimler ve görüntüler tamamen eğitim amaçlı hazırlanmıştır

Genital Siğil Fotoğraflarına Girmek İçin Tıklayın

Genital siğil tedavisine ait youtube videosu ve görüntüleri de kısa zamanda sayfamıza eklenecektir.
Yukarıdaki bağlantıda ;
kadın genital bölgesine ait genital siğil fotoğrafları , erkek genital bölgesine ait genital siğil fotoğrafları, anüs – makat bölgesine ait ait genital siğil fotoğrafları, ağıda boğazda oluşan siğil fotoğrafları ve yenidoğan bebekte solunum yollarına çıkan siğil ,HPV lezyonları, laringeal papillomatozis’ e ait fotoğrafları ,resimleri ve görüntüleri bulacaksınız..

HPV Tiplerinin Kansere Dönüşüm Sıklığı Ve Önemi..

Servikal kanser, yüksek evreli servikal displazi (CIN 2, CIN 3), ve düşük evreli servikal displazi (CIN 1) ile en fazla ilişkili, yüksek riskli HPV tipleri, en yüksek sıklıktan en düşük sıklığa göre şöyledir;

16   18   45   31   33   52   58   35

HPV Tip 16 ve 18:

     Servikal kanser ve CIN 2, CIN 3 olgularının yaklaşık % 70'inden

CIN 1 olgularının yaklaşık % 25'inden sorumludur .

Düşük evreli servikal displazi (CIN 1) ve genital siğiller ile en fazla ilişkili düşük riskli HPV tipleri şunlardır:  

6   11   40   42   43   44   54

HPV Tip 6 ve 11:

 Genital siğil olgularının yaklaşık % 90'ından

CIN 1 olgularının yaklaşık % 9-12'sinden

Reküran respiratuvar papillomatozis olgularının çoğundan sorumludur.

HPV ayrıca VIN (Vulvar intraepitelyal Neoplazi)  ve VaIN  (Vajinal İntraepitelyal Neoplazi)  olgularının yaklaşık % 80'i ile de ilişkilendirilmiştir.

 

HPV Tipleri Ne Kadar Sürede Kansere Dönüşür?

 Sık gürülen HPV tipleri ve özellikleri nelerdir?

Düşük riskli HPV alt tipleri

HPV  Tip 5

• HPV  tip 5 özellikle güneşe maruz kalınan yerlerde daha sonra oluşan  skuamöz deri kanserlerine predispozan bir durum olan epidermodyplasia verruciformis’e en sık neden olan alt tip olarak bilinmektedir.

HPV Tip 6, HPV Tip 11

• Üst solunum yollarında oluşan papillom ve hem erkek hem de kadında dış genitallerde kondilom (genital siğil)  adı verilen lezyonlara neden olurlar.

• Tip 6  düşük riskli olmasına rağmen rahim ağzı (serviks ) kanserlerinin % 0-5’inde, tip 11 ise % 0-10’unda görülmektedir.

HPV Tip 42, HPV Tip 43, HPV Tip 44

• Genetik yapı olarak 6, 11 ile yakın benzerlik gösterirler.
 

Yüksek riskli HPV alt tipleri

HPV Tip 16

• Yüksek dereceli intraepitelyal servikal lezyonların (CİN 2, CİN 3)  ve kanserlerin % 45-65’inde pozitif olarak bulunmaktadır.

• Düşük dereceli servikal lezyonlarda (CİN 1)  % 15-40 oranında pozitiftir.

• Kadın genital sisteminin rahim ağzı (serviks) dışındaki bölgelerinde diğer yüksek dereceli lezyonlarda % 85 oranında pozitif olarak saptanmaktadır.

• Vulva  lezyonlarında % 40 oranında pozitiftir.

• Tedaviye dirençli ve tedaviye rağmen devamlı tekrar eden genital siğil (kondiloma aküminata) vakalarında % 10 pozitiftir.

HPV Tip 18

• Düşük dereceli lezyonlarda (CİN 1) nadiren görülür.

• Glandüler lezyonlar ve invaziv kansere geçişin HPV Tip 18 daha hızlı olduğu düşünülmektedir.

• Glandüler displazi (rahim ağzı kanalı kanseri öncüsü)  ve servikal adenokarsinom (rahim ağzı kanalı kanseri ) ile daha yakından ilişkili olduğu düşünülmektedir.

• Kanserlerin % 15-25’inde pozitif olarak bulunmaktadır.

HPV Tip 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59, 68

• Displazi (kanser öncesi lezyonlar)  ile yakın ilişkili lezyonlar olup kanserlerin %5-10’unda pozitif olarak saptanmaktadır.

 HPV’nin  yaklaşık 120 farklı tipi vardır .Ancak bu tiplerden yaklaşık  30 tanesi cinsel yol ile bulaşır ve sadece 15 tanesi kanser ile ilişkilidir. HPV’nin kanser ile ilişkili tiplerine yüksek riskli tipler denir. Özellikle HPV tip 16 ve tip 18 bu açıdan en tehlikelileridir. Hangi HPV tipleri hangi hastalığa en sık sebep olmaktadır? ACOG’ un  (American Congress of Obstetricians and Gynecologists)  2010 yılında yayınladığı bir bildiriye göre :

Hastalık
 HPV Tip
 
Genital Siğiller  (kadın ve erkek)
 6, 11, 30, 40-45, 51, 54 6, 11, 30, 40,41,41,43,44,45,45, 51, 54
 
Rahim ağzı kanseri
 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58
 
Kanser öncesi değişiklikler (CIN,VIN,VAIN)
 16, 18, 34, 39, 42, 55 16, 18, 34, 39, 42, 55
 
Penis kanseri
 6, 11, 30, 40-45, 51, 54 16, 18, 33, 35, 45
 
Anüs – makat kanseri (kadın ve erkek)
 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58 16, 18, 33, 56
 
Boğaz kanseri
 6, 11, 30, 40-45, 51, 54 16
 
Laringeal papillomlar  (yenidoğanda boğazda siğiller
 6, 11, 30 6, 11, 30


 

 

 

 

 

Yukarıdaki resim: Human Papillomavirus L1 Capsid Proteinlerinin yüzeyel kristalize görüntüsü.  A, HPV11; B, HPV35; C, HPV16; D, HPV18 L1.
 HPV size bulaştıktan sonra ne olur? Vücudunuzdaki yolculuğu nedir?  Ne gibi sonuçlara sebep olur?  Tam iyileşme olur mu? Herkeste HPV aynı şekilde mi davranır? Sorular, sorular,  sorular..... HPV' nin vücudunuzda yapacağı yolculuk ve tabii ki sonuç iki ana faktöre bağlıdır. İlk önemli faktör sizin bağışıklık sisteminiz, diğeri ise HPV nin hangi tip olduğudur. Aşağıda sizin vücudunuzda hpv enfeksiyonun yapabileceği değişik "yolculukları" irdelemeye çalıştık.

 

1-Siz HPV’ yi aldıktan sonra bir kısım hastada olduğu gibi virüs sizde herhangi bir bulgu vermeden yıllarca “uykuda” kalabilir, daha sonra “klinik iyileşme” olarak sonuçlanabilir veya “aktif enfeksiyon” halinde ortaya çıkabilir. Bu hastalarda daima klinik iyileşme olana kadar herhangi bir bulgu vermese de partnerine enfeksiyonu bulaştırma, kendinde de kanser gelişme olasılığı vardır. HPV nin bu şekilde etki etmesine "sessiz enfeksiyon" veya “latent enfeksiyon” denir.

2- Siz HPV’ yi aldıktan sonra bir kısım hastada olduğu gibi virüs sizde herhangi bir bulgu vermeden başkasına bulaştırma riski ve sizde kanser yapma olasılığı olmadan yıllarca vücudunuzda kalabilir. Zararsız ve risksiz bir HPV enfeksiyonu şeklidir. Tanısı dahi konulmadan ve siz dahi fark etmeden yıllar sonra “klinik iyileşme” olarak sonuçlanır. Buna "ilerlemeyen enfeksiyon" veya “nonprodüktif enfeksiyon” denmektedir.

3- En önemli ve en çok rahatsızlık veren HPV enfeksiyonu şekli ise  "ilerleyen enfeksiyon" veya “produktif enfeksiyon” olarak isimlendirilen formudur. Siz HPV’ yi aldıktan sonra çok sayıda virüs partikülünün ciltteki epitelyal çatlaklar yoluyla bazal hücrelere ulaşıp bu hücreleri infekte etmesi ile  vücudunuzdaki yolculuğu başlar. Virüs hücre içinde ayrı bir dairesel DNA parçası olarak yer almaktadır. Bu dönemde infekte hücreler mikroskopik olarak tespit edilemez. Bir kaç hafta ile yıllar arasında değişen bir inkübasyon (kuluçka) periyodu sonrasında viral çoğalma başlar. Yani siz virüsü aldıktan sonra kişiye, yaşa, bağışıklık sistemine, HPV tipine bağlı olmak üzere 6 hafta ile 4-6 yıl arasında vücudunuzda “kuluçka” süresi yaşayarak ilk belirtilerini vermeye başlar. Hücrelerde karakteristik koilositoz lezyonu görülürken, ciltte de genital siğil veya  kondilom adı verilen lezyonları meydana getirir. Bu kondilomlar çıplak gözle görülebilen lezyonlar olabildiği gibi, sadece kolposkopi ile görüle bilen subklinik, belirti vermeyen infeksiyonlar da olabilir. Kondilom lezyonları vulva, vajina, makat etrafı ve rahim ağzına yerleşebilir, bazen dev bir büyüklüğe ulaşabilir.

Siğillerdeki çoğalma ve büyüme periyodu genellikle 3-6 aydır. Eğer bu dönemde tedavi olur iseniz üç sonuçla karşılaşırsınız. Siğiller yok edildikten ortalama 9 ay sonra;

-         “klinik iyileşme”  safhasına girebilir  yada,

-         “tekrarlayan ve  nüks” eden safhaya girebilir  yada,

-         “latent enfeksiyon” olarak virüsün uykuda olduğu sessiz enfeksiyon şekline dönüşebilir.

HPV infeksiyonu sonucu ortaya çıkan kondilomlarda tedavi bu lezyonların yok edilmesi esasına dayanır. Lezyonların ortadan kaldırılması akut semptomları ortadan kaldırmasına rağmen subklinik infeksiyonu (gizli infeksiyon) ortadan kaldıramayabilir. Tedavide kullanılan yöntemler hekim tarafından belirlenir.

Klinik iyileşme olana kadar bu safhada daima kanser öncesi lezyonların ve kanser oluşumunu riski vardır. Yüksek riskli HPV tipleriyle infekte hücreler diferansiye olamaz ve bunlarda viral siklusun tamamlanabilmesi mümkün olmaz. Bu safhada yüksek dereceli displazi (kanser öncesi lezyonlar) ve invaziv kansere kadar ilerleyen değişimler görülür. HPV ile temas sonrası hangi tür infeksiyonun gelişeceği birçok faktörün etkisine bağlıdır, çünkü tüm HPV infeksiyonlarının sadece %10 kadarı kondilom olarak klinik belirti verirken, %1’den az bir kısmı ise kanserojen değişikliklere ilerler. Bununla birlikte de rahim ağzı kanserlerinin % 95’inden fazlası ne yazık ki HPV enfeksiyona bağlıdır. HPV infeksiyonlarının sıklığı yaş gruplarına göre değişiklik gösterir.

HPV infeksiyonunun uzun sürede oluşabilecek en önemli komplikasyonu serviks yani rahim ağzı kanseridir. Bu kansere dönüşümün önlenmesine yönelik olarak akut dönemde kondilomların yok edilmesi yeterli bir korunma sağlayamayabilir, çünkü tedavi alternatifleri genellikle belirti vermeye sessiz enfeksiyona            (subklinik infeksiyona)  karşı yetersiz kalır. Bu hastaların rahim ağzı kanseri geliştirme riski açısından yakın takip edilmeleri ve gerekli testleri yaptırmaları elzemdir.

HPV enfeksiyonunu rahim ağzı kanseri dışında hem kadınlarda hem de erkeklerde anüs ve ağız-boğaz kanserine, erkeklerde ek olarak penis kanserine de sebep olabileceği unutulmamalıdır.

 Ağızda HPV. Oral Kondilom ,Genital Siğil HPV, insan papilloma virüsü , cinsel yolla geçen virüslerin en yaygınıdır. Bu virüsün servikal kansere (rahim ağzı kanseri) yol açtığı kesinlikle bilinmektedir. Bazı araştırmalar bu virüsün ayrıca ağız ve anüs - makat kanserlerine de neden olabileceğine işaret etmektedirler. Özellikle oral seks ile alınan HPV tip 16’nın  ağız içi kanserine sebep olduğu ciddi tıbbi çalışmalar ile gösterilmiştir.Oral seks ile sadece HPV değil bir çok virüs ve bakteri de kolaylıkla bulaşarak sistemik enfeksiyonlara sebep olmaktadır.


Oral Seks  İle HPV ‘nin Bulaşma Riski  Nedir?

HPV enfeksiyonun kadınlarda, rahim ağzı kanserinin de en önemli nedeni olduğu bilinmektedir. Cinsel açıdan aktif  ve birden fazla partneri olan kadınların % 80'inin hayatının herhangi bir döneminde HPV enfeksiyonu geçirdikleri iddia edilmektedir. Yapılan çalışmalar  ayrıca virüsün en kolay ve en hızlı oral seksle bulaştığını vurgulayarak, hayatları boyunca 6'dan fazla kişiyle oral seks yapanların HPV enfeksiyonu kapma risklerinin 9 kat daha fazla olduğunu ispat etmektedirler. Ağız mukoza yapısı, genital organ gibi bu virüsün yerleşmesine ve burada genital siğil benzeri kondilom lezyonlarının oluşmasına olanak vermektedir ( Oral Human Papilloma Virus İnfection ).

HPV Ve Ağız İçi - Boğaz Kanseri Arasındaki İlişkiyi Gösteren Tıbbi Çalışmalar Var Mıdır?

Fransa, Lyon'daki Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu'nda çalışan bilim adamları ağız kanserine yakalanmış l670 deneği, l732 sağlıklı denekle karşılaştırdı. Hastalar Avrupa, Kanada, Avustralya, Küba ve Sudan'da yaşıyordu. Servikal kanserlerde görülen HPV-l6 olarak bilinen virüs, ağız kanserlerinde de tespit edildi. HPV-16 virüsü taşıyan ağız kanserli hastaların arasında oral seks yaptığını açıklayanların sayısı, tümörlerinde HPV-16 virüsü bulunmayan hastalara oranla en az 3 misliydi. Virüsün kanserlere nasıl yol açtığı konusunda kadın ve erkekler arasında bir fark saptanmadı.

ABD'deki John Hopkins Üniversitesi bilim adamlarının 300 kişi üzerinde yürüttüğü araştırmada, HPV'nin (Human Papilloma Virus) bademcik, gırtlak ve dili içeren "orofarenjal bölgede" kanser riskini sigara ve alkolden çok daha fazla arttırdığı ileri sürüldü. Bulunan sonuçlar ve oranlar oldukça anlamlı idi.

İngiltere'de yayımlanan "New England Journal of Medicine"de yer alan araştırmada, ağız-boğaz bölgesinde  tümör gelişimi gözlenen 100 kişinin tükürük ve kan örneklerini inceleyen uzmanlar, kalıtsal özelliklerin ve alkol ile sigara kullanımı gibi faktörlerin de etkisini hesaba kattıklarında HPV'nin gırtlak kanseri riskini 32 kat artırdığını gözlemlediler ( Oral Human Papilloma Virus İnfection ) .

 38 yaşında bir kadın hastada dil üzerinde  ve boğazda 3-4 tane  HPV enfeksiyonuna bağlı siğil, kondilom (oklar ile işaretli)


HPV Aşısının  Bu Virüse Bağlı Ağız-Boğaz Kanserlerine Koruyucu Etkisi Olacak Mıdır?

Rahim ağzı kanserine karşı korunmak için HPV' ye karşı aşı (Gardasil, Cervarix) mevcut olmasına rağmen, aşının orofaringeal  (ağız-boğaz) bölgede gelişen kanserlere karşı kullanılması için çalışmalar devam etmektedir. Günümüzde aşının ağız-boğaz kanseri açısından koruyucu etkisini gösteren yeterli veri bulunmamaktadır. Çalışmalar devam etmektedir. Önümüzdeki yıllarda HPV için yeni aşıların  satışa sunulması beklenmektedir.

Oral Seks Hakkında Tıbbi Bilgiler

Erkeklerin çok sevmesine rağmen kadınların ilk başta çekindiği, hatta bazılarının yapmayı reddettiği cinsel ilişki şekillerinden  biri "oral seks” tir. Kadının erkek cinsel organını ağzıyla uyarması ve aynı şeklide erkek cinsel organlarını yalamak,emmek,öpmek anlamında kullanılır. Erkek oral seks yaparsa Kunnilingus; Vulva anlamına gelen "cunnus" ve yalamak anlamına gelen "lingere" sözcüklerinin birleşmesinden oluşuyor ve dişi cinsel organların ağız ve dille uyarılmasını ifade ediyor.

Oral seks, ağız tümörlerine yol açabiliyor. Son yapılan bir araştırmaya göre insan papilom , Oral Human Papilloma Virus İnfection, (meme başı gibi çıkıntılar yapan selim tümörler) virüsü ağız kanserine yol açabilmektedir. Bilim adamları uzun süredir HPV, human  papilom virüsünün ağız kanserine neden olduğundan kuşkulanmaktaydılar. Ağız tümörü her yıl 10.000 kişiden birinde görülmektedir. Ve bu vakaların pek çoğunda sigara ve içkiye bağlı olarak kanser riskinin daha da arttığı ortaya çıkmıştır.

İnsan papilom virüsü (HPV) cinsel yolla geçen virüslerin en yaygınıdır. Bu virüsün servikal kansere (rahim boynu kanseri) yol açtığı biliniyor. Bazı araştırmalar bu virüsün ayrıca ağız ve anal kanserlerine de neden olabileceğine işaret ediyor.

Orak Seks ağzın ve cinsel organların hassas erojen bölgeler olması ve birbirlerine verdikleri uyarının ve zevkin yoğun olması bu buluşmayı kaçınılmaz yapmaktadır. Bazılarına göre en önemli avantajlarından bir tanesi de gebeliğe neden olmaması yüzünden çiftler tarafından rahatlıkla kullanılmaktadır.  Bakireliğin önemli olduğu toplumlarda bu yolla bakirelik korunmuş olmaktadır. En önemlisi ise oral seksin temizlik gerektirmesidir.Aşk yapmadan önce sabunla yıkanmak yalnızca eşlerin birbirine karşı nazik bir davranışı olmayıp, son idrar veya abdestten arda kalmış olabilecek bazı bakterilerin bulaşmasını engelleyecek bir önlemdir de. Sabun ve su, cinsel uyarılma sırasında cinsel organlardan çıkan doğal hoş kokuları asla yok etmediği gibi bunların kötüleşmesini de önler.

Makatta Siğil, Kondilom, Anal HPV Nedir?
Genital siğil veya diğer ismi ile genital hpv bir çok ülkede yaygın olarak görülen ve genellikle cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. HPV, İnsan Papilloma virus olarak adlandırılan bir çeşit virüstür. HPV virüsünün yaklaşık 80  tipi vardır ve çok büyük bir kısmı genital bölgelerde gözle görülen condyloma accuminata denilen deri oluşumları meydana getirir. Ancak bazı hpv enfeksiyonlarında genital bölgede virus bulunmasına rağmen deri oluşumları ve benzeri belirtiler oluşmayabilir. Virüsün varlığı ancak laboratuvar testleri ve incelemeleri  ile belirlenir. HPV DNA testi en sık uygulanan testtir.
 

Genital hpv hastalığı vulva, vajina , anüs (makat)  serviks (rahim ağzı) , penis, scrotum (torbalar), kasık ve kalça üzerinde kabarcıklar, yumrular çıkıntılar ve et benleri halinde görülür. Bu genital siğillerin üzeri düz veya kabarık, sayısı tek veya çok, küçük veya büyük olabilir, yani tek tip olmayıp çeşitli görüntülerdedirler. Bazıları kümeler meydana getirerek ayçiçeği şeklinde de görülebilir. Bazen de "karnıbahar görünümü" şeklindedirler. HPV'nin tipi genellikle dış görünüşü yani kondilom lezyonlarının yapısını da belirler.

Nadiren de olsa  hpv enfeksiyonları deride o kadar küçük değişiklikler meydana getirir ki bunlar çıplak gözle görülemez, bunlara subklinik vakalar denmektedir. HPV enfeksiyonları genellikle bu virüs ile enfekte bir kişi ile vaginal, anal ve oral seks - cinsel ilişki sırasında deriden deriye temas sırasında bulaşır. Genital hpv'nin oral seks sırasında ağızdaki mukoz membranlara bulaşması da mümkündür. Virus bulaştıktan birkaç hafta veya birkaç ay, hatta yıllar sonra deri oluşumu görünmeye başlar, bu süre sabit değildir ve virüsün tipine göre değişkenlik gösterir. Ancak bazen de klinik belirtilerin hiç ortaya çıkmadığı  kişilerin de olduğu unutulmamalıdır. Subklinik (belirti vermeyen) hpv enfeksiyonlarının bulaşması hakkında bilgimiz azdır ve fazla bir tıbbi yayın yoktur. Ancak bazı yayınlar ve  araştırmacılar bunlarda bulaşma olasılığının daha düşük olduğunu ileri sürmektedir. HPV vrüsü tespit edilen kadınların cinsel partnerlerinin de % 70-90 olasılıkla enfekte olma ve kondilom bulaşma  olasılığı bildirilmiştir.

Makatta Siğil ,Anal Siğiller Nasıl Bulaşırlar? Belirtileri ve  Şikayetleri Nelerdir?

Anal siğiller (anal condyloma acuminata), anüs - makat  çevresini etkileyen, sık görülen  lezyonlardır ve genellikle anal ilişki, anal seks ile bulaşmalarına rağmen bu tür bir ilişki olmadan sadece normal vajina ilişki ile de bulaşabilmekte veya vajinadaki yani kadında cinsel organdaki siğillerin buraya, anüs-makat etrafına yayılmaları ile de gözlenmektedir. Anüste makatta siğil çıkan kadınların mutlaka anal sekse (ters ilişki) girmeleri şart değildir. İnsan papilloma virüsünün (HPV) belirgin hale gelmesi için aylar, hatta yıllar geçebilir. Mikroskopik virüsün çoğalması ve büyümesi için belli bir zaman gerekir ve bu zaman virüsün tipine göre değişkenlik gösterir. Bazı tip virüsler agresif olurlar, çok hızlı yayılıp çok kısa bir sürede alındıktan hemen sonra ortaya çıkarlar. Lezyonlar öncelikle yüzeyden hafif kabarıklıklar olarak başlar ve gelişip yayılırlar. Yumuşak, pembeden kırmızıya kadar değişen renklerde ve yapıda karnıbahar gibi oluşumlardır. Sayıları bir veya sayılamayacak kadar çok sayıda olabilir ve bu lezyonlara "kondilom" veya "kondülom" denmektedir.  Ağrı ve rahatsızlık hissine neden olmasalar da kaşıntı ve yanmaya neden olabilirler. Bazen kaşıntı ilk belirti olabilir.Bazı kadınlarda genital ve makat bölgesinde kanama gözlenir. Hastalar kendilerinde hastalığın olduğunun farkına varmayabilirler. Çoğunlukla genital siğil şikayeti ile doktora başvuran kadınlarda , bu bölgedekilerine ek olarak makat etrafında da siğillerin gözlenmesi ile fark edilirler.

Makatta (anüs) ve Etrafında  Çıkan HPV ye Bağlı Siğiller' in Kansere Dönüşme Olasılığı Nedir?

Anüs yani makat kanseri, sindirim kanalının dışarı açılan kısmı olan anüsün kanseridir. Anüs kanserinin sıklığı son 15-20 yıldır batılı ülkelerde önemli bir şekilde artmaktadır. Orta ve ileri  yaşlılarda daha sıktır. Anüs kanseri erken evrede hastada hiçbir rahatsızlık oluşturmaz ve bulgu vermez. Bu nedenle erken dönemde anüs kanserinin  saptanması çok güçtür. Kanser büyüyüp ilerlediği zaman ise; anüsten kanama, ağrı ve kitle en sık görülen bulgulardır. Ancak, bu aşamada genellikle kanser yayılmış ve başarılı bir cerrahi tedavi şansı yitirilmiş olur. Anüs kanserine neden olan faktörler; rahim ağzı kanserine de neden olan ve anüs ve çevresinde siğiller yapan Human Papillomavirus (HPV) adlı virus enfeksiyonu, anüs yoluyla cinsel ilişki (hem kadın, hem de erkeklerde), çok eşlilik, sigara, AIDS hastalığı ve benzeri nedenlerle bağışıklık sisteminin baskılanması, kadınlarda genital sistemde siğil, rahim ağzında HPV enfeksiyonu, displazi ve kanser oluşması ve Crohn Hastalığı en önemli risk faktörleridir.
Prezervatif kullanımı anüste HPV bulaşmasını önlemek için genellikle yeterli değildir. HPV geçişi - bulaşması , penisin anüs civarına teması, parmaklar veya seks aletleri ile de olabilir. Mutlaka anüse tam bir giriş gerekmez. Bu nedenle de, anüs yoluyla cinsel ilişkiye girmese bile, rahim ağzında HPV veya siğil olan kadınlar daha yüksek anüs kanseri riski taşırlar ve bu sebeple de önlem almak zorundadırlar.

Anal Smear Nedir, Anal HPV de Uygulanması Mümkün Müdür?

Anüs kanseri ve özellikle HPV ye bağlı kanser öncüsü hastalıklarının erken tanısı “Anal Smear” ile konabilir. Ülkemizde pek bilinmemesine ve yaygın kullanılmamsına rağmen yüksek risk faktörlü hastalarda anal smear (anal simir) etkili ve kabul edilmiş bir tarama yöntemidir. Eşcinsellerde, anüs yoluyla ters cinsel ilişkiye giren kadınlarda, anüs ve çevresinde siğil saptanan kadın ve erkeklerde, cinsel organlarda ve çevresinde siğil saptanan kadınlarda  ve rahim ağzı smear ve biopsilerinde HPV, displazi veya kanser saptanan kadınlarda yılda bir defa Anal Smear yapılmasını öneren yurtdışında merkezler vardır. 
Anal Smear, ucunda nemlendirilmiş bir pamuk sarılı çubuk veya rahim ağzı kanalından smear alınmasında da kullanılan  endoservikal fırça ile alınır. Smear çubuğu anüse 3-4 cm dikkatli bir şekilde sokulur ve en az 360 derece döndürülerek ve tüm yüzeylere sürülerek geri çekilir. Elde edilen materyal, tek bir düzgün hareket ile bir lamın yüzeyine düzgün ve ince bir şekilde yayılır. Smear alınır alınmaz, saniyeler içinde, %95’lik etil alkol içeren bir kap içine konarak mutlaka tespit edilmelidir. Anal Simir materyali patoloji laboratuarında boyanarak, Anal Smear konusunda deneyimli bir Patoloji Uzmanı tarafından incelenmeli ve rapor edilmelidir. Anal Smear’de kanser öncüsü hastalıklara ait hücreler saptanırsa bir endoskopi uzmanı veya genel cerrah tarafından zaman kaybetmeden derhal “yüksek rezolüsyonlu anoskop” eşliğinde “anüs biopsisi” yapmak gerekir. Biopsi sonucuna göre gerekli cerrahi tedavi yapılarak kanserin gelişmesi önlenir. Böylece, hastanın yaşamı kurtarılmış olur. Bu uygulama ülkemizde yaygın olmayıp sadece büyük patoloji merkezlerinde “Anal Smear” değerlendirmesi yapan patologlar mevcuttur.Yurt dışında daha yaygın olarak kullanılmaktadır.

Makat Etrafında Ve Anüste Bulunan Siğil Odakları, Kondilomlar Nasıl Tedavi Edilir, Takibi Nasıl Yapılır?

Genellikle kadında vulva , perine ve dış genital organda bulunan siğillere ek olarak makatta da siğil saptanır ve tedavisi de aynı seansta genital organdaki diğer siğillerle birlikte yapılır. Nadiren de olsa genital organda olmayıp sadece makat etrafında veya anüs girişinde  siğil şikayeti ile bize başvuran başvuran kadınlar olmaktadır. Anal ilişki (ters ilişki) , anal seks bu bulaşmada önemli bir faktördür. Eğer siğiller çok küçük ve sadece anüs çevresindeki ciltte yerleşmişse direkt olarak siğilin yüzeyine uygulanan ilaçlarla tedavi edilmesi denenebilinir. Bu yöntem basit gibi görülmesine karşın çok dikkatli bir şekilde ancak  doktor tarafından çevredeki normal dokuya zarar vermeden uygulanmalıdır. Uygulanması zor, meşakkatli olan bu işlem sıklıkla haftalar sürer ve çok sayıda uygulama gerektirir ve pek tercih edilmez, çünkü hastada hassas olan bu bölgede kaşıntı, yaralar,ağrı ve dayanılmaz huzursuzluk hissine uzun süre sebep olabilir. Bazen kapanmayan veya zor iyileşen kimyasal yanık bölgeleri oluşmaktadır. Makatta ve anüs çevresinde oluşan genital siğiller tedavisinde  en çok tercih edilen metot, dış genital organlarda olduğu gibi siğillerin elektrokoter kullanılarak yok edilmesi (yakılması ,koterizasyon işlemi) veya çok büyükler ise  cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Diğer yöntemlerden üstün olmamasına rağmen bazı merkezlerde  lazer cerrahisi de kullanılmaktadır. Bu yöntemler anında sonuç verirler, ancak siğillerin sayı ve yerine bağlı olarak lokal anestezi, spinal ya da genel anestezi altında uygulanırlar. Eğer siğiller az miktarda ve yaygın bölgede değilse lokal anestezi genellikle yeterli olmaktadır. Anal kanal içindeki siğiller ilaçla tedavi için kesinlikle uygun değildir ve çoğu durumda  koter ya da cerrahi yolla tedavi edilmelidirler. Anal kanal içine de bağırsaklara doğru yayılan siğiller mevcut ise genel cerrahi uzmanından da yardım almak gerekir. Koter yada cerrahi tedaviye rağmen çoğu hasta tedaviden sonra yeni siğiller oluşturur.Bu durum genellikle hastada bir moral bozukluğuna sebep olmasına karşın bunun nedeni genital siğile neden olan HPV virüsünün  dokularda ortalama 6 ay yada daha da uzun süre belirti vermeden yaşamasıdır.Gebelerde genital siğillere ek olarak veya ayrı  olarak makatta da siğil çıkmış ise ,tedavisi genital bölgedeki siğiller gibi yapılır. Yeni siğiller sıklıkla dokuda zaten bulunan virüs nedeniyle oluşur.  Bunlar daha önce tedavi edilen siğillerin nüks etmesi değildir. Tekrar siğil çıkan durumlarda  aynı yöntemlerle (koterizasyon, cerrahi çıkarma gibi..) tedavi edilirler. Nüks durumlarında moral bozukluğu olmasına rağmen hastanın tedavinin sonucuna inanarak "ve mutlaka bu siğillerden kurtulacağını bilerek"  ısrarla tedaviye devam etmesi en doğru ve kesin bir yaklaşımdır. Doğru bir tedavi ile genital bölge ile anüs civarında olan siğiller de  kolaylıkla yok edilmekte olup bu kondilom olarak isimlendirilen genital siğiller bir süre sonra ısrarlı ve doğru tedavi ile sonuçta bitmektedirler....
 

Anal Seks Hakkında Tıbbi Bilgiler;

Anal seks penisin vajinaya değil de makata sokulmasıdır. Makatta çok sayıda sinir ucu bulunur ve çok hassas, duyarlı bir organdır, bu kadar hassas olmasından dolayı da cinsel ilişki sırasında kullanılması hiç de ender değildir. Anüs bölgesi (makat) ve burada yer alan halkasal kaslar, duyu sinirleri açısından zengin bir bölgedir. Halkasal kaslar normalde sıkıca büzülmüş durumda bulunurlar. Gerektiğinde 6–7 cm. çapa kadar genişleyebilirler. Anüs bölgesindeki anatomik yapı çok narindir. Eğer hazırlık yapılmadan veya sabırsızca anal ilişki kurulması halinde bu bölgedeki dokularda yırtılmalar, kanamalar ortaya çıkar. Bu yırtılmaların ortaya çıkması sadece acı açısından önemli değildir. Gerek cinsel yolla bulaşan hastalıkların gerekse de bu bölgedeki bakterilerin hastalık oluşturmaları için uygun ortam oluşturmasıdır.

Anal seks tümüyle ayrı iki floranın (penis ve kalınbağırsak) karşılaştığı bir ilişki şeklidir. Erkeğin genital bölgesinin savunma sistemlerinin oldukça gelişmiş olması nedeniyle erkekte ender durumlarda enfeksiyon oluşurken, kadında oluşan sıyrıklardan erkeğin genital patojenleri geçebilir. Yine anal sekste hatalı yapılan bir uygulama anal seks sonrası vajinal seksle devam edilmesidir, bu durum kadınlarda ciddi enfeksiyonlara neden olabilir.

Amerika'da 100 bin kadını kapsayan bir araştırmanın sonuçlarına göre, her yüz kadından sadece ikisi anal seks yapıyor. İtalya'da yapılan bir araştırmada ise bu oran dörtte bire iniyor. Anal seks ile AIDS ve diğer cinsel hastalıkların bulaşma riski iki kat artıyor. Unutulmaması gereken anal sekste ( Ters ilişki) mutlaka prezervatif kullanılması gerekliliğidir.

Aşağıdaki sorular ve merak edilen konular sitemizin forum kısmında cevaplanmıştır veya yönlendirilmiştir . Daha detaylı bilgi için , benzeri şikayetleri olan hastaların deneyimlerinin, görüşlerinin  de bulunduğu 
soru-cevap sayfamızı ziyaret edebilir veya bizlere ulaşabilirsiniz.....

-Gebelerde anüste,makatta hpv,genital siğil görülür mü?
-Hamilelikte anal siğil tedavisi ve siğil tedavi seçenekleri
-Anal siğil en sık nasıl bulaşır?
-Makatta bulunan siğiller en iyi ne şekilde tedavi edilir?
-Kondilom nedir?
-En sık hangi tip HPV virüsü anüste ,makatta siğil yapar?
-Anal seks (ters ilişki) genital siğil için riskli midir?
-Anal seksle geçen cinsel hastalıklar
-Eşcinsellerde anal siğil HPV riskleri nelerdir?
-Erkeklerde makat bölgesinde genital siğil ne sıklıkla çıkar?
-Genital siğil resimleri, görüntüleri
-Genital siğil olan gebelerde neden sezeryan? sezeryan youtube video görüntüleri
-Anal smear nerede yapılır? Fiyatları Nedir?
-Makatta, anüste ve genital bölgede genital siğil (kondilom) yakma tedavisi fiyatları nedir?
-Her jinekolog genital siğil, hpv tedavisi yapar mı?
-Gardasil HPV aşısının anüs, makat kanserine koruyucu etkisi var mı?

 Human Papilloma Virüs (HPV) insanlara genellikle cinsel yolla bulaşan, genital bölgede siğil  diğer adı ile kondilom ya da rahim ağzında kanser yapabilen bir virüstür.  HPV virüsünün sebep olduğu ve erkeklerde  de ortaya çıkan genital bölge siğilleri, kadınlardaki ile aynıdır ve tedavisi de farklılık göstermez, tedavi seçenekleri aynıdır. Eğer bağışıklığı çok güçlü ise, kendisinde belirtiler ve siğiller  ortaya çıkmadan kalabilir.

Kendisinde siğil olmayan erkekler  bu haliyle başkalarına hastalığı bulaştırabilecek durumdadır. Genellikle erkeklerde belirti olamayabilir ,siğil - kondilom çıkmayabilir ve bu sebepler bir erkek  yüksek oranda taşıyıcı olmaktadır. Bu, kendisinde hiçbir belirti bulunmazken, başkalarına hastalığı bulaştırabileceği anlamına gelir. Diğer ismi ile bu portörlüktür.

Çok nadiren de  olarak da olsa, erkekte penis derisinde kanser benzeri cilt  değişikliklerin olabileceği bildirilmiştir. Taşıyıcılık kişiye bir zarar vermemekle birlikte, durumlarından habersiz erkekler yüzünden cinsel yolla çevreye kolaylıkla  yayılmaktadır. Erkeklerde penis derisi örnek almak için çok kalın bir doku  olduğundan ve alınan örnekler yanlış olarak negatif çıktığından, ne yazık ki sağlıklı bir tanı yöntemi erkeklerde yoktur. Sonuç olarak, HPV  virüsü ile enfekte kadınların erkek partnerlerinin yarısından fazlası enfekte olduğundan ve HPV cinsel yolla bulaşan en yaygın  hastalık olup, kadınlarda serviks neoplazisi (rahim ağzı kanseri)  için önemli bir risk faktörü olduğundan, çiftlerin genellikle  birlikte değerlendirilip tedavi -takip  edilmeleri ve çiftlerin  tedavi bitiminden itibaren en az bir yıl süreyle üç ayda bir kontrol edilmeleri gerektiğini unutmamak gerekir.

Peniste Siğil,Erkeklerde Genital Siğiller, HPV  ve Bunun Yol açtığı Kondilom Lezyonları Ne Sıklıkla Görülmektedir?

Genital  HPV (human papillomavirüs) enfeksiyonu ve yol açtığı cinsel siğiller , kondilomlar  (condylomata acuminata) cinsel yolla  bulaşan en yaygın hastalıklardan birisidir  ve Avrupa ülkeleri ile Amerika Birleşik Devletleri’nde cinsel yolla geçen  hastalıklar sıralamasında klamidya enfeksiyonu ve  trikomonas enfeksiyonundan  sonra üçüncü sırada, viral hastalıklar arasında ise birinci sırada görülmektedir. Gerçek sıklığı  bilinmemekle birlikte dünyada her yıl milyonlarca  yeni vaka tanısı konulduğu tahmin edilmektedir. Aktif cinsel dönemdeki genç kadınlarda (18-25 yaşlarında) HPV enfeksiyonu sıklığı % 50 civarında olduğu tespit edilmiştir. Ülkemizde ise HPV sıklığı hakkında sağlıklı bir istatistiksel bilgi ve çalışma  mevcut değildir.

HPV virüsü barındıran erkekler virüs için bir depo  görevi yaparlar. Bu erkekler tedavi edilmedikleri sürece kadınlarda enfeksiyonun tekrar alınması ihtimali arttığından, etkin tedavi sağlayabilmek ve nüksleri önleyebilmek için hastaların cinsel partnerleri ile birlikte değerlendirilip tedavi edilmeleri gerekmektedir.

HPV’ lerin bazı tipleri ile (özellikle tip 16 ve 18) kadınlarda rahim ağzı kanseri gelişimi arasında güçlü bir ilişki olduğunu gösteren birçok çalışma yapılmıştır. HPV enfeksiyonun yaygınlığı ve serviks kanserinde  en önemli  risk faktörü olması nedeniyle, virüs taşıyıcısı  olabilecek erkeklerde  enfeksiyonun seyri ve tedavisi  çok önemlidir. HPV enfeksiyonu olan kadınların erkek partnerlerinde yapılan tarama çalışmalarında  ortalama % 40 oranında HPV enfeksiyonu tespit edildiği bildirilmiştir.

Erkeklerde Genital Siğil, Kondilom En Çok Hangi Bölgede Görülür? Peniste Siğil Görülme Yerleri Neresidir?

Human papilloma virüsünün 70’in üzerinde tipi tanımlanmış olup bunların yaklaşık 30 tanesi anogenital  (makat ve genital bölge alanı) bölgeye yatkınlık göstermektedir. Erkekte en sık prepusyum (sünnet derisi) , frenulum ve koronal sulkusta  (penisin uç-baş kısmındaki oluk) yerleşir. Tek bir lezyon görülebileceği gibi tüm genital bölgeye yayılmış çok sayıda lezyon da olabilir. Erkeklerde ayrıca makat ,anüs etrafında da sıklıkla gözlenmekte olup buradan bağırsağın son kısmına da yayılmaktadır.

Genital Siğillerin  Erkeklerdeki  Görüntüsü Ne Şekildedir? Peniste Genital Siğiller Ne Boyutta Olur?

Erkeklerde  cinsel bölgedeki lezyonlar  genellikle 2-10 mm. çapındadır. HPV enfeksiyonu klasik formu olan kondiloma aküminata lezyonlarında % 70-95 oranında HPV tip 6 ve 11 olduğu ve kanserojen tiplerin  daha az olduğu bildirilirken, belirti vermeyen lezyonda ise genellikle kanserojen HPV alt tiplerinin (tip 16 ve 18) bulunduğu  bildirilmiştir.

Genital  Bölgede Siğil Bulunmayan, Fakat HPV Virüsü Taşıyıcısı Olduğu Şüphelenilen Erkeklerde Tanı Nasıl Konulur? Hangi Yol İzlenir?

Tipik HPV enfeksiyonuna bağlı cilt lezyonları  (karnabahar benzeri lezyonlar) kolayca tanınırken belirti vermeyen lezyonlar % 5 asetik asit ve büyüteç altında inceleme ile belirlenebilir. Ancak asetik asit testi her zaman yeterli ve doğru değildir, her zaman doğru sonuç vermeyebilir. Enfeksiyon, enflamasyon, dermatit gibi lezyonlarda aseto-white testi % 48-67 oranında yalancı pozitif olabildiği gibi % 10-30 oranında yalancı negatif de olabilir.Kesin tanı için mutlaka şüpheli durumlarda  biyopsi gerekir. Ancak iyi huylu  görünüşlü, tipik, renk değişimi olmayan  lezyonlarda biyopsi yapılmayabilir. Yaşlı erkeklerde penis  kanserini  ayırt etmek için biyopsi mutlaka yapılmalıdır. Günümüzde yeni yeni uygulanmaya başlayan bir tanı yöntemi ise Türkiye’de de kullanabilinen  “micro array chip”ler ile tanıdır ve kesine yakın bir sonuç almak mümkündür. Bu sistem HPV tiplerinin en sık görülen ve kanser oluşmasına sebep olan çeşitlerini otomatik olarak saptar. “Micro array chip” yöntemi erkeklerde de kullanılabilmekte ve   bu testlerin sonuçlarını almak için 4-7 gün beklemek gerekmektedir. Bu test bazı uzmanlaşmış laboratuarlarda ülkemizde de yapılabilmektedir fakat maalesef yaygın olarak kullanılmamaktadır.

Genital Siğiller, Peniste Siğil,HPV  Virüsü Erkekte Kansere Yol açar mı?

Genital HPV enfeksiyonu ile genital kanser oluşumu arasında yakın ilişki vardır. Özellikle HPV tip 16 erkekte skrotal kanserlerde( skrotum, torba kanseri) de tespit edilmiştir. Ayrıca penis kanserine de sebep olduğu bilinmektedir. Erkek üretrasında da virüs bulunabildiğinden,  mesane kanserlerinde sebep ajan olarak araştırılmış, ancak  yapılan çalışmalarda HPV’ nin mesane kanseri yapmadığı görülmüştür.  Erkeklerde penis kanserine yol açabilen HPV ayrıca  makat  ve anüs bölgesi civarında yerleştiğinde, makat ve kalın bağırsağın son kısmı olan rektum bölgesinde kansere de sebep olabilmektedir. Bunun dışında HPV, özellikle oral seks yoluyla erkeklerde damak, geniz, bademcik, dil, gırtlak kanseri ve bazı durumlarda yemek borusu kanserine de neden olduğu da bilnmektedir. Kısacası HPV virüsü bulaşabildiği tüm bölgelerde kanser oluşumu için ciddi bir risk faktörürüdür.

Genital Siğiller, HPV  Virüsü Erkeklerde Ne Şekilde Bulaşır  Ve Yayılır?

Bu HPV enfeksiyonu en sık cinsel ilişki sırasında bulaşır. Son yıllarda özellikle bu hastalığın görülme oranının giderek arttığını gösteren bir çok rapor  ve yayın vardır. HPV enfeksiyonu ile ilgili en önemli risk faktörleri yaş ve cinsel  partner sayısıdır. Hastalık en çok aktif cinsel dönemde  ve gençlerde görülür. Amerikada yapılan tıbbi bir bir çalışmada  22-23 yaşındaki kadınlarda % 55, 30-50 yaşlar arasında % 32 oranında HPV enfeksiyonu görüldüğünü bildirmiştir . Cinsel partner sayısı ile HPV enfeksiyonu sıklığı arasında ilişki olduğunu söyleyenlerin yanında hiç ilişki olmadığını iddia edenler de vardır . Hatta  Bu yayında hiç cinsel ilişkisi olmayan kadınlarda dahi % 20 oranında HPV enfeksiyonu saptadıklarını bildirmiştir. Bu virüs ile enfekte kadınların erkek partnerlerinde yapılan  asetik asit testi ve penisi görsel şekilde incelemeye olanak sağlayan  penoskopi ile % 50 oranında  erkek genital gölgesinde HPV ile ilgili lezyon gösterilmiştir.

Erkekte En Çok Genital Bölgenin Neresinde Bu Virüsler Gözlenir?

 HPV enfeksiyonu erkeklerde en fazla sünnet derisine  yerleştiği için sünnetlilerde HPV görülme olasılığı  daha düşüktür. Türkiye’de kadınlarda HPV enfeksiyonu sıklığı hakkında bir bilgimiz yok, ancak çok eşliliğin batı toplumuna göre daha az olması ve erkeklerde sünnetin  koruyucu etkisi nedeniyle bu oranın daha az olması beklenmektedir. Fakat son yıllarda özellikle gençlerde HPV virusu oldukça önemli bir oranda daha sık gözlenmektedir.

Erkeklerde Genital Bölgede, Anüste  Ve Penisteki Siğiller Nasıl  Ve Hangi Yöntemlerle Tedavi Edilir?

Erkekteki HPV lezyonun yaptığı genital siğillerin  (kondilom) tedavi şekli lezyonların yerine, sayısına, büyüklüğüne, hastanın uyumuna, yaşına  ve ağrı eşiğine göre değişebilir. Genellikle   büyük ve üçten   fazla lezyonu olanlara cerrahi eksizyon - çıkarılma ,yakma, lazer veya kriyoterapi uygulanırken,  daha az sayıda ve küçük lezyonlar ile çok belirti vermeyen lezyonlara  trikloroasetik asit (TCA) uygulanmaktadır. Değişik yöntemlerle tedavi edilen erkeklerin  % 10-20’sinde ilk 6 ay içerisinde lezyonların tekrarlaması  görülebileceği bilinmektedir. Özetle erkekte genital siğil tedavisinde en çok uygulanan seçenekler şunlardır;

1)Podofilotoksin %0,5 solüsyon uygulaması

2)Bikloroasetik veya trikloroasetik asit %35-85 uygulaması

3) Liquid nitrojen ile krioterapi (dondurma) uygulaması

4)Elektrofulgurasyon (koterizasyon, yakma) uygulaması

5) CO2 Laser yöntemi

6) İmmiquimod  %5 krem (Aldara krem).
 

Kadınların Erkeklerden Olan HPV Bulaşıcılığından  Korunmaları  İçin Prezervatif Yeterli Midir?

Hayır , maalesef cinsel yolla bulaşan HPV’ den korunmak için sadece prezervatif kullanmak genellikle yeterli olmamaktadır. Çünkü HPV virüsü, cinsel ilişki sırasında temas eden bütün cilt bölgelerinden bulaşabilmektedir. Ayrıca virüsün bulaşması için tam bir cinsel ilişki yaşamakta gerekmemektedir. Genital bölgeye yakın kasık arasında virüs taşıyan bir kişi başka bir kişinin dış genital bölgesiyle sürtünme yolu ile temas etmesi halinde de virüs  ciltten cilde geçebilmektedir. Bu şekilde bakire kızlarda sürtünme yolu ile cinsellik yaşandığı zaman HPV 'ye bağlı genital siğiller sıklıkla görülmektedir.Fakat yinede tam olarak korumasa da prezervatif kullanımı  HPV' den korunma için vazgeçilmez ve şu anda  en iyi yöntemdir. Unutmamak gerekir ki, cinsel ilişki ile geçen hastalıklar genellikle 2-3 tanesi bir arada bulunurlar ve taşıyıcı olanlar hepsini bulaştırmaya kabildirler.

Erkeklere HPV  Aşısı  (Gardasil veya Cervarix)Uygulanmakta mıdır?

Evet, son dönemde özellikle Avustralya, Kanada ve Amerika' da bir çok risk altındaki erkeğe penis ve anüs kanserine koruyucu olabilmesi için uygulayan merkezler vardır. Risk altındaki erkeklere uygulanması gerektiğine dair yapılmış bilimsel çalışmalar olu bu konuda çok geniş kapsamlı bir çalışma da devam etmektedir.

Aşağıdaki sorular ve merak edilen konular sitemizin forum kısmında cevaplanmıştır veya yönlendirilmiştir . Daha detaylı bilgi için , benzeri şikayetleri olan hastaların deneyimlerinin, görüşlerinin  de bulunduğu 
soru-cevap sayfamızı ziyaret edebilir veya bizlere ulaşabilirsiniz.....

-Erkeklerde anüste hpv,makatta hpv,genital siğil görülür mü?
-Erkeklerde peniste siğil ,makatta siğil tedavisi ve siğil tedavi seçenekleri
-Erkeklerde peniste, kamışta genital siğil en sık nasıl bulaşır?
-Peniste kanser nedir?
-En sık hangi tip HPV erkeklerde siğil yapar?
-Oral seks erkekte  genital siğil için riskli midir?
-Orak seksle geçen cinsel hastalıklar
-Eşcinsel erkeklerde genital peniste ve anal siğil HPV riskleri nelerdir?
-Erkeklerde makat bölgesinde genital siğil ne sıklıkla çıkar?
-Genital siğil resimleri, görüntüleri
-Erkekte Siğil tedavisi nerede yapılır? Erkekte peniste siğil tedavisi fiyatları Nedir?
-erkeklerde  genital bölgede genital siğil (kondilom) yakma tedavisi fiyatları nedir?
-Her ürolog, dermatolog genital siğil, hpv tedavisi yapar mı? Ne zaman bir üroloğa başvurmam gerekir?
-Gardasil aşısı-HPV aşısı erkeklerde uygulanır mı? yapılmalı mı?
-Gardasil, kanser aşısı fiyatları nedir?

 HPV Erkekte Ne Gibi Riskler Oluşturur (Haber)LİZBON-Tüm dünyada kadınlarda ölüme yol açan ikinci kanser türü olan rahim ağzı kanseri başta olmak üzere, vulva/vajinal kanserler ile genital siğillere neden olduğu bilinen HPV'nin, erkeklerde de sıklıkla ağız, dil ve anal kanalda kanser yaptığı bildirildi.
Portekiz'in başkenti Lizbon'da düzenlenen EOROGIN 2011 toplantısında, HPV'nin yetişkin kadın ve erkeklerin yanı sıra genç nüfusta görülme sıklığına ilişkin yapılan son araştırmalar açıklandı.
ABD'nin Florida eyaletindeki H. Lee Moffitt Kanser Merkezi ve Araştırma Enstitüsü'nden Prof. Dr. Anna R. Giuliano, erkeklerde HPV'nin neden olduğu kanserler konusundaki araştırmanın sonuçlarıyla ilgili bilgi verirken, bugüne kadar erkeklerin HPV taşıyıcısı olduğu, enfeksiyonu kadınlara bulaştırdıkları görüşünün yaygın olduğunu, ancak bu düşüncenin yapılan bu araştırmayla geçerliliğini yitirdiğini söyledi.
HPV'nin erkeklerde de ölümcül kanserlere yol açtığının netlik kazandığını ifade eden Giuliano, ''HPV, özellikle erkeklerle cinsel ilişkide bulunan erkeklerde cinsel organda, anal kanalda, ağız boşluğunda, dil arkasında ve bademciklerin bulunduğu bölgede kansere yol açıyor'' diye konuştu.
Bu bölgedeki kanserler bakımından erkeklerin kadınlardan 3-4 kat daha fazla risk altında olduğu uyarısını dile getiren Giuliano, erkeklerde bu kanser türlerinin görülme sıklığında artış olduğunu belirtti.
Erkeklerde HPV'nin neden olduğu genital siğillerin görülme sıklığının da kadınlara göre daha yüksek olduğunu vurgulayan Giuliano, ''Bu siğiller kişide büyük bir kaygı ve sıkıntıya yol açıyor. Çünkü başkaları tarafından da görülebiliyor'' dedi.
Erkeklerin cinsel davranışının bayan partnerinin virüsü kapma riskini yakından belirlediğini anlatan Giuliano, HPV'yi bir başkasına bulaştırma riskinin enfeksiyonun süresine bağlı olduğunu bildirdi.
Prof. Dr. Anna R. Giuliano, 18 ülkeden 4 bin erkek üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarıyla ilgili şu bilgileri aktardı
''HPV'nin 6 ve 11 tipleri genital siğile, 16 ve 18 tipleri de kansere yol açıyor. Araştırmada hem heteroseksüel erkeklere hem de erkeklerle cinsel ilişkide bulunanlara bakıldı. Genital bölgedeki riskler her iki gruptakiler için de eşit. Ancak burada en önemli risk anal kanalda. Çünkü burası enfeksiyona en açık bölge durumunda. Erkeklerle seks yapanlar açısından anal kanaldaki risk diğer gruba göre daha fazla. Buna da daha çok HPV 16 tipi yol açıyor. Bu tipi taşıyanlarda enfeksiyon taşıyıcılığı 2 yıl sürüyor. 30 ay sonunda vakaların yüzde 11'inde enfeksiyonun hala sürdüğünü gördük. HPV 16 daha riskli bir tip olduğu için enfeksiyonun uzaması riski artırıyor.''
Kadınların HPV taşıyıcılığının pop-smear testiyle saptanabildiğini, ancak erkekler için böyle bir testin bulunmadığını kaydeden Prof. Dr. Giuliano, ''Quadrivalent aşı, hem erkekleri hem de kadınları HPV'nin 6, 11, 16 ve 18 tiplerine karşı koruyor. Bu hastalıklardan korunmanın tek yolu HPV aşısı yaptırmak'' şeklinde konuştu.
Giuliano, bir soru üzerine, bilim insanlarının HPV'nin erkeklerde de kansere yol açtığının bir süredir farkında olduğunu, Dünya Sağlık Örgütü'nün de 2007'de bu konuda bir uyarıda bulunduğunu söyledi.
Bu araştırmanın, söz konusu uyarının haklılığını bir kez daha ortaya koyduğunu ifade eden Giuliano, iyi bir tarama programına sahip ülkelerde, hastalığın, kadın ve erkeklerde görülme oranlarının birbirine yakın çıktığını bildirdi.

''Enken aşılama antikor yanıtını aratıyor''

ABD'deki Georgia Augusta Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Daron Ferris de, erken yaşta HPV'ye karşı aşılanmanın antikor yanıtını artırmasına rağmen, ebeveynlerde çocuklarının bu aşıyı yaptırması konusunda bir isteksizlik olduğunu belirtti.
9-15 yaş arasındaki bin 800 çocuk üzerinde yaptıkları araştırmanın sonuçlarıyla ilgili bilgiler aktaran Ferris, iki gruba ayırdıkları çocukların bir bölümünü daha önce, kalanları ise daha geç aşıladıklarını anlattı.
Araştırmanın henüz sonuçlanmadığını, 10 yıllık bir süreyi kapsayacağını ifade eden Ferris, ilk bulgulara göre, erken aşılananlarda, virüsle karşılaşma olmaması halinde antikor oluşumunun yüzde 100 civarında bulunduğunu bildirdi.
Aşının cinsellik başlamadan önce yapılmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Ferris, şunlara dikkati çekti:
''Erken aşıladığımız çocuklarda antikor yanıtının yüksek olduğunu gördük. Bu nedenle aşılama için 15 yaşına kadar beklememek gerekiyor. Erken yaşta yaptırmak çok önemli. Bazı aileler, 'kızımın yaşa henüz küçük' diyor, yaptırmıyor ama bekleyince de çok geç olabiliyor. Özellikle kanser yapan tipleriyle maruziyette hücrelerde bozulma oluyor ve kanser ortaya çıkıyor. 23 yaşındaki bir hastamın annesi, kızını daha önce aşılatmadığı için pişmanlığını dile getirdi, ama ne yazık ki artık çok geçti. Burada verilecek en önemli mesaj, çocukların en erken yaşta aşılatılması gerektiğidir.''

Rahim ağzı kanseri nedir?

Hem kadınları hem de erkekleri etkileyen HPV, oldukça bulaşıcı, yaygın ve belirti göstermeyen bir virüs.
Tamamından HPV'nin sorumlu olduğu rahim ağzı kanseri nedeniyle dünyada her 2 dakikada 1, Türkiye'de hergün 2 kadın hayatını kaybediyor.
Kadınlarda görülen HPV hastalıklarının çoğunluğuna 4 tip HPV neden oluyor.
HPV 16 ve 18 türleri rahim ağzı kanseri vakalarının yüzde 75'ine, tip 6 ve 11 genital siğil vakalarının yüzde 90'ına neden oluyor.
Anormal rahim ağzı hücreleri, rahim ağzı boyunca sıralanan ve görünümünde değişiklik yaratan hücrelerdir. HPV'nin tüm tipleri anormal rahim ağzı hücrelerine neden olabilir. Daha ciddi anormalite, rahim ağzı kanseri için daha fazla risk anlamına geliyor. Pap testi, bu anormal hücrelerin kanser öncesi ya da kanser hücrelerine dönüşmeden önce tespitini sağladığı için büyük önem taşıyor.
Ancak bu test sadece kadınlara yapılıyor, erkekler için mümkün değil.Sağlık Bakanlığı'nın 2003 yılında, Türkiye'deki 8 ili kapsayan (Ankara, Antalya, Edirne, Erzurum, Eskişehir, İzmir, Samsun, Trabzon) çalışmasında, servikal kanser sıklığı yüz binde 4.76 olarak bulundu.2008 yılında bin 800 kadın üzerinde yapılan güncel bir çalışmada ise katılımcıların yüzde 10.7'sinde genital siğiller tespit edildi.

 Homoseksüellerde HPV Enfeksiyonu Ve RiskleriHPV ile ilintili kanserler arasında en çok sorun yaratan, anüsün skuamöz hücreli karsinomudur (anüs kanseri, makat kanseri). Anal kanaldaki  anatomik yapı (skuamokolumnar bileşke) kadındaki rahim ağzındaki anatomik  yapıya  çok benzer ve rahim ağzında olduğu gibi makatın yani anüsün  bu kısmı HPV' nin kanser oluşturma mekanizmasına çok duyarlıdır.

Biseksüel ve homoseksüel erkeklerde hpv enfeksiyonu sonucu görülen anüs kanseri (anüs: makat gölgesi) oluşma olasılığı heteroseksüel yani sadece kadınlarla cinsel ilişkisi olan erkeklere göre çok daha fazladır. Son bulgular anal kanserin HPV (insan  papillomavirüsü) enfeksiyonunun  viral yükünün fazla olması halinde daha sık ortaya çıktığını göstermektedir. Heteroseksüel hastalardakinin aksine, erkeklerle seks yapan ve birden çok eşi olan erkeklerde, HPV enfeksiyonu yaşla birlikte azalma göstermez. Anüs kanseri, erkeklerle seks yapan erkeklerde (homoseksüellerde) çok daha hızlı bir şekilde yayılabilir ve kısa sürede anüs kanserine eğer AİDS gibi ek bir hastalık da var ise dönüşebilir. Yani alıcı anal ilişkide bulunan HIV pozitif (AİDS' li) homoseksüeller, anüs kanseri için riski  en yüksek olan gruptur.

Danimarka’da  ve İsveç2te yapılan bir çalışmaya göre anüs kanseri olan biseksüel erkeklerin  ve homoseksüel erkeklerin büyük bir bölümünde makat kısmında (% 87 gibi önemli bir oran!!) HPV saptanmıştır. Ayrıca anüs kanseri olan bu HPV pozitif homoseksüel-biseksüel erkeklerde HPV tipleme de yapılmış ve görülme sıklığına göre de sırası HPV tip 16, HPV tip 18 ve  HPV tip 33 saptanmıştır. İngiltere' de yapılan başka bir çalışmada da HPV ile birlikte HİV pozitif (AİDS’li) olan homoseksüel-biseksüel erkeklerde HPV pozitif  olan HİV (AİDS) olmayan diğer homoseksüel-biseksüel erkeklere göre anüs kanseri görülme olasılığı 8 kat daha fazladır. Yani AİDS' li olan ve HPV virüsü de taşıyan homoseksüellerde anüs kanseri oluşması daha da sıktır. Bunun sebebi AİDS hastalığının bağışıklık sitemini çökertmesi sonucu HPV enfeksiyonunun kansere dönüşüm ve yayılımın daha hızlı olmasıdır.

Sonuç olarak erkekler ile cinsel ilişkiye giren erkeklerde (Homoseksüel veya Biseksüel) anüs kanseri görülme olasılığı normal erkeklere göre kat kat fazladır ve bu guruptaki kişiler genital siğil varlığında mutlaka tedavi olmalı, HPV tiplemesi yapılmalı ve HPV dışında AİDS gibi başka cinsel ilişki ile geçen hastalıkların olup olmadığı da araştırmalıdır.

 

 

Homoseksüel hastada ihmal edilmiş anüs-rektum bölgesini kaplamış HPV enfeksiyonuna bağlı genital siğil
 

 

Homoseksüel hastada HPV enfeksiyonu sonucu gelişmiş anüs kanseri (okla gösterilen)

 Amerikada Erkek Çocuklara da Rutin HPV Aşısı Yapılacak…

ABD Hastalık Kontrolü Merkezi'ne danışmanlık görevi yürüten Aşılama Çalışmaları Danışma Komisyonu, yaptığı oylamada 11 ve 12 yaşlarındaki erkek çocuklarına aşıyı tavsiye etme kararı verdi.Aşının kadınlarda olduğu gibi 11-26 yaşlar arasında yapılabileceği belirtildi.
 
 


Ulusal Aşılama ve Solunum Yolları Hastalıkları Merkezi Yöneticisi Dr. Anne Schuchat gazetecilere yaptığı açıklamada, erkek çocukları aşılamanın çeşitli kanser türleri ve genital siğillere karşı koruma sağlayacağını, ayrıca virüsün erkeklerden kadınlara bulaşmasını engelleyeceğini söyledi.  Schuchat, HPV aşısının genç kızlarda yeterli oranda uygulanmadığını kaydetti. Yetkililer, aşılamanın genç kızlarda beklenenden daha az olmasının, bu uygulamayı gündeme getirdiğini belirtiyor.
    

Doktor Schuchat, kızlarda aşılama oranlarının düşük olmasının, ebeyenlerin, kızların cinsel olarak aktif olduğunda aşının gerekli olduğunu düşünmesinden kaynaklandığını belirterek, aşının en çok cinsel aktivite başlamadan önce uygulandığında etkili olduğunu vurguladı.
   

Aşının, erkeklere uygulanan türü daha önce üretilmiş olmasına rağmen, son karar ile birlikte ülkede erkek çocuklarına HPV aşısı uygulamasının sağlık sigortası kapsamına alınması bekleniyor.
   

Genital siğillere neden olan ve özellikle kadınlarda rahim ağzı kanseri ile bağı olan HPV virüsüne karşı geliştirilen aşının yan etkileri olabileceği yönünde tartışmalar çıkmıştı.

 Yenidoğan Bebekte HPV, Laringeal PapillomatozisYeni doğan bebeklerde doğum sırasında anneden HPV bulaşması sonucu bebeğin boğazında ve solunum yollarında oluşan kitleye veya  tümöral dokuya Larengeal papillomatozis ismi verilir. Bu durum  çocuklarda en sık görülen  iyi huylu larenks tümörüdür.
Görüntüsü boğazda, larenks mukozasında çoğunlukla gözle net görülebilen birden fazla olarak çok sayıda yerleşimli, ekzofitik, vejetan, pembe-beyazımsı renkte, yumuşak kıvamda ve frajil bir tümör olarak görülmektedir. Daha çok “Boğazda Siğil” olarak isimlendirilir ve  kız-erkek  çocuklar arasında oluşumunda belirgin bir fark görülmemektedir. Alındıktan sonra tekrar ortaya çıkma eğiliminden dolayı hastalığa “rekürren respiratuar papillomatozis” (RRP) adı da verilmektedir. Unutmamak gerekir ki bu hastalığın etkeni  (HPV) Human papilloma virüstür. Rekürren larengeal papillomatoziste en sık tespit edilen HPV alt tipleri HPV tip 6 ve 11’dir.

HPV Virüsü Yeni Doğan Bebeklere Nasıl Bulaşır ve  Nasıl Siğil Yapar?

Çocuklarda görülen tekrarlayan solunum yolları  papillomatozisin HPV ile infekte doğum kanalından bulaştığı düşünülmektedir. Bu hipotez, hem respiratuar papillomatozisde hem de genital siğillerde benzer HPV tiplerinin görülmesi ve bu çocukların annelerinin büyük kısmında genital HPV hastalığı öyküsü bulunmasına dayandırılmaktadır. Rekürren papillomatozisi olan çocukların büyük kısmı, vajinal doğum yapan genç annelerin ilk çocuklarıdır. Ortalama başlangıç yaşı 3 yaştır. Erişkin çağda başlayan şeklinde ise rekürren respiratuar papillomatozis, çok sayıda cinsel partnerin olması ve oral-genital temasla ilişkilendirilmiştir. Vajinal doğum sonrası anogenital siğilleri olan bir anneden çocuğa rekürren respiratuar papillomatozis geçme olasılığının 1:80 ile 1:500 arasında değiştiği kabul edilmektedir. İlk doğan bebekler daha sonra doğanlara oranla daha fazla risk taşımaktadırlar. Bunun sebebi muhtemelen ilk doğumun daha uzun sürmesidir.

HPV Lezyonlarının Yenidoğanda Belirtileri Nelerdir?

Yenidoğanda HPV lezyonunu yaptığı ilk klinik belirti ses bozukluğu yani  disfonidir.Bu durum süt çocuğunda ağlarken farkedilir. Daha büyük çocukta ise ses kısık ve sönüktür. Ses kısıklığı kalıcı olup gün içinde değişim göstermemektedir. Tanı gecikirse gittikçe ilerleyen bir larengeal dispne yani zor nefes alma  ortaya çıkacaktır.

Yenidoğan Çocukta Larengeal Papillomatoziste  Tanı  Nasıl Konur?

Günümüzde laboratuar incelemeleri ile tanıyı kolaylıkla koymak mümkündür. HPV infeksiyonunun sitohistopatolojik tanısı için çeşitli teknikler kullanılabilir. Bu teknikler, biyopsi örneğinde papillomavirüs antijenleri ya da nükleik asit araştırılmasına dayanır. Papillomavirüs ortak antijeni genellikle peroksidaz-antiperoksidaz immunhistokimyasal boyamayla ortaya koyulur.
İn situ hibridizasyon, PCR, Hybrid Capture diğer tanısal tetkiklerdir. Çocuk hastalığı uzmanı hekimler tarafından bebek değerlendirilip gerekirse kulak burun boğaz hekimleri tarafından da konsülte edilip gerekli tanısal işlemler hızla yapılabilmektedir.

 Normal doğum esnasında anneden geçen HPV ye bağlı bir bebekte üst solunum yollarında gelişen kitle,-kondilom -laringeal papillomatozis (oklar ile işaretli)


Yenidoğan Bebekte HPV’ ye Bağlı Gelişen  Larengeal Papillomatozisisi Engellemek İçin Hangi Önlemler Alınmalıdır?

HPV taşıyıcısı veya HPV ye bağlı aktif genital, anal bölgede siğilleri–kondilomları olan anne adayı gebeler normal doğumun  riskleri açısından uyarılmalı ve gerekirse sezeryan ile doğum tavsiye edilmelidir. Aşı ile ilgili çalışmalar yüz güldürücü olup ergenlik dönemindeki kız çocuklarının aşılanması yaygınlaştırılmalı ve toplum HPV ‘nin ciddiyeti hakkında daha iyi bilinçlendirilmelidir.

Larengeal Papillomatozisin Bebekte Kansere Dönüşme İhtimali Var Mıdır? 

HPV’nin başta serviks ve vulva karsinomu olmak üzere birçok kanserin oluşumunda rol aldığı bilinmektedir. Özellikle bazı tipleri çok daha hızlı değişime uğrayarak kanseri tetiklemektedir. Aynı şekilde  HPV DNA’sı tonsil, larenks, hipofarenks, oral kavite, dil ve nazofarenksin primer tümörlerinde ve epidermoid karsinoma dönüşen papillomlarda gösterilmiştir. HPV’nin baş boyun kanserlerinde bir rolü olabileceği ilk olarak rekürren juvenil papillomatozis hastalığının invazif epidermoid karsinoma dönüşebilmesiyle ortaya koyulmuştur. HPV’nin primer larenks kanserlerinden özellikle verrüköz karsinomlarda ve epidermoid karsinomların en azından bir bölümünde rolü olduğu düşünülmektedir.

Bebekte HPV,Siğil Tedavisinde Ne Yapılır?

Tedavinin amacı hastalığın agresif bir şekilde yok edilmesi olmayıp yeterli düzeyde hava yolu sağlanmasıdır. Tedavide CO2 Lazer, elektrokoter, kriyoterapi, soğuk bıçakla eksizyon, küretaj gibi fiziksel yöntemler kullanılabilmektedir. Kimyasal yöntemler arasında salisilik asit, laktik asit, triklorasetik asit gibi asitler yer alır. Podofilin, podofiloks gibi antimetabolit ve antimitotikler ile retinoidler de kullanılan ajanlardandır. Güncel tedavi yaklaşımları kimyasal ya da fiziksel yollarla lezyonları yok edilerek ya da inflamatuvar veya immün cevabı uyararak infeksiyondan çok hastalığı yok etmeye yöneliktir.
İnterferonlar condyloma accuminatum ve diğer HPV infeksiyonları için kullanılmıştır. İntralezyonal kullanımı, sistemik ya da topikal kullanımına göre daha etkindir. Sistemik injeksiyondan 2 ile 8 saat sonra başlayan, 48 saat süren titreme, ateş, baş ağrısı, kas ağrısı  ve yorgunluk gibi grip benzeri semptomlar ortaya çıkabilir. Kemik iliği baskılanması ve karaciğer enzimlerinde yükselme kullanılan dozlarda genellikle anlamlı değildir. Buna karşın interferonlar pahalıdır ve hamilelerde kullanılamaz.
Gebelikte Genital Siğil, HPV, Kondilom Ve Tedavisi
 
HPV enfeksiyonu doğurganlık yaşındaki kadınlarda çok sık görülür ve cinsel yolla bulaşan bir virüstür. HPV virusu (human papilloma virusu ) Kondiloma Acumilatum adı verilen (kondilom) cinsel organdaki siğillere neden olur ve rahim ağzı kanseri ile ilişkilidir. 


 

Geçirilmiş kondilom öyküsü olan veya gebelikte kondilom tespit edilen hastalarda gebelikten önceki 3 ayda Pap Smear yapılmamışsa  gebe kaldığında pap smear mutlaka yapılmalıdır. Aslında tüm hamilelik planlayan kadınların gebelik öncesi bir kadın doğum uzmanına başvurup muayene olup danışma almaları gerekmektedir.
 
HPV virüsü (Kondülom virüsü) gebelikte anneden plasenta yoluyla bebeğe geçmemektedir. Geçiş şekli genellikle normal doğum sırasında bebeğe direkt doğum kanalından bulaşması şeklindedir. Çok nadiren sezaryen sırasında bebeğe geçtiği iddia edilir.
 
Eğer baba aday HPV taşıyıcısı veya aktif genital siğili, HPV virüsü olan biri ise, yine aynı şekilde sperm ile HPV virüsü bebeğe geçmez ve hem gebelik oluşumunda hem de gebeliğin devamında bebek için olumsuz etkisi olmaz. Fakat gebelikte cinsel ilişkide baba aday HPV taşıyıcısı ise, cinsel ilişkinin prezervatif ile olması tavsiye edilmektedir.
 
Doğum sırasında  bebeğin solunum yoluna yerleşerek Juvenil Laringeal papillomatozis olarak isimlendirilen bir kanser türüne sebep olabilir.(Her 400 enfekte olup normal doğum yapan gebeden 1 tanesinin bebeğinde bu kanser gelişir).Bir çeşit solunum yoları kanseri ve tümörü olan bu kitle  yeni doğan bebekte ciddi sorunlara yol açmaktadır.
 
HPV öyküsü varlığında doğum şekli olarak sezaryen tercih edilmelidir. Aile bu konuda bilgilendirilmeli ve riskler hakkında bilinçlendirilmelidir.
 
Bazı çalışmalarda nadiren de olsa düşüklere sebep olabileceği bildirilmiştir.
 
Hamilelerde kondilom  tedavisinde koterizasyon, kriyoterapi ve dışarıdaki lezyonlarda trikloro asetik asit uygulanabilir.Tedavi uzman hekim tarafından yapılmalıdır.
 
Gebe olmayanlarda kullanılan  lokal kremler imikanozol, podofilin , 5-florourasil kesinlikle kullanılmamalıdır. Bebek için toksiktirler.
 
Gebelikte ve Lohusalıkta Gardasil (HPV Aşısı- Rahim Ağzı Kanseri Aşısı) Yapılır Mı? Rahim Ağzı Kanseri  Aşısı Ve Hamilelik...

Rahim ağzı kanseri aşısı Gardasil 'in gebe kadınlarda kullanımına ilişkin yeterli veri mevcut değildir. Gardasil 'in gebelik sırasında kullanımına ilişkin veriler yeterince güvenilir değildir.
Bu nedenle GARDASİL 'in gebelik sırasında kullanımı önerilmemektedir. Aşılama gebeliğin tamamlanmasından sonraki döneme ertelenmelidir.
Gardasil  emzirme döneminde kullanılabilir. Klinik çalışmaların aşılama döneminde toplam 995 emziren kadına Gardasil veya plasebo uygulanmıştır. Annede ve emzirilen bebekteki istenmeyen reaksiyon oranları aşı ve plasebo gruplarında benzerdi. Ayrıca aşı immünojenitesi, aşının uygulandığı dönemde emziren veya emzirmeyen kadınlarda benzer bulunmuştur.Gardasil dışında yeni geliştirilen HPV aşıları  gebelikte kullanımı hakkında ise yeterli bilgi henüz yoktur.

Gözde HPV Enfeksiyonu, P 53 Mutasyonu Ve Pterijium

Bulber konjunktivanın patolojik uzantısı olarak tanımlanan piterijiyum, konjunktivanın nazal ya da temporal tarafından gelişen ve korneanı n santral kısmına doğru ilerleme gösteren, üçgen şeklinde bir lezyondur.Piterijiyum gözün limbus bölümünün  en yaygın, iyi huylu lezyonudur ama  sebebi tam olarak bilinmemektedir fakat genellikle fiziksel ve kimyasal ajanlar, içerisinde en önemlisi ultraviyole ışınları (UV) olup diğer etkenler petrol ürünleri etkisinde uzun süre kalma, termal zedelenme, sigara içimi gibi kronik irritasyon, ,herpes simpleks virüs (HSV) gibi virüsler ve p53 gen mutasyonu ve HPV gibi suçlanan pek çok ajan vardır .

Piterijiyumlar kronik iltihabi infiltrasyona sahip ve damardan zengindirler . Piterijiyumda genellikle iyi huylu- benign skuamöz epitelyum vardır. Ancak nadiren bu örtücü epitelde hafif derecede displaziden in situ karsinoma, hatta invaziv skuamöz hücreli karsinoma kadar farklı morfolojik değişiklikler izlenebilir

Çok yavaş bir gelişim sürecine sahip olan piterijiyum, erken dönemde estetik bozukluğa, ileri dönemlerde görme kaybına neden olduğu için cerrahi olarak eksize edilir . Bu nedenle piterijiyumdan karsinom gelişmesi oranı oldukça düşüktür .
Araştırmacılar, HPV'nin konjunktiva epitelinde p53 gen mutasyonuna neden olduğu ve bu mekanizma üzerinden oluşan kontrolsüz çoğalma sonucunda piterijiyumun meydana geldiğini düşünmektedir. Piterijiyumda HPV ilk defa 1994 yılında Varinli ve arkadaşları tarafından gösterilmiştir. Bunu izleyen yıllarda yapılan farklı çalışmalar ile piterijiyumda HPV varlığını gösteren farklı çalışmalar yer almıştır.p53 geni üzerine olan mutajenik etkisi en iyi tanımlanan virus ise HPV'dir. HPV-16 ve HPV-18 alt tiplerinde bulunan E6 proteininin, p53 geninde mutasyona neden olarak karsinogenezisin mekanizmasını başlattığı ya da tetiklediği farklı çalışmalar ile ortaya konmuştur

Çok nadiren de olsa, elde edilen bu sonuçlar, piterijiyum etiyolojisinde HPV ve p53 gen mutasyonunun önemli bir rolü olduğunu destekler niteliktedir. Etiyolojide var olan olası HPV enfeksiyonu nedeniyle, klinisyenler gelecekte ortaya çıkabilecek maligniteler ve tekrarlayıcı lezyonlar açısından hastaları yakın klinik takipte tutmalıdırlar.

 

Kaynak:

Türk Patoloji dergisi 2006, Cilt 22, Sayı 3, Sayfa 174-180
Piterijiyumda HPV varlığı ve p53 gen mutasyonu: PCR ve immünhistokimyasal çalışma Nebil BAL, Figen DORAN, Fügen YARKIN, Özlem BAYRAMOĞLU, Seyhan VARİNLİ,İlter VARİNLİ

Kısırlık Ve HPV. HPV Virüsü Kısırlık Yapar Mı?
Kadınlarda HPV' ye bağlı kısırlığın direkt riski rahim ağzı kanseri ve genital siğil varlığı  ile ilişkilidir. HPV virüsü bulunan erkeklerde yapılan çalışmalar bu erkeklerin sperm sayılarının ve sperm hareketlilik oranlarının düştüğünü göstermiştir. Bu virus kadınlarda direkt olarak fertilite problemlerine neden olmamakla beraber rahim ağzında kanser öncesi ve kansere ait durumların gelişmesi için yüksek risk söz konusudur. Dolayısı ile HPV' nin kadınlarda kısırlık yapıcı riski rahim ağzı kanseri ile ilişkilidir.

Kadınlarda HPV' nin yol açtığı rahim ağzı kanseri lezyonlarının tedavisi için yapılan rahim ağzı biopsisi ve konizasyon , rahim ağzının kısalmasına ve zayıflamasına sebep olarak düşük ve erken doğum riskini arttırmaktadır. Yine ayrıca rahim ağzında tedaviye bağlı daralmanın  ve skar dokusunun oluşması doğum eyleminin zorlaşmasına yol açmaktadır.

Fertility and Sterility dergisinde yayınlanan  2006' da yapılan bir çalışmaya göre tüp bebek programına başvuran rastgele 106 kadın HPV açısından  değerlendirildi. Bu hastalar tüp bebek (İVF) programında olup diğer cinsel yolla bulaşan hastalıkları negatif olan hastalardı ve incelemeler  sonucu  bu 106 kadının % 16 ‘ sı HPV + çıktı. Bir yıl sonra HPV (+ ) kadınların % 23.5 ‘i gebe kalırken , HPV (-) olan kadınların ise % 57’sinin gebe kaldığı saptanmış. Bu her iki gurup kadın arasında İVF esnasında elde edilen yumurta sayı ve kalitesi açısından farklılık tespit edilmemiş.  New York Hospital-Cornell Medical Center’ deki yapılan bu çalışmada HPV varlığı ile tüp bebek başarı oranının düşüklüğü arasında bir bağlantı saptanmış. Bundan dolayı tüp bebek tedavi programına alınacak hastalarda HPV testi yapılarak virusun varlığının saptanması tedavi başarısı açısından araştırmacılar tarafından önerilmektedir.
Kısacası  HPV ( + ) olan kadınlar bu çalışmaya göre “tüp bebek” ile gebe kalma kabiliyetleri diğer taşıyıcı olmayan kadınlara göre belirgin düşmektedir. Ancak araştırmacılar kadınlarda var olan bu HPV ile kısırlık arasındaki ilişkiyi tam olarak açıklayamamaktadır. Aslında bu çalışma cinsel ilişki ile bulaşan hastalıkları olan kadınlarda yapılan kısırlık tedavilerinde gebe kalma süre ve başarılarının düşük olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak HPV şüphesi var ise veya HPV ye bağlı genital siğiller mevcutsa erken dönem tedavi ve teşhis , rahim ağzı kanseri açısından önemli olduğu gibi doğurganlığın sağlıklı bir şekilde korunması açısından da önemlidir
Genital Siğiller, Kondilom ,HPV Hakkında Sık Sorulanlar
HPV Nedir Nasıl Bir Enfeksiyondur?

 HPV ( Human Papilloma virus) 80 ten fazla tipi olan virüse verilen ortak addır. Bu virüsler vücudun herhangi bir yerinde özellikle genital bölgede hem erkeklerde hem de kadınlarda, hatta yeni doğan çocuklarda siğillere sebep olabilirler. Ancak bazıları cinsel yola bulaşır ve condyloma acuminata veya genital siğil denilen hastalığı oluşturur.
HPV Virüsü Bulaşan  Herkeste Mutlaka Siğil Çıkar Mı?

Siğiller bu enfeksiyonun görünebilir belirtileridir, sonucudur ve ancak % 30-35 olguda ortaya çıkmaktadır. Kalan % 70’ lik bölümde ise virüsler deri altında sessiz kalmakta ve herhangi bir belirti vermemektedir ve taşıyıcı olunmaktadır. Subklinik yani sessiz  adı verilen bu belirtisiz formunda siğiller ile belirti veren diğer formlarda da olduğu gibi  kanser oluşumu ile bir bağlantısı olduğu düşünülmektedir.

Kimlerde Daha Sık HPV, Genital Siğil Görülmektedir? HPV Risk gurupları Nelerdir?

Cinsel temasın başladığı 18-20 yaşlar HPV virüsünün alınması için en riskli yaşlardır.
Siz veya cinsel eşiniz birden fazla kişi ile ilişkiye giriyor ise risk artacaktır. Cinsel partner sayısı arttıkça HPV' nin bulaşma ihtimali de artar.
Klamidya , Gonore ,AİDS veya Herpes simpleks gibi başka cinsel ilişki ile bulaşan hastalığınız varsa risk artmaktadır.
Hamilelik, uzun süre  doğum kontrol hapı kullanımı riski arttırmaktadır.
Hodgkin lenfoma, lösemi gibi bağışıklık sistemini baskılayan hastalıkları olanlarda risk artmaktadır.
Beyaz ırkta daha fazla görülmektedir.
Sigara içimi ve kronik alkol kullanımı, alışkanlık yapan madde kullanımı riski arttırmaktadır.
Fiziksel yada ruhsal nedenlerle oluşan aşırır stres ve üzüntü vücut direncinin düşmesi riski arttırmaktadır.
 
Genital Siğiller, Kondilomlar Ne Büyüklükte, Ebatta Olurlar?

Siğiller  değişken boyutta olup büyüklü küçüklü olabilirler. Tek veya kümelenmiş bir şekilde olabilirler. Bazen siğillerden oluşan küme bir karnıbahar görüntüsünde olabilir. Bazen de tek tek dağınık şekilde olurlar. Genellikle cilt renginde ve ağrısızdırlar. Bazen pembe veya gri renk alabilirler. Seyrek olarak kaşıntı, ağrı  ve kanama yapabilir. Genital bölgede huzursuzluk hissi tipiktir.

HPV  Virüsü Genellikle  Ne Gibi Belirti Verir? Şikayetler Neler Olmaktadır?

Çoğu zaman hastalık herhangi bir belirti vermez. Hastaların yaklaşık % 30- 35’inde  siğil oluşmaktadır. Siğiller kadınlarda vagina veya anüs çevresinde veya vulvada olabilir. Aynı zamanda kasıklarda, bacaklarda, boyunda, ağızda veya vücudun herhangi bir yerinde de bulunabilirler. Erkeklerde ise siğiller  genellikle penis veya torbalardadır. Bazen erkeklerde de makat etrafına yayıldığı gözlenmektedir. Homoseksüel erkeklerde ise çoğunlukla anüs-makat etrafındadır.

HPV Virüsünün Bulaşması Ne Şekilde  Olur?

Vajinal, anal veya oral seks esnasında cildin cilde teması sonucu bulaşır. Virüs cildin zayıfladığı bir noktadan vücuda girer ve derinin derinliklerine doğru ilerler. Burada aylar hatta yıllar boyunca sessiz olarak kalabilir. HPV tanısı konmuş bir kişide virüs cinsel hayatın herhangi bir döneminde bulaşmış olabilir. Kesin bir zaman belirlemek mümkün değildir.

Oral Seks  İle HPV'nin Bulaşma İhtimali  Nedir?
 
HPV enfeksiyonun kadınlarda, rahim ağzı kanserinin de en önemli nedeni olduğu bilinmektedir. Cinsel açıdan aktif  ve birden fazla partneri olan kadınların % 70- 80'inin herhangi bir döneminde HPV enfeksiyon geçirdikleri iddia edilmektedir. Yapılan çalışmalar  ayrıca virüsün en kolay ve en hızlı oral seksle bulaştığını vurgulayarak, hayatları boyunca 6'dan fazla kişiyle oral seks yapanların HPV enfeksiyonu kapma risklerinin 9 kat daha fazla olduğunu ispat etmektedirler. Son yıllarda yapılan çalışmalar oral seks yapan kadınlarda HPV enfeksiyonuna bağlı olarak boğaz kanserinin daha sık görüldüğü tespit edilmiştir.

Anal Siğiller Nasıl Bulaşırlar?  Anal HPV Belirtileri Nedir?

Anal siğiller (condyloma acuminata, anal kondilom), anüs – makat çevresini etkileyen, sık görülen  lezyonlardır ve genellikle anal ilişki, anal seks ile bulaşmalarına rağmen bu tür bir ilişki olmadan sadece normal vajina ilişki ile de bulaşabilmekte veya vajinadaki yani kadında cinsel organdaki siğillerin buraya, anüs-makat etrafına yayılmaları ile de gözlenmektedir. İnsan papilloma virüsünün (HPV) belirgin hale gelmesi için aylar veya yıllar geçebilir. Mikroskopik virüsün çoğalması ve büyümesi için belli bir zaman gerekir. Lezyonlar öncelikle yüzeyden hafif kabarıklıklar olarak başlar. Yumuşak, pembeden kırmızıya kadar değişen renklerde karnıbahar gibi oluşumlardır. Sayıları bir veya sayılamayacak kadar olabilir. Ağrı ve rahatsızlık hissine neden olmasalar da kaşıntı ve yanmaya neden olabilirler. Bazı bireylerde kanama gözlenir. Hastalar kendilerinde hastalığın olduğunun farkına varmayabilirler. Genellikle genital siğil şikayeti ile doktora başvuran kadınlarda , bu bölgedekilerine ek olarak makat etrafında da siğillerin gözlenmesi ile fark edilirler. Tedavisi vajina yakınındaki siğiller ile birlikte anüs etrafındaki siğillerin de aynı seansta yakılması ile olur.

HPV Başka Hangi Hastalıklar İle Karışabilir?
 
Kondilomun ayırıcı tanısında göz önüne alınması gereken hastalıklar ve lezyonlar arasında; molloscum contagiosum, herpes genitalis, micropapillomatosis labialis, seboreik keratozis, acrocordon ve intradermik nevüsler yer alır.

HPV' nin Kuluçka Dönemi Ne Kadardır?

Virüs HPV enfeksiyonu bulaşmış bir kişi ile ilişkiden 4-6 hafta sonra etkisini gösterir. Siğillerin oluşumu 6-9 ayı, hatta bazen yılları  bulabilir. Kuluçka süresi HPV tipine bağlı olarak 3-6 yıla dek uzayabilir. Kesin bir süre vermek mümkün değildir. Her gün yeni tip HPV virüsleri bulunmakta ve bunların da davranışları her birinin farklı olmaktadır.

HPV  Ne Gibi Olumsuzluklara  ve Ciddi Sonuçlara  Yol Açar?

HPV enfeksyonunun sonuçları ciddidir. HPV ile enfekte olmuş kadınlarda vulva ve serviks kanseri gibi genital kanserlerin riski artmıştır. Erkekte de penis ve skrotum , yenidoğanda da boğaz kanseri (laringeal papillomatozis) riski artmaktadır. Ancak sadece birkaç tipi (tip 16, 18, 31, 33, 35) kanser ile ilişkilidir. Bu tipler genellikle sessiz (subklinik) seyreden hastalığa sebep olurlar, genellikle belirti vermezler ve sadece smear testi veya lezyondan alınan hücresel değişikliklerde ortaya çıkmaktadırlar.

Genital Siğil' e  Neden olan HPV' nin Tanısı Nasıl Konur?

HPV için geliştirilmiş herhangi bir özel laboratuar veya kan testi incelemesi mevcut değildir, HPV kültürü yapılamamaktadır. Bu nedenle çoğu zaman gizli kalır. Hastaların ancak % 30’ unda oluşan  siğiller görülerek tanı konulabilir. Bunun için jinekolog tarafından  kolposkop adı verilen bir mercek kullanması gerekebilir. Ayrıca bu bölgeye asetik asit uygulandığında HPV’ li ciltte beyazlaşma oluşur ve siğiller ortaya çıkar, daha belirgin görünürler.

Kadınlarda yılda bir yapılması öngörülen  pap-smear testlerinde bulunan normal dışı bir bulgu HPV için uyarıcı olabilir; ancak pap-smear HPV’ ye özgü bir test değildir. HPV varlığında smear testinde koilositoz görünümü mikroskopik olarak tespit edilir. Simir testinde görülen “koilosit hücreleri”  HPV için tipiktir. Kanser şüphesi olan olgularda  kolposkopi altında mutlaka biyopsi alınması gerekebilir.

HPV-DNA nın moleküler biyoloji teknikleri ile belirlenmesi ne dayanan testler ülkemizde de yaygın olarak yapılmaktadır. Rahim ağzından smear testi   veya genital siğil dokusunu alınarak incelenip HPV DNA’nın belirlenmesi ve etken HPV tipinin belirlenmesi yapılmaktadır. Bu şekilde genital kanser için riskli olan HPV tipleri tespit edilmekte ve hastanın takibi daha doğru yapılmaktadır. Ülkemizdeki genetik laboratuarları HPV DNA incelemelerini ve HPV tiplemesini başarı ile yapmaktadırlar.

Genital Siğil  Gözlenmeyen, Fakat HPV Taşıyıcısı- Portör Olduğu Şüphelenilen Erkeklerde Tanı Nasıl Konulur?
 
Klasik HPV enfeksiyonu (karnıbahar benzeri lezyonlar) kolayca tanınırken subklinik lezyonlar (belirti vermeyen)  % 5 asetik asit ve büyüteç altında inceleme ile belirlenebilir. Ancak asetik asit testi her saman belirleyici yani spesifik değildir ve her zaman da doğru sonuç vermeyebilir. Enfeksiyon, enflamasyon, dermatit gibi lezyonlarda aseto-white testi % 48-67 oranında yalancı pozitif olabildiği gibi % 10-30 oranında yalancı negatif de olabilir. Kesin tanı için mutlaka biyopsi gerekir. Ancak benign- iyi huylu  görüşlü, tipik, non-pigmente ve renk değişimi olmayan lezyonlarda biyopsi yapılmayabilir. Yaşlı erkeklerde penil intraepitelyal neoplazi veya penis  kanseri ayırt etmek için biyopsi mutlaka yapılmalıdır.
 
Günümüzde yeni yeni uygulanmaya başlayan bir tanı yöntemi ise Türkiye’de de kullabilinen  “micro array chip”ler ile tanıdır ve kesine yakın bir sonuç almak mümkündür. Biz kendi hastalarımıza da gerektiği zaman “micro array chip” testini tavsiye etmekteyiz. Bu sistem HPV tiplerinin en sık görülen ve kanser oluşmasına sebep olan çeşitlerini otomatik olarak saptar. “Micro array chip” yöntemi erkeklerde de kullanılabilmekte ve   bu testlerin sonuçlarını almak için 4-7 gün beklemek gerekmektedir. Bu test bazı uzmanlaşmış laboratuarlarda ülkemizde de yapılabilmektedir.

Genital Siğillerde ( Kondilom) Tedavi Seçenekleri Nelerdir?Genital Hpv Siğil Tedavi Yöntemleri İçinde En İyi Sonuçlar Hangi Tedavi Yönteminde Alınır?

HPV’ nin   ve dolayısı ile genital siğillerin tedavisi daha çok estetiğe yöneliktir. Çünkü virüsü kesinkes yok edebilecek bir tedavi yoktur. Lezyonların boyutu, şekilleri, sayısı gibi etkenlere bağlı olarak çeşitli tedavi seçeneklerinden biri seçilebilir. Tedavi yöntemine bağlı olmaksızın 4 hastadan birinde siğiller 3 ay içerisinde yineleyebilmektedir. Genital siğilleri yani lezyonları yok etmek HPV nin bulaştırıcılığını da azaltmaktadır. Bu sebeple genital siğil varlığında zaman kaybetmeden bu kondilom lezyonlarını yok etmek gerekmektedir. Genital hpv siğil tedavi yöntemleri aşağıda belirtilmiştir;

Krioterapi (dondurma yöntemi): Siğiller likid nitrojen ile dondurulur. Nispeten ucuz ve küçük siğillerde oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Uygulamanın yapıldığı yerde ağrı duyulabilir. Büyük ve yaygın siğillerde etkinliği azdır.
 
Kimyasallar, podofilin: Siğillerin uzaklaştırılması için birtakım kimyasal maddeler kullanılabilir. Uygulanması hasta tarafından zorlukla olur, çok sık doktora gidip uygulatmak gerekir. Kullanışlı olmadığı için bazı özel durumlarda ve nükslerde uygulanır. Gebelerde kesinlikle kullanılmamalıdır.
 
Trikloroasetik asit: Siğiller tarafından emilir. Haftada bir tekrarlanır ve 6 hafta uygulanır. Artık kullanılmamaktadır. Sağlam dokuya da zarar verir ve daha sonra tedavi olan bölgede incelme ve kalıcı nekroz yapabileceği için tercih sebebi değildir.
 
Elektrokoterizasyon (yakma yöntemi): Siğiller elektrik akımı, koter cihazı ile imha edilir. Ağrının azaltılması için lokal anestezi uygulaması siğiller az  ve yaygın değilse ancak uygulanmalıdır. Siğiller yaygın ise  genel anestezi altında yapılması en uygundur. Koterizasyon siğil tedavisinde en etkin tedavi yöntemlerinden biridir. Tedavide en sık ve tercih edilen yöntemdir. Lezyonların yaygınlığı ve ebatlarına göre  hiç tereddüt etmeden  genel anestezi yapılmalıdır.
 
Lazer tedavisi: Siğiller laser ışını ile yok edilir. Genital bölgedeki ve boğazda HPV bulaşması ile oluşan ses tellerindeki büyük siğillerde yararlı olmaktadır. Diğer tedavi yöntemleri denendikten sonra uygulanır. Lokal anestezi ile yapılır. Deride İz bırakması veya enfekte olması mümkündür. İşlemden sonra yaklaşık 3 hafta boyunca ağrı kesici kullanmak gerekebilir. Pahalı bir tedavi yöntemidir. Ülkemizde her merkezde lazer tedavisi uygulanmamaktadır.
 
İnterferon tedavisi: Siğilin içine bu antiviral ilaç  (interferon)enjekte edilir, ancak pahalı bir tedavi yöntemidir, yan etkileri fazladır ve diğer tedavilere çok fazla üstünlüğü yoktur. Bu sebeple fazla tercih edilmez. Çok sık tekrar eden ve riskli guruba ait kondilomların tedavisinde tercih edilebilinir.
 
HPV den Korunma İçin Ne Yapabilirim??

Prezervatif  kullanılması kısmen koruyucu olabilmektedir. Çok eşlilikten mutlaka  kaçınılmalıdır. Güvenli seks çok önemlidir.Spermisitlerin  HPV' den korunmada etkili olduğu kanıtlanmamıştır. Virüsün girişini engellemek için ciltte oluşabilecek küçük aşınmalardan kaçınmak gereklidir. Özellikle cinsel ilişki esnasında vajen kuru ise zedelenmelere yol açabileceğinden yeterli ıslaklığı sağlayacak bir kayganlaştırıcı jel  kullanılması önerilir.

Bir jinekolog tarafından kadınların periyodik olarak pap smear testi yaptırmaları önemlidir, şüpheli durumlarda HPV  tanısı için gereken tetkiklere ve laboratuar incelemelerine  başvurulmalıdır.

Bazı çalışmalar yeşil lifli sebzelerle alınan yeterli folik asitin (400 mg) HPV den korunma konusunda faydalı olabileceğini göstermiştir. Ülkemizde de satılan immun sistemi (bağışıklık sistemini) güçlendiren bazı ilaçların  ve doğal preparatların kullanılması da faydalı olmaktadır.

Erkeklerden Olan Bulaşıcılıktan Korunmak İçin Prezervatif Her Zaman Yeterli Midir?

Cinsel yolla bulaşan HPV’ den korunmak için sadece prezervatif kullanmak genellikle yeterli olmamaktadır. Çünkü virüs, cinsel ilişki sırasında temas eden bütün cilt bölgelerinden bulaşabilmektedir. Ayrıca virüsün bulaşması için tam bir cinsel ilişki yaşamak ta gerekmemektedir, genital bölgeye yakın kasık arasında virüs taşıyan bir kişi başka bir kişinin dış genital bölgesiyle sürtünme yolu ile temas etmesi halinde de virüs  ciltten cilde geçebilmektedir. Fakat yinede prezervatif kullanımı  HPV' den korunma için vazgeçilmez ve şu anda  en iyi yöntemdir.

Bakire Kızlarda  Genital Siğil Olur Mu? Tedavisi Nasıl Yapılır?

Bir çok bakire kız tam bir cinsel ilişki olmadan dışarıdan “sürtünme yolu” ile cinsel ilişkiye girmekte ve bu şekilde de genital siğil ve HPV virüsünü almaktadır. Anal seks yolu ile cinsel ilişkiye giren bakire kızlarda da aynı şekilde dış genital organda ve anüs etrafında da genital siğil gözlenmektedir. Bakire kızların genital siğil, kondilom tedavileri aynı şekilde kızlık zarına zarar vermeden koterizasyon (yakma) veya kriyoterapi (dondurma) işlemi  güvenle yapılmaktadır.

Tedavi Sırasında Cinsel Hayat Devam Etmeli mi?

Eşlerden herhangi birisi HPV tedavisi görüyorsa bu sırada cinsel ilişkiden kaçınmak doğru  olacaktır. İlişki esnasındaki vajina ve dış genital organda olabilecek  sürtünme iyileşmeyi engelleyebilir. Eşlerden biri tedavi görüyor, diğer eşte  siğil yok ise bu eş için tedaviye gerek yoktur. Tekrar cinsel ilişkiye başlamak için diğer eşin tedavisini beklemek ve daha sonra da prezervatif ile ilişkiye girmek en iyi seçenek olacaktır.

HPV, rahim ağzı kanseri aşısı nedir? Kanser aşısı kimlere ve nasıl uygulanır?

Human Papilloma Virüs (HPV) türüne karşı aşı çalışmaları ve dolayısı ile tabii ki  rahim ağzı kansri ne karşı  aşı  1990'larda başladı ve  2007 yılı itibariyle tüm dünya ülkeleri ile birlikte ülkemizde de satışa sunuldu. Değişik aşı türleri vardır ve bunların bir kısmı  halen  geliştirme aşamasındadır. Piyasaya sunulan aşı (Gardasil) koruyucu amaçlı bir preparattır. Ülkemizde de piyasaya sunulan aşının özellikle 12 -15 yaşından itibaren  hem erkek hem kız çocuklarına yapılması planlanmaktadır (erkek çocuklarına uygulanması tartışmalıdır) ve yılda 3 doz şeklinde yapılacaktır. Bu şekilde ömür boyu % 90 oranında koruyuculuk sağlaması beklenmektedir. Bu şekilde rahim ağzı kanserine yakalanma oranının  % 60-70 azalması öngörülmektedir.
HPV aşısı  toplam 4 tip HPV ye etkili (Tip 16,18,6,11 ) olmasına rağmen özellikle rahim ağzı kanserlerinin % 50 nedeni olan HPV tip 16’a karşı önemli bir koruma ve rahim ağzı kanseriyle savaşta büyük bir ilerleme sağlayacaktır.

Halen HPV taşıyıcısı olan veya genital siğili (kondilom) olan kadınlara aşının herhangi bir etkisi olacak mı?

Aşı  adından da anlaşılacağı üzere  koruyucu amaçlı olduğu için vücutta bulunan HPV tipi üzerine ve bunun meydana getirebileceği klinik değişiklikler ve riskler üzerine bir etkisi olmayacaktır. Maalesef şu anda geliştirilen aşıların   HPV taşıyan kadınlara taşıdığı  HPV tipi için herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Taşıyıcı kişilerde taşıdıkları HPV tipi dışında( ki buna hiç bir etkisi olmaz, aşı sadece koruyucu etki yapar) sadece ilerideki bir zamanda alınacak koruyuculuk kapsamı dahilindeki diğer tip HPV ler için koruma sağlayabilecektir. Aşı tekrar yeni HPV tipleri alabilecek riskli guruba yapılması uygun olacaktır. Yeni aşı tipleri için de çalışmalar devam etmektedir.

Hamilelikte  ve Lohusalıkta Gardasil (HPV Aşısı- Rahim Ağzı Kanseri Aşısı ) Yapılması Uygun Mudur?

Gardasil 'in gebe kadınlarda kullanımına ilişkin yeterli veri ve tıbbi çalışma mevcut değildir. Gardasil 'in gebelik sırasında kullanımına ilişkin veriler yeterince güvenilir değildir.Bu nedenle GARDASİL 'in gebelik sırasında kullanımı kesinlikle  önerilmemektedir. Aşılama gebeliğin tamamlanmasından sonraki döneme ertelenmelidir.
Gardasil  emzirme döneminde ve doğumdan hemen sonra  kullanılabilir. Klinik çalışmaların aşılama döneminde toplam 995 emziren kadına Gardasil veya plasebo uygulanmıştır. Annede ve emzirilen bebekteki istenmeyen reaksiyon oranları aşı ve plasebo gruplarında benzerdi. Ayrıca aşı immünojenitesi, aşının uygulandığı dönemde emziren veya emzirmeyen kadınlarda benzer bulunmuştur.

Erkeklere HPV Genital Siğil Aşısı Gardasil  Yapılır Mı?

Hayır, şu anda sadece kadınlar aşı programında yararlanabilmektedirler. Yeni aşı çalışmaları da devam etmektedir.

Genital Siğili Olan Hamilede  Virüs Bebeğe geçer Mi?

HPV virüsü (Kondülom) gebelikte HPV virüsü  anneden plasenta yoluyla bebeğe geçmemektedir. Geçiş şekli genellikle normal doğum sırasında bebeğe direkt doğum kanalından bulaşması şeklindedir. Bebeğin ağzına bulaşarak üst solunum yollarında tümöral bir yapı olan “laringeal papilomatozis” yapar. Ciddi bir tümöral oluşumdur.Çok nadiren sezaryen sırasında bebeğe geçtiği iddia edilir. Aktif HPV enfeksiyonu olan veya HPV vrüsü taşıyıcısı olan anne adaylarına normal doğum değil, sezeryan tavsiye edilir.

Yeni Doğan Bebeklere HPV Nasıl Bulaşır ve Siğil Yapar?

Küçük çocuklarda görülen rekürren respiratuar papillomatozisin  HPV virüsü ile infekte doğum kanalından bulaştığı düşünülmektedir. Bu hipotez, hem respiratuar papillomatozisde hem de genital siğillerde benzer HPV tiplerinin görülmesi ve bu çocukların annelerinin büyük kısmında genital HPV hastalığı öyküsü bulunmasına dayandırılmaktadır. Rekürren papillomatozisi olan çocukların büyük kısmı, vajinal doğum yapan genç annelerin ilk çocuklarıdır. Ortalama başlangıç yaşı 3 yaştır. Erişkin çağda başlayan şeklinde ise rekürren respiratuar papillomatozis, çok sayıda cinsel partnerin olması ve oral-genital temasla, oral seks ile  ilişkilendirilmiştir. Vajinal doğum sonrası anogenital siğilleri olan bir anneden çocuğa rekürren respiratuar papillomatozis geçme olasılığının 1:80 ile 1:500 arasında değiştiği kabul edilmektedir. İlk doğan bebekler daha sonra doğanlara oranla daha fazla risk taşımaktadırlar. Bunun sebebi muhtemelen ilk doğumun daha uzun sürmesi ve bulaşma ihtimalinin de uzayan doğumda daha fazla olmasından dolayıdır.

Siz Genital Siğil Tedavisinde Hangi Yöntemi Tercih Ediyorsunuz?

Ben takip ve tedavi ettiğim çok sayıdaki genital siğili , kondilomu olan hastamdan gözlemim , koterizasyon (yakma) işlemi ile tedavinin daha başarılı olduğu ve nükslerin yani siğillerin tekrar etme olasılığının daha az olduğu yönündedir. Eğer genital siğiller az ise lokal anesteziyi tercih etmeme rağmen yaygın ve büyük olan siğillerde yakma işlemini genel anestezi ile  yapmayı tercih etmekteyim. Hastalarıma tedavi sonrası sıkı takip ,düzenli smear ve gerektiğinde kolposkopik incelemeyi tavsiye edip bir program dahilinde uygularım. Genital hpv siğil tedavi yöntemleri seçilirken, hastaya en uygun tedavi yöntemi mutlaka seçilmelidir.

Genital Siğil, HPV Tedavisinin Ücretleri, Fiyatları Ne Şekildedir?

Genital siğil, hpv tedavisininin fiyatlandırması siğillerin yaygınlığına ve uygulanacak tedavi yöntemi ile anestezi şekline bağlıdır. Genital Siğil HPV tedavisi küçük müdahale kapsamında olduğu için tedavi ücretleri , fiyatları yüksek değildir.

HPV Testi , HPV Tipleme, HPV-DNA,

İnsan genital siğil virüsü olarak da bilinen HPV hayatı kabusa çevirmektedir. 100'den fazla çeşidi bulunan HPV virüsünün özellikle 5-6 çeşidi insanlarda sık görülürken, HPV'nin 6 ve 11'inci cinsler daha çok siğil yaparken, 16 ve 18'inci cinsler hem siğil yapıyor hem de kansere yol açmaktadır. HPV virüsü, HIV’den (AİDS) sonra hem erkeklerde hem kadınlarda, cinsel temas ile bulaşan en yaygın hastalıktır.

Araştırmalara göre ABD’de 15 ile 49 yaşları arasındaki kadın ve erkeklerin yüzde 10 ile 20’si HPV enfeksiyonu geçirmiştir.Türkiye'de de son on yılda büyük artış gösteren bu virüs, önlem alınmazsa tehlikeli boyutlara ulaşabileceği artık bilinmektedir.

Rahim ağzı oluşumunda en etken faktör sayılan HPV virüsü cinsel temasla bulaşmaktadır. Vücuda girdiğinde hücreler içine yerleşerek, kişinin bağışıklık sisteminin zayıf düştüğü zamanlarda (stres, uykusuzluk, beslenme bozukluğu gibi) enfeksiyon geçiren kişilerde yıllar sonra bile alevlenerek rahim ağzı kanserinin gelişmesinde büyük rol oynamaktadır. Bu sebeple HPV enfeksiyonunda erken teşhis çok önemli. . Günümüzde tanıda ve HPV nin risklerinin belirlenmesinde Genetik laboratuarları tarafından yapılan HPV-DNA incelemeleri büyük önem kazanmaktadır. Bu teste hpv testi de denmektedir.

HPV Tanısı Nasıl Konmaktadır?

_ Pap Smear

_ HPV DNA GENOTiPLEMESi (PCR), hpv testi

_ Biyopsi: Koilositoz, piknotik nukleus, akanthosis, multinükleasyon…

HPV Testi, HPV-DNA PCR Testi Nedir?

Virüs genetik materyalinin (DNA) saptanması temeline dayanan bir analiz olup yüksek riskli HPV varlığının CIN2/3+ tanısında sitolojiden daha duyarlı olduğu kabul edilmektedir.

2003 yılında FDA (American Food and Drug Administration) 30 yas üstü kadınlarda yapılan kanser taramalarında HPV-DNA analizinin, hpv testi , Pap smear ile birlikte es zamanlı kullanımını onaylamıştır. Ancak literatürde serviks kanseri araştırmasında primer tarama testi olarak kullanılmasının daha doğru olduğu ve zaman içerisinde tek tarama testi olarak kullanılacağı yönünde makaleler yayınlanmaya başlamıştır. Servikal smear değerlendirilmesindeki teknik zorluklar nedeniyle optimal şartlarda bile tekrarlanabilirlik problemi bulunduğu bildirilmektedir.

Yüksek onkojenik risk taşıyan virus genotiplerinin (HPV-DNA PCR) CIN ve servikal kanser gelişmesinin en önemli sebebi (% 97) olduğu anlaşılmıştır. Servikal kanser tarama testlerinde anormal sitoloji tespit edilen hastaların mutlaka HPV DNA testi ve genotiplemesi ile kesinleştirilmesi hastalığın kesin tanısı, prognozu ve tedavisi hakkında yol göstermektedir. Bu yaklaşımla hastalara gereksiz invazif cerrahi girişimler önlenmektedir. Sitoloji ve smear testi yalnız başına uygulandığında duyarlılığın sınırlı oluşu servikal kanser önleme çalışmalarında önemli bir problem oluşturmaktadır. Pap Smear analizi mikroskobik hücresel değişiklikleri saptayabilmekte ve HPV varlığını kanıtlamakta yetersiz kalmaktadır. HPV-DNA PCR tekniği ( HPV testi )uygulandığında ise düşük düzey HPV pozitiflikleri de yakalanabilmekte ve latent, sinsi enfeksiyonlar dahi saptanabilmektedir.

HPV Testi , HPV-DNA testi nasıl uygulanmaktadır?

Kansız ve mukussuz olarak bir vaginal fırça yardımı ile kolayca alınan vaginal smear örneğinden veya küçük bir müdahale sonrası kondilomun kendisinden bir parça alınarak HPV' ye ait DNA' yı elde etmek (eğer HPV pozitif ise) mümkündür. DNA eldesini takiben yapılan PCR sonuçları agaroz gel görüntüleme ile izlenir. Jel görüntülemede (+) sonuç HPV DNA' sının varlığını gösterir. Daha sonra chip teknolojisi kullanılarak en sık gözlenen 35 tip için inceleme yapılır.

HPV Testi, HPV-DNA testi kimlere yapılmalıdır?

- Aktif cinsel yaşamın başlangıcından sonraki üçüncü yıldan itibaren tarama amaçlı olarak yapılmalı ve her üç yılda bir kez tekrarlanmalıdır.

-Pap-smearde ASCUS/ LSIL saptanması sonrasında kolposkopi endikasyonunun belirlenmesinde,

-Tedavi sonrasında HPV pozitifliğinin takibinde kullanılmaktadır.

HPV materyali (sürüntü) nasıl alınmalıdır?

Smear fırçası servikse yerleştirilir ve saat yönünde 5-6 kez çevrilerek sürüntü alınır, mümkün olduğunca fazla döküntü almaya çalışılmalıdır. Daha sonra smear çubuğunun fırçası özel solüsyonu içine bırakılmalı ve en kısa zamanda ilgili moleküler tanı merkezine gönderilmelidir.

HPV Testi, HPV DNA testinin (-) prediktif degerinin % 99 olması ne anlam ifade eder?

HPV DNA test sonucunun ( HPV testi ) negatif (-) olması CIN2/CIN3 olasılığını %99 olasılıkla dışlamakta, prekanseröz lezyon mevcudiyetinin değerlendirilmesinde ve kolposkopi endikasyonunun belirlenmesinde hekime çok önemli bilgiler sağlamaktadır. Sonucun negatif bulunması ya da düşük riskli tiplerin tespit edilmiş olması gereksiz pek çok işlem olasılığını ortadan kaldırmaktadır.

Pap smear ve HPV-DNA testi negatif (-) olan kişi bir daha ne zaman tarama yaptırmalıdır?

ACS (American Cancer Society) ve ASCCP (American Society for Colposcopy andCervical Pathology)’nin ortak kararına göre 3 yıldan önce Pap smear ve HPV-DNA testinin tekrarlanması gerekli görülmemektedir.

Pap smear negatif (-), HPV DNA pozitif (+) ise ne yapılmalıdır?

ACS ve ASCCP’e göre 6 ay sonra Pap smear ve HPV DNA testi tekrar edilmelidir.

Altı ay sonra yapılan HPV DNA testi (HPV Testi) tekrar pozitif (+) çıkarsa ne yapılmalıdır?

ACS ve ASCCP’ye göre Pap smear sonucunun negatif (-) olmasına rağmen HPV-DNA testinin pozitif (+) olması nedeniyle kolposkopiye gidilmelidir.

Pap smear pozitif (+) ve HPV-DNA pozitif (+) ise ne yapılmalıdır?

ACS ve ASCCP’ ye göre direkt kolposkopi önerilmelidir.

HPV virüsünün diğer kanserlerle de ilişkisi var mıdır?

HPV 16 yüksek riskli genotipinin anüs, vulva, vagina ve penis gibi diğer anogenital kanserlerle de ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca respiratuar ve gastrointestinal traktuslarda da HPV ile ilişkili bazı kanserler saptanmıştır.

Neden tarama testleri yaptırılmalıdır?

Kanser kaynaklı kadın ölümlerinde 2. sırada bulunan serviks kanseri erken tanı metodları kullanılarak erken safhada yakalanabilmektedir. DNA tabanlı testlerin kullanımı ile tarama testlerinde ciddi mesafeler alınmış durumdadır. Çok kolay uygulanabilen bu tekniklerin kullanımıyla düşük maliyetlerle ciddi koruyucu hekimlik hizmeti verilebilmekte ve erken teşhisin hasta, hekim ve sağlık sistemi açısından tüm maddi ve manevi avantajlarına olanak sağlanmaktadır.

HPV tespiti için başka testler ve yenilikler var mıdır? Yeni HPV Testleri nedir?

HPV kültürü için rutin bir laboratuar metodu henüz geliştirilmemiştir. HPV saptamak için pek çok moleküler metod kullanılabilir. Bunlar filter hibridizasyon metodu (FISH), PCR, ligaz chain reaksiyon ve HPV DNA nın direk klonlanmasıdır. FDA onayı alan diğer bir metod da Vira Pap / Vira Type testtir. Son zamanlar da Hibrid Capture testi tanıtılmıştır ve FDA onayı almıştır.

“Micro array chip” ” Yöntemi Nedir?

100’den fazla çeşidi olduğu bilinen HPV’ nin yalnızca 18’nin tehlikeli olduğu, yani kansere neden olabileceği bilinmektedir. Normal smear testlerinde virüsün ancak yüzde 50'sinin yakalanabilmekte, kesin tanı için “micro array chip”lerin kullanılması gerekliliği son yıllarda bir çok yayında bildirilmektedir. Bu sistem HPV tiplerinde en sık görülen ve kansere neden olan çeşitlerini otomatik olarak saptamakta ve yanılma olasılığı da bulunmamaktadır. Erkeklerde de kullanılabilen micro array chip yöntemi, daha önce 3 hafta ile 1 aydan uzun bir süre beklemek gerekirken bu sistemde testin sonuçları 4 gün içinde alınabilmektedir.

Pap Smear Testi

Smear (veya Pap - smear) 'ın bir sitolojik tarama yöntemi olarak ortaya konulması ile rahimağzı kanserinden (servikal kanserden) ölüm oranları hemen hemen % 70 azalmıştır. Halk arasında simir testi olarak bilinmektedir. Pap smear test; displazi veya servikal intraepitelyal neoplazi (CİN) olarak bilinen serviksin kanser öncesi lezyonlarının doktorlar tarafından daha kolay tanınıp tedavi edilmesine imkan vermektedir. Büyük bir kadın gurubunu taramak için Pap-test kolay ve ucuz bir yöntemdir. Buna rağmen yanlış negatiflik oranları (sonuç normal gibi olsa da aslında hastalık var) % 20 gibi yüksektir. Smear testi 2001 yılından beri daha çok Bethesda sistemi ile değerlendirilmekte ve tedavisi bu yeni sisteme göre planlanmaktadır. Patoloji laboratuarları ise raporlarında bir karışıklığa sebebiyet vermemek için hem Papanikolau hem de Bethesta sınıflamasını birlikte vererek değerlendirme yapmaktadırlar.

Simir testi kimlere yapılır, smear testi kadınlarda ne sıklıkla yapılmalıdır?

Simir testi taramasına, 18 yaşında veya herhangi bir yaşta başlayan ilk cinsel ilişki ile başlanmalıdır. Bütün seksüel aktif kadınlara yılda bir uygulanması tavsiye edilmektedir. Herpes Simpleks Tip2 , HPV, CİN veya invazif kanser nedeni ile tedavi edilmiş kadınlarda smear 6 ayda veya gerektiğinde doktor önerisi ile daha sık tekrar edilmelidir.

Cinsel ilişkiye geç başlayan ve tek partneri olan, hiç cinsel ilişkiye girmemiş kadınlarda Servikal kanser gelişme riski düşük olduğundan bu guruptaki kadınlarda smear bir yıldan daha geniş aralıklar ile tekrar edilebilir. Kanser olmayan sebeplerden dolayı total histerektomi (rahim alınması ameliyatı) olmuş kadınlarda Pap –smear taraması her 3 yılda bir yapılmalıdır. Eğer histerektomi ameliyatı sırasında rahim ağzı alınmamış ise (subtotal histerektomi) durumlarında ise normal kadınlarda gibi davranılıp yılda bir eğer risk yok ise smear testi tekrarlanmalıdır.

Smear (Simir) testi nasıl alınır? Simir testi yapılma tekniği nedir?

Smear ile rahim ağzı örneği alınması son derece basit, kolay bir yöntemdir ve ağrılı değildir. Dokuya zarar vermeyen ve acı uyandırmayan bir uygulamadır. Alınma işlemi 10-20 saniye sürer. Genellikle rutin jinekolojik muayene sırasında uygulanır .Muayenede vajinal spekulum takıldıktan sonra rahim ağzı (serviks) net olarak görülür. Vajina ve serviks (rahim ağzı) çıplak gözle görülebilen lezyonlar(yaralar) açısından değerlendirildikten sonra yumuşak bir fırça (cervibrush) yada özel bir spatula yardımı ile rahim ağzı bölgesinden salgı alınmaktadır. Spatula kullanımı kolay ve konforlu olmadığı için günümüzde pek tercih edilmemektedir. Rahim ağzından smear fırçası ile alınan sürüntü materyali olan salgı, lam denilen ince bir cam üzerine yayılıp, alınan hücrelerin cam yüzeye yapışması için alkol dolu bir kap içine konur veya üzerine yapıştırma özelliği olan bir sprey sıkılır, veya daha sağlıklısı içinde fiksasyonu sağlayan bir sıvı bulunan özel bir kaba konulur. Fiksasyon denen bu işlem yapıldıktan sonra cam preparat özel bir taşıma-saklama kabı içine konarak kısa sürede patolojiye gönderilir. Patoloji laboratuvarında boyama işlemlerinden geçirilen cam, mikroskop altında incelenerek patolog veya patologlar tarafından değerlendirilir. İnce yayma teknikle, Human Papilloma Virus (HPV) tayini de yapılabilinir (HPV-DNA PCR tekniği).Sonuçlar 2-3 gün içinde rapor olarak çıkar.Özellikle rahim ağzında yaranın varlığında (servikal erozyon) işlem sonrası kendiliğinden duran hafif kanama ve sancı olabilir.

Smear testi ne zaman yapılmalıdır? Simir testi için en uygun zaman nedir?

Pap test için en uygun zaman adet bitiminden sonraki 3-10 günler arasıdır.Papsmear testi için 3 gün öncesinden itibaren vajinal duş ya da herhangi bir vajinal uygulama (ilaç,fitil) yapılmamış ve cinsel ilişkiye girilmemiş olması en doğrusudur. Bu günlerde smear alınmamış ise adet kanamasının olmadığı diğer günlerde de tabii ki simir testi yapmak mümkündür. Aşırı derece iltihaplı akıntı veya az da olsa vajinal kanaması olan kadınlara smear testi yapılmamalıdır, çünkü yanlış sonuç verir, çünkü enfeksiyon hücreleri değerlendirilmesi gereken rahim ağzına ait servikal hücreleri örtebilmektedir.

Değişik ve yeni Smear inceleme teknikleri, metodları nelerdir?

· Yeni bir yöntem PAPNET adı verilen bilgisayar yardımı ile yapılan sitolojik bir inceleme yöntemidir. Öncelikle Amerika'da ve giderek Avrupa'da yayılmaya başlayan yeni bir sistem ile mevcut olan klasik yönteme bir de bilgisayar taraması eklenmiştir. Amaç, yanlış negatiflik riskinin yüzde 0'a yaklaştırılmasıdır ve hata payının çok minimize edilmesidir. Bu sistemde bilgisayar, hekimin görmesi gereken hücreleri seçerek monitöre çıkartmaktadır. Ekranda bu hücreleri gören patolog tanısını daha güvenli koyabilmekte ve daha iyi karar verebilmektedir. Böylece bilgisayar bir anlamda hekimin tanısını kontrol etmektedir.Maliyetinin yüksek olması ve her patoloji laboratuvarında yapılmaması nedeniyle sık uygulanmamaktadır. Ülkemizde çok az yerde bazı özel patoloji uzmanları tarafından yapılmaktadır.

· Thin-Prep (ince yayma) adı verilen yeni bir teknikte alınan örnek direk olarak lam üzerine yayılmak yerine kendiliğinden fiksasyon için alkol içeren bir şişe içerisine karıştırılır. Elde edilen bu hücre süspansiyonu patoloji laboratuarında özel bir filtre sisteminden geçirilerek kan, mukus ve diğer ölü hücreler ayrıştırılır ve geride kalan rahim ağzına ait hücreler lam üzerine yayılır. Böylece ayrıntılı ve temiz inceleme olanağı kazanılır. İltihabi hastalıkların etkenleri , enfeksiyon sebepleri de tanınabilir. Sonuçlar daha açıktır ve testin duyarlılığı normal smear testine göre yüksektir. Hatalı negatif sonuç oranı daha düşük olup yaklaşık % 5’tir. Ayrıca, Pap test sonucu anormal çıkarsa, hasta tekrar çağrılmaksızın, alınmış salgısından HPV DNA PCR testi yapılabilir. Unutmamak gerekir ki, rahim ağzı kanserinin oluşmasında büyük oranda HPV virüsü rol oynamaktadır.

Menopoz ve Gebelikte Simir testi nasıl yapılmalıdır?

Menopozdaki kadınların, hormon ilacı (HRT) kullansınlar veya kullanmasınlar, mutlaka yılda bir aksatmadan düzenli olarak yaptırmaları gereken testlerden biri de smear testidir. Menopozdaki kadınlarda smir testi alınması doğurganlık yaşındaki kadınlara göre farklılık göstermektedir. Menopozda azalan östrojene bağlı olarak rahim ağzı kanserlerinin en sık olduğu transformasyon zonu olarak isimlendirilen rahim ağzındaki bölge rahim kanalına doğru çekilmektedir. Normal smear fırçası ile sürüntü alındığı zaman istenilen alandan hücre alınamayabilir. Bu sebeple, menopozdaki kadınlardan, rahim kanalının içine giren özel simir fıraçaları kullanarak sürüntü almak gerekmektedir. Bu fırçalar (cytobrush) daha ince uçlu ve daha sık tellidir.

Gebe kadınlar da gerektiği zaman, özellikle ilk 3 ayda, smear testinin alınması sakıncalı ve gebeliğin devamı için riskli değildir. Fakat doğrusu simir testinin gebe kalmadan ortalama 2-3 ay önce, gebeliğe hazırlık döneminde alınması ve var ise risklerin ortadan kaldırılıp bu şekilde gebeliğe başlanmasıdır.

Simir testi kanser taramasını nasıl yapar? Mantığı nedir?

Kadın genital organlarından vajina ile birlikte rahim ağzı mukoza adı verilen bir tür dış doku ile kaplıdır. Servikal mukoza 5 adet ince mikroskopik tabakadan oluşur. Ve devamlı olarak bu tabakalarda yeni hücreler yapılmakta ve en dış tabakadaki hücreler dökülerek alt tabakalar yukarıya doğru yükselmektedir. Bu değişim süreklilik göstermektedir.Bu büyüme ve yukarıya doğru olan göç esnasında hücrelerde normal olmayan atipik değişimler olabilir. Bu anormal değişikliklere displazi adı verilir. Var olan hücrelerin anormallik göstermeden başka bir tür hücreye dönüşmesine ise metaplazi ismi verilir. Metaplazi normalde görülen bir tablo iken displazi ileride kansere dönüşebilecek anormal bir durumdur ve takip edilmelidir. Kısacası “displazi” varlığı risk anlamına gelmektedir.

Vajina ve serviksin her ikisi de epitel hücrelerinden oluşmakla birlikte bu epitel hücreleri birbirlerinden farklıdır. Bu iki hücre grubunun rahim ağzında birbiri ile komşuluk içinde olduğu bölgeye transformasyon zonu adı verilir. Rahim ağzı kanserlerinin hemen hemen tamamına yakını bu bölgeden başladığı için transformasyon alanındaki hücrelerin yapısının smear testinde incelenmesi son derece önemlidir.Bu alan özellikle kolposkopik incelemede de önem taşımaktadır.

Smir testi, rahim ağzındaki bu bölgeden ve hücre guruplarından dökülenlerin bir fırça yardımı ile alınıp mikroskop ile incelenmesi, anormal hücre değişimlerinin tespit edilip doktora rapor edilmesi mantığına dayanmaktadır.

Smear Testi sonuçları nasıl rapor edilir?

Smear testinin sonuçlarının yorumlanması için değişik değerlendirme-klasifikasyon sistemleri mevcuttur. En sık kullanılan yöntem Papanicolau sistemi olmasına rağmen, bugün sitopatoloji uzmanları ( sito-patolog lar) raporlarında Pap smear’ in numaralı Papanicolau sınıflaması yerine açıklayıcı yorumu ve Bethesta sistemini tercih etmektedirler. Bir kavram kargaşası olduğu için ülkemizdeki patoloji raporlarının büyük kısmında artık her iki değerlendirme de genellikle birlikte bildirilmektedir. Yanlış anlaşılmalardan kaçınmak için jinekologlar ve patologlar terminoloji , metod ve sonuçların yorumlanması hususunda ilişki içinde olmalıdır. Yorumdaki enküçük şüphe mutlaka açıklığa kavuşturulmalıdır.

Simir sonuçlarının patoloji laboratuvarları tarafından sınıflandırılması

Papanikolau Sınıfı

Açıklayıcı yorum

Ulusal Kanser Enstitüsü

I

Bening,iyi huylu ,anormal hücreler yok

Normal

II

Atipi veya İnflamasyon,iltihap

Atipi,enfeksiyon

III

Hafif ile orta displazi

CİN 1 -2 ,kanser şüphesi taşıyan hücreler

Düşük grade SİL (Koilositoz var) (LSİL)

IV

Ağır displazi CİN 3, Karsinoma in situ, muhtemel kanser başlangıcı

Yüksek grade SİL (HSİL)

V

Squamoz karsinom ,kanser

Karsinom ,kanser

Papanicolau smear dğerlendirlmesi;
Papanicolau'nun adının verildiği sınıflamaya göre Class I hücrelerde hiçbir sorun olmadığını, Class II ise hücrelerde enfeksiyona bağlı bazı değişikliklerin olduğunu tanımlar. Class III ve üzeri hücresel anomaliler olduğundan mutlaka kolposkopi ve biyopsi ile ileri inceleme gerektiren durumları belirtmek için kullanılan ifadelerdir. Basit ve anlaşılır bir değerlendirme sistemidir.

Bethesta smear değerlendirmesi,
Bethesda sistemi hücrelerdeki şekil değişikliklerini ve kanser öncüsü lezyonları kendi terminolojisine göre tanımlar. Bethesda sistemi, alınan örneğin yeterli olup olmadığını eğer yetersiz ise neden yetersiz olduğunu belirtmesi açısından avantajlıdır. Ayrıca enfeksiyon ya da benzeri nedenlere bağlı iyi huylu hastalıkların tanımlanabilmesi de ek bir avantaj sağlar. Fakat doğru yorumlanması ve açıklamalar getirilmesi gerektirmektedir.

Bethesta Sistemi
Bethesta Değerlendirmesi

Smear’de Yeterlilik

Yeterli

Sınırlı

Yetersiz

Smear’de Tanımlama

Normal

Benign (iyi huylu)

Epitel hücre anomalisi

ASCUS (önemi bilinmeyen atipik hücreler)

LSIL (düşük dereceli lezyon)

HSIL (yüksek dereceli lezyon)

Glandular hücre anomalisi

AGUS (atipik glanduler hucreler)

Adenokarsinom (kanser)

ASCUS: Atypical squamous cells of undetermined significance
SIL: squmaous intraepithelial lesion
HPV: human papilloma virus
CIN: Cervical intraepithelial neoplasia

Anormal smear varlığında sıklıkla rapor edilen tanımlama servikal intraepitheliyal neoplazidir kısaca CIN olarak tanımlanan bu bulgu Papanicolaou sınıflamasında klas 3'ün alt gruplarıdır. CIN I hafif, CIN II orta, CIN III ise ağır displaziyi tanımlar. Bethesda sınıflamasına göre ise CIN I LSIL'e, CIN II ve III ise HSIL'e eşittir. Genellikle her iki açıklama da aynı raporda bulunmaktadır.

Papsmear değerlendirilmesi ile ne gibi bilgiler elde edilinebilinir?

Papsimir testi ve incelemesi temelde bir kanser tarama testidir. Hedefi rahimağzı kanseri öncüsü olabilecek hücre değişikliklerini ve lezyonları yakalamaktır. Kanserin kesin tanısını koymaz, kanserin kesin tanısı için rahim ağzından numune (biyopsi, parça) alınarak dokunun patoloji uzmanı tarafından incelenmesiyle konur. Ancak her kadına biyopsi almak yerine papsmear incelemesinde şüpheli bulgulara rastlandığında biyopsi almak elbette ki daha etkili bir yöntemdir. Papsmear incelemesi doktora hangi kadından biyopsi alınması gerektiği konusunda yol gösteren bir incelemedir.
Papsmear incelemesinde ek olarak bazı genital enfeksiyonlar bakteri, trikomonas, mantar ve HPV enfeksiyonlarının dolaylı olarak tanısı konabilir. Human papilloma virus enfeksiyonu (HPV) hiç bir belirti vermese de papsmearda HPV'den etkilenmiş hücrelerin (koilosit hücreleri) görülmesiyle ortaya çıkarılabilir. Pap smear bazı durumlarda vajina ve rahim iç tabakası kanseri hakkında da dolaylı bilgiler verebilir.

Smear testi bir tarama testidir. Tarama testleri hastalık bulguları taşımayan normal insanlarda yapılan tetkikleridir. Bu nedenle smear testi tanı koydurmaz ve kanser bulguları olan kişilerde kanser olmadığını belirtmez. Smear testinin pozitif yani anormal çıkması bir problem olduğunu ve tanıya yönelik ileri testler yapılması gerektiğini işaret eder. Kesin teşhis ancak bu ileri tetkiklerin sonucuna göre değerlendirilecektir.

Smear Sonuçlarının Yorumu Ve Yönetimi Nasıl Yapılır?

· Pap Smear’de Normal sonuçlar :

Negatif veya iyi huylu sonuçlar pap smear tetkikinde anormallik olmadığı, herhangi bir kötü hücre görülmediği anlamına gelmektedir. Metaplazi, atipik olmayan hücresel değişiklik, hiperkeratoz ve parakeratoz gibi bulgular anormal olmamasına rağmen CİN'in çok erken bulguları olabilirler. Bu durumlarda Pap test 1 yıl sonra tekrar edilmelidir. Pap smear sonucu normal olup fakat endoservikal (rahim ağzı kanalına ait) hücre içermediği durumlarda test yetersiz olarak değerlendirilir. Bu durumda Pap smear tekrarlama takvimi hastanın risk faktörleri göz önünde bulundurularak tekrar düzenlenir. Doktor gerek görürse 3 ay sonra simir tekrarlanır. Simir tekrarı ve yönetimi bir son yapılan simir testi sonuçlarına göre takibi yapan doktor tarafından belirlenir.

· Pap Smear’de atipi, anormal sonuçlar :

Pap testteki hücre atipisi, anormallik kanser, hatta kanser öncüsü (prekanseröz) hücre varlığı için bir kanıt değilse de normal bir bulgu değildir. Atipik Pap smear sonuçları olan kadınların yaklaşık % 30 'unda CIN vardır.

İnflamatuar atipi ve anormallik enfeksiyonu, iltihabı ifade etmektedir. Vaginit göz önünde bulundurulmalı ve özellikle Chlamidya ve Gonorrhea gibi cinsel ilişki ile geçen hastalıklar için servikal kültürler alınmalıdır. Uygun olan tedavi tamamlanır ve smear tekrar edilir.

Pap smear atipi içeren bütün durumlarda 3 ay sonra tekrar edilmelidir. Eğer bulgular tekrar atipi ise kolposkopi yapılmalı, tekrar pap smear normal ise üçüncü smear 6 ay sonra yapılmalıdır.

ASCUS : Bu gurupta Bethesta sistemine göre ASCUS (Önemi bilinmeyen atipik hücreler) değerlendirilmesi de katılmaktadır. ASCUS iltihaba bağlı olabileceği için önce vajinit, servisit tedavisi ilaçla yapılır, smear takiben 1 ay sonra tekrarlanır , ASCUS tekrar devam eder ise kolposkopi ve kolposkopik biopsi yapılmalıdır.
Diğer bir seçenekte ASCUS varlığında, HPV varlığında hiç beklenmeden virus tiplemesi yapılıp (HPV-DNA) riskli tip görülmesi halinde hemen kolposkopi ve kolposkopik biopsi yapılmasıdır. Smear testinde ASCUS saptanan kadınlarda biyopsi yapıldığında % 20 oranında düşük veya yüksek derecede CİN görülmektedir.

Ø Koilositoz, HPV Hücreleri : Koilosit , perinukleer 'halo' içeren büyümüş hiperkromatik nukleuslu epitelyal hücredir. Pap smear’deki koilositik değişiklikler HPV enfeksiyonunun varlığını düşündürür.Cinsel aktif kadınlarda HPV infeksiyonu insidansı yaklaşık % 10-14 ‘dir. HPV virüsünün yaklaşık 100 kadar tipi tanımlanmış ve bunlardan 20 tanesinin genital sistem enfeksiyonlarına yol açtığı gösterilmiştir. HPV’nin 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58 ve 68. tipleri kanser açısından daha yüksek tiplerdir. Smear testi değerlendirmesinde ve tedavinin planlanmasında virüs tiplendirilmesinin gerekliliği konusunda henüz bir görüş birliği bulunmamaktadır. Atipi ile birlikte olsun veya olmasın , koilositozun mevcudiyeti serviks vagina ,vulva ve anüsün (makat) HPV lezyonları yönünde kolposkopik değerlendirme ile incelenmesini gerektirmektedir. Koilositoz ve HPV sıklıkla ASCUS ,LSİL ve CİN 1 ile beraberdir ve böyle değerlendirlir.

Servikal İntraepitelyal Neoplazi (CİN) : Her ne kadar düşük dereceli CIN’ ler (CİN 1, CİN 2), yüksek dereceli CİN’ lere göre (CİN 3) daha az korkutucu olsa da, Pap smear sonuçları yalnız başına kanser riski hakkında yeterli bilgiyi vermez.

CİN 'in derecesinden bağımsız olarak ister CİN 1 ,ister CİN 3 olsun, altta yatan bir kanser ihtimalini yok etmek için serviksin kolposkopi ile incelenip direkt biopsi alınması gerekmektedir. Bu guruba Bethesta sistemine göre LSİL, HSİL ve AGUS olarak değerlendirilen hastalar da girmektedir.

LSIL , CİN 1' e takabül etmektedir. Bu hastalarda zaman kaybetmeden kolposkopik muayene, kolposkopik biyopsi ve endoservikal küretaj yapmak gerekir. Çünkü smear testi LSIL olarak değerlendirilen hastalara kolposkopik biyopsi uygulandığı zaman yaklaşık % 15’inde HSIL (CİN 3) olarak sonuç gelmektedir. Eğer kolposkopik muayene ve yapılan biyopside takrar smear testinde olduğu gibi CIN 1 saptanırsa sadece izlemek yeterli olabilmektedir. Alternatif olarak daha sık uygulanan seçenek de risk almadan hemen tedavisidir. Tedavide elektrokoter (yakma), kriyoterapi (dondurma), lazer ve konizasyon (LEEP veya soğuk konizasyon) uygulanabilir. Hepsinin sonuç ve başarı oranları hemen hemen aynıdır. Konizasyon yapılacak ise en avantajlı ve rahime en az zarar vereni LEEP uygulamasıdır. Eğer tedavi edilmeyip CIN 1 olan hastayı takip tercih edilecek ise unutulmamalıdır ki bu hastaların yaklaşık % 10-20’si CIN 2 – CIN 3 ‘e ve % 0.5 ‘ i de kansere dönüşme ihtimali vardır. Tedavi edilmeden takip de bir seçenek olup 6 ayda bir smear testi veya 1 yıl sonra HPV tiplemesi yapılmaktadır. Üst üste iki smear testinin normal olması veya 1 yıl sonra yapılan HPV testinde virüs görülmemesi durumunda normal yıllık rutin takiplere geçilebilir.Takipler sırasında smear takrar bozulur ise kolposkopi ve biopsi tekrar yapılmaktadır ve gerekirse tedaviye geçilir.

HSİL veya CİN 2- CİN 3 saptanan hastalarda hemen kolposkopik inceleme, biopsi ve endoservikal küretaj yapılmalıdır. Sonuç tekrar CIN 3, HSİL çıkar ise konizasyon işlemi zaman kaybetmeden yapılmalıdır. Alınan materyal tekrar patolojik olarak incelenebilir ve gözden kaçan mikroinvazyon gibi durumlar görülebilinmektedir. CIN 3 çıkan hastalar eğer ailelerini tamamlamış ve çocukları var ise histerektomi (rahmin alınması) ilk seçenek olarak düşünülmektedir. Genç hastalarda ise konizasyon işlemi sonrası hastanın bilgilendirilmesi ile hasta takibe alınabilinir. Tedavi sonrası takibe alınan CİN 3, HSİL olan kadınların % 30-45’inde gerileme, fakat % 15-20’ sinde kansere dönüşüm olabileceği unutulmamalıdır. Takip çok iyi yapılmalıdır.

Atipik Glandüler hücreler (AGUS) : Pap Simir de atipik glandüler hücre saptanan hastaların önemli bir kısmında CİN veya kanser görülmektedir. Bu hastalara kolposkopi yeterli olmayacağı için, kolposkopi ile birlikte rahim kanalı ve rahim içi küretajı (EEC, Endoservikal küretaj) yapılması tavsiye edilmektedir. Biyopsi sonuçlarının anormal olması durumunda konizasyon yapılmalıdır. Konizasyon sınırlarında anormal hücreler görülmesi durumunda konizasyon işlemi tekrarlanmalıdır. Eğer hastanın çocuk sorunu yoksa ve ailesini tamamlamış ise histerektomi ile rahim alınmalıdır. Çünkü biyopside sınırlar temiz olmasına karşın daha sonra rahimi alınan hastaların önemli bir kısmında kalan veya tekrar çıkan anormal glandüler hücreler( AGUS) görülmektedir.

· Serviksin İnvazif Kanseri:

Epitel dış yüzeyini aşan ve servikal stromayı (rahim ağzı iç dokusunu) istila eden lezyonlar gerçek kanserdir. CIN 3 veya diğer adı ile HSİL ‘den sonraki hücresel aşama bu basamaktır. Kanser tedavisi başlanmalıdır.

· Gebelerde, hamilelerde anormal smear:

Doğru olanı gebe kalmadan, gebelik planlandığı zaman smear testinin yapılmasıdır. Eğer önceden yapılmamış ise ve gebeliğin başlangıcında smear testi yapılıp anormal sonuç çıkmış ise, kolposkopik inceleme yapılmalıdır. Kolposkopi şüpheli sonuçlanmış ise gebeliğin 20’inci haftasından sonra kolposkopi incelemesi tekrarlanmalıdır. Gebelerde biyopsi alınması kanama fazla olabileceğinden dolayı her zaman yapılması önerilmez. Ancak kansere dair ciddi bir şüphe var ise gebeye rahim ağzı biopsisi yapılmalıdır. Hatta bazı merkezlerde gebede kanser şüphesi ciddi boyutlarda olduğunda erken gebelik döneminde “konizasyon” dahi yapılmaktadır.

Smear Testinizde Sorun Mu Var??

Anormal smear sonucu kısaca rahim ağzı örneklerinizde normal dışı hücreler görülmesi demektir. Genelde bu değişiklikler basit düzeydedir ve kanser olduğunuz anlamına gelmez. Ancak yine de dikkatli olarak izlenmeniz gerektiğini belirtir.

• Anormal bir Pap-smear testinin izlemi smear tekrarı, HPV testi yada kolposkopi ile ayrıntılı tetkik olabilir.

• Kendiliğinden gerilemeyen anormal rahim ağzı (serviks) hücreleri yada başka deyişle şiddetli derecede anormal olanlar yok edilmelidir, bu yolla serviks kanseri olma riski azaltılır. Bu tedaviler basit kısa ve hastaneye yatmayı gerektirmeyen yöntemlerdir.

Anormal Pap-smear test sonucu

Anormal bir Pap-smear test sonucu kısaca rahim ağzı hücrelerinizden alınan örnek içinde normal dışı hücrelere rastlandığını ifade eder. Genellikle bu hücreler hafif düzeydedir ve kanser olduğunuz manasına gelmez. Aslında smear testi anormal çıkan hastaların çoğuna tedavi de gerekmeyebilir. Ancak bunların içinden bazılarına ciddi tedavi gerekir ki testin amacı da bu kadınları saptamak ve gerekli izlem ve tedaviyi yapmaktır.

Pap-smear testiniz sonucunda çeşitli anormal bulgular rapor edilebilir.

ASC-US

Normal değil ama kesin olarak anormal da denemez

• 6 ay sonra tekrar smear alınması

• HPV testi yapılabilir.

• Kolposkopi yapılabilinir.

ASC-H

Tamamıyla anormal değil ama yüksek şiddetli anormallikle uyumlu şüphelendirici bulgular var. Kolposkopi yapılabilinir.

LSIL
Hafif ama kesinlikle anormal bulgular var.

• 4 -6 ay sonra smear testinin tekrarlanması

• Kolposkopi yapılabilinir.

HSIL
Orta derecede yada şiddette ve kesin anormal bulgular var. Kolposkopi yapılmalı.

Kolposkopi nedir?

Kolposkopi rahim ağzının (serviks) özel bir mikroskop kullanılarak ayrıntılı incelemesi demektir. Bu hastaya ağrı yada zarar vermeden uygulanan bir yöntem olduğu için uygulama şekli olarak muayeneden farklı değildir.

Biyopsi nedir ?

Eğer doktorunuz kolposkopi sırasında rahim ağzınızda anormal bir bölge saptarsa o bölgeden küçük bir parça alır. Bu biyopsi örneği patoloji laboratuarında uzman bir doktor tarafından mikroskop altında incelenir. Bu incelemenin sonucu doktorunuzun tanı ve tedavinizi yapmasına katkıda bulunur.

Biyopsiden sonra ne yapılır?

Biyopside bulunan anormalliklere Cervical Intraepitelyal Neoplazi (CIN) denir. CIN kendi içinde 3 e ayrılır ve CIN 1 den CIN 3 e doğru anormalliğin derecesi artar.

Ne yapılmalı?

Normal: Anormalliğe rastlanmadı. Yılda bir smear testi yapılmaya devam edilir.

CIN 1: Hafif anormallik. Genellikle 4-6 ayda kendiliğinden geriler ve kaybolur ancak yeni bir smear alınması yada kolposkopi ve biyopsi yapılması da gerekebilir.

CIN 2 yada 3 : Orta şiddette yada şiddetli anormallik,tedavi zorunludur.

Tedavi Yöntemleri nelerdir ?

Tedavinin asıl amacı anormal rahim ağzı hücrelerini kansere dönüşmeden temizlemektir. Bu genellikle normal muayene masasında ve hastaneye yatmayı gerektirmeyen bir işlemle yapılır.

Başarı oranları birbirinden farksız olan değişik tedavi yöntemleri vardır ;

• Dondurma uygulanması : anormal bölge dondurularak yok edilir,

• Lazer tedavisi : anormal bölge lazerle yakılarak buharlaştırılır,

• LEEP : anormal bölge elektrik enerjisi geçen bir tel yardımıyla çıkarılır,

• Konizasyon : anormal bölge koni şeklinde kesilerek çıkarılır.

Tedavi sonrası ne olur?

Rahimağzı hastalıklarının tedavisi genellikle çok başarılı olur ve normalde hastaların çok azı tekrar tedavi ihtiyacı duyar. Bu nedenle tedavi sonrasında doktorunuz size artık gerekmediğini söyleyene kadar kontrollerinize devam etmelisiniz. Tedavi genellikle cinsel hayatı yada bebek sahibi olma kapasitesini etkilemez.

nevra topalismailoğlu. dr, md, jinekolog kadın hastalıkları ve doğum uzmanı şişli istanbul türkiye

HPV li Hastalarda Anormal Pap Smear Yönetimi

Human Papillomavirus enfeksiyonu kadınlarda sadece genital siğile sebep olmakla kalmamakta, ayrıca ciddi şekilde rahim ağzı hücrelerinde değişiklikler yaparak displazi olarak isimlendirilen ve sınıflandırılan rahim ağzı kanseri öncüsü değişimlere sebep olabilmektedir. Ülkemizde de HPV enfeksiyonu sıklığının arttığını gözlemlemekteyiz. Ülkemiz insanının sosyal ve ailevi yapısı dolayısı ile bu enfeksiyon batı ülkelerine göre çok daha az sıklıkla görülmesine rağmen son yıllarda özellikle gençlerde ciddi bir ivme kazanarak artış sağlamıştır.

HPV tedavisi için başvuran hastalarda yapılan smear testi sonuçlarında veya hiç bir şikayeti olmadan rutin tarama sırasında yapılan pap smear testinde HPV' ye bağlı hücre değişikliği çıkan kadınlarda bu sonuçlar ciddi strese ve sıkıntıya sebep olabilmektedir. HPV enfeksiyonunun varlığı ve buna bağlı rahim ağzı kanserine sebep olabilecek hücresel değişiklikler giderek daha fazla görülmektedir. Böyle bir sonuçla karşılaşan hastalar ve hasta yakınları şaşkınlık ve kanser olasılığının getirdiği psikolojik yıkıntı içinde hastalık hakkında araştırmaya gitmekte, doktoruna bir çok soru yöneltmekte, fakat büyük çoğunluğu da izlenecek yolu tam anlamayarak cevaplardan ve elde ettikleri bilgilerden tatmin olamamaktadırlar. HPV konusu maalesef ülkemizde hekimler tarafından yeterli ilgiyi görmemekte ve hastaların büyük kısmı internet ortamında okudukları eksik ve güncellenmemiş bilgilerin etkisi altında kalmaktadırlar.

Evet, HPV ciddi bir enfeksiyon olmasına rağmen doğru, ısrarlı bir tedavi ve takip ile riskler olabildiğince aza indirilmektedir. Devamlı kontroller ve tetkikler maliyet açısından hastayı zorlayabilecek olsa da HPV takip ve tedavisinde en büyük görev hastaya düşmekte ve ısrarla hastalığın peşini bırakmaması gerekmektedir. HPV hakkında hastaları üzen ve büyük çöküntüye uğratan yanlış bir inanış da HPV nin ömür boyu taşıyıcılığı olduğu yönündedir. Aslında HPV enfeksiyonun %90 gibi büyük bir kısmı tedavi sonrası latent enfeksiyona (sessiz enfeksiyon) dönüşmekte ve vücut direnci, hastanın yaşı, HPV tipi gibi bazı faktörlere bağlı olarak ortalama 3 yıl içinde vücuttan temizlenmektedir.

Yaptığınız Smear testi sonuçlarında değişik hücresel anomaliler ile karşılaşabilir ve raporlarda bunları okuyabilirsiniz. En hafif hücresel değişiklikten en ağır hücresel anomaliye göre sırası ile;

ASCUS

ASCUS ; (Atypical Squamous Cells of Undetermined Significance) “anlamı saptanamayan anormal yassı epitel hücreleri” anlamına gelmesine rağmen her zaman ciddi bir hücre bozukluğu anlamına gelmez. ASCUS tespit edilen hastaların % 51’inde HPV enfeksiyonu vardır ve buna bağlı hücresel değişikler başlamıştır. Ayrıca ASCUS sonucu olan hastaların ortalama % 3’ünde CİN 2-CİN3 gibi ağır Hücresel değişiklik, displazi vardır. ASCUS sonucu gelen hastalara aynı mantıkla kolposkopi altında punch biopsi yapıldığında % 0.1 oranında rahim ağzı kanseri de tespit edilebilmektedir.

ASCUS sonucu ile gelen hastalarda iki yol izlenebilinir;
1-ASCUS ile birlikte smear sonucunda koilosit gibi HPV enfeksiyonu düşündüren bulgular yok ise veya hastada genital siğil yok ise; 3 ay sonra smear tekrarı, eğer hücresel değişiklikler devem eder ise kolposkopi, ASCUS geçmiş ise 6 ay sonra smear tekrarı ile takip,

2-ASCUS varlığında HPV DNA ve HPV Tipleme yapılması.
Eğer riskli HPV tiplerinden biri var ise hemen kolposkopik biopsi ve endoservikal küretaj yapılarak ASCUS zemininde gizlenmiş olabilecek CİN2-3 gibi ağır bir displazi veya çok nadir de olsa invaziv kanserin araştırılması. Bu çeşit ileri derece hücresel değişikliklerin varlığında da hemen tedaviye geçilir.
Eğer HPV DNA negatif ise veya risksiz HPV tiplerinde biri var ise 3 ay sonra smear tekrarı ve daha sonra 6 ayda bir rutin smear takibi yapılması önerilir.

ASC-H

ASC-H; (Atypical Squamous Cells-can not exclude HSIL) “yüksek grade lezyonun dışlanamadığı anormal yassı epitel hücreleri” anlamına gelmektedir. ASC-H ; Smear sonuçlu hastalarda fazla miktarda orta/ağır displazi ve daha ağır lezyon olasılığı vardır. ASCUS’a göre daha ciddidir. ASC-H tanısı konulan hastalarda yapılan çalışmalarda % 37-80 oranında HPV pozitifliğine rastlanmıştır. ASC-H sonucu olan hastalara kolposkopik biopsi yapılmalıdır. Çünkü ASC-H varlığında aslında % 25-75 gibi değişen oranlarda CIN 2-CIN 3 ve daha ağır lezyon olasılığı bildirilmektedir. Kolposkopik biopside CIN 2-CIN 3 ve daha ağır lezyon çıkmaz ise 6 ayda bir smear takibi ile hasta izlenir. Eğer bu lezyonlar var ise bunlara yönelik tedaviye başlanır.

ASC-H durumunda ASCUS' da olduğu gibi HPV DNA ve HPV tipleme yapılması bu hücresel değişikliğe olan yaklaşımı değiştirmez , çünkü ASC-H tepsi edilen hastaların tamamına % 80' inde istatiksel olarak HPV varlığı zaten kabul edilir. Kısacası ASC-H durumunda durumunda HPV araştırılmaksızın kolposkopik biopsi yapılmalıdır, çünkü ileri derece displastik hücrelerin ön bulgusu maalesef olabilmektedir.

AGUS

AGUS; (Atypical Glanduler Cells of Undetermined Significance) anlamı saptanamayan anormal glanduler hücrelerdir. Nadir görülen bir pap test sonucudur. Pap test sonucu AGUS olan bayanların % 3’ünde rahim ağzı iç kanalı kanser öncesi hastalığı (servikal adenokarsinoma insitu), % 11’inde HSİL ve %5’inde rahim içi ve rahim ağzı kanseri vardır. Bu bilgiler ışığında bu bayanların tamamına kolposkopik muayene ve ECC (rahim ağzı iç kanalından parça alma) yapılmalıdır. Otuz-beş yaş üzerindeki hastalardan aynı zamanda rahim içinden de parça alınmalıdır( full küretaj). AGUS tanısı alan hastalara HPV testi ve HPV tipleme de planlanmalıdır.

LSIL

LSIL: (Low-grade Squamous Intraepitelial Lesions) düşük grade’li yassı epitel lezyonlarıdır. CIN I (hafif displazi) ve koilositotik atipi olarak adlandırılan HPV değişiklikleri, düşük grade skuamöz intraepitelyal lezyonlara dahildir. HPV ile ilgili hücre değişiklikleri (örneğin; koilositozis ve CIN) , LSIL kategorisi altında birleşmektedir; çünkü her iki lezyonun da doğal yapıları çeşitli HPV tiplerinin dağılımı ve sitolojik özellikleri aynıdır. Uzun vadeli izleme çalışmaları göstermiştir ki; ’’koilositosis’’olarak sınıflandırılan lezyonlar vakaların % 14 ‘ünde yüksek grade intraepitelyal neoplaziye (HSİL) dönüşmektedir.

Smear testinde LSIL saptanan hastalara daha sonra kolposkopik biopsi yapıldığında % 70 oranında CIN 1, % 12-20’inde CIN 2 veya CIN 3 ve çok nadiren de kanser görülür.

Peki LSİL çıkan hastalarda ne yapılmalı? Bu hastalarda kolposkopik biopsi ve endoservikal küretaj yapılmalıdır. Ancak ergenlik dönemi, gebe ve menopozdaki hastalarda teknik olarak kolposkopi yapılamayabilinir ve bu hastalar gerekirse 4-6 ay sonra smear testi ile izlenebilir. Gebelerde kolposkopi hemen veya doğumdan 6 hafta sonra yapılabilir. Eğer gebelik sırasında yapılacaksa endoservikal küretaj yapılmamalıdır. Gebelik sırasında smear testinin veya kolposkopinin tekrarına gerek yoktur. Eğer biyopside CIN 2’den daha düşük bir patoloji izlenmişse takipler doğum sonrasına ertelenmelidir.

HPV testine de gerek yoktur, çünkü HPV yapılması ile sadece hastaların % 20’si kolposkopik biopsiden kurtulmuş olacaktır. Bu oran düşük bulunduğu için direk olarak kolposkopi ve biopsi önerilmektedir.

LSİL smear sonucu ile kolposkopik biopsi yapılmış hastalarda aşağıdaki sonuçlara göre;

1-Kolposkopik biopsi sonucu CIN 2 den daha düşük derecede bir hücresel değişiklik çıkar ise (CİN1 ) hasta 6 ay sonra smear testi ve HPV testi için çağırılır. 2 kez ard arda normal çıkan smear testi ve negatif HPV testi ile takipler yılda bir olarak yapılır. Yapılan çalışmalar CIN 1 saptanan hastaların büyük bir bölümünde bunun geçici olduğu ve bağışıklık sisteminin etkisiyle normale döndüğü gösterilmiştir. CIN 1 tanısı alan hastalarda 2 yıl içerisinde %16-10 oranında CIN 2 veya CIN 3’ e ilerleme olduğu gösterilmiştir. İlerleme olasılığının düşük olması nedeniyle bu hastalarda uzun süreli koruyucu izlem önerilmektedir. Ancak HPV tipinin de izlemde rolü olabileceği belirtilmektedir. Eğer riskli HPV tipi var ise izlem yapılmadan CİN 1 in tedavisine geçilmelidir, çünkü yüksek riskli HPV tipi taşıyan hastalarda 1 yıl içinde % 40 oranında hücresel ilerleme olduğu bilinmektedir. Ayrıca ailesini tamamlayan ve takip amaçlamayıp risk almayan istemeyen hastalarda da takip bırakılıp tedaviye geçilebilinir.

2-CİN1 tanısı ile takip edilen hastalarda 6 aylık smear takiplerinde hücresel gerileme olmaz veya HPV testi + çıkar ise kolposkopi yapılır.

3-Kolposkopik biopsi sonucu CİN 2-CİN 3 çıkar ise tedaviye gidilir.

HSIL

HSIL; (High-grade Squamous Intraepitelial Lesions), yüksek grade’li yassıepitel lezyonlarıdır. Smear testinde HSIL saptanması durumunda yapılan biyopside %97 gibi yüksek oranlarda CIN 2 veya CIN 3 çıkmaktadır. Fakat asıl önemli olan HSİl smear sonucu alan hastaların aslında % 3-8 inde invaziv kanser vardır. Bu sebeple HSİL durumunda kolposkopik biopsi ve endoservikal küretaj yapılmalı ve sonuca göre tedaviye gidilmelidir.

Ancak smear testinde HGSIL veya AGUS saptandıktan sonra yapılan biyopside CIN 1 saptanmışsa bu hastaların izleminin daha yoğun yapılması önerilmektedir. Çünkü smear testinde HGSIL saptanan hastaların yapılan biyopsilerinde % 97 oranında CIN 2 veya 3’e rastlanmaktadır. Bu nedenle çok dikkatli bir izlem gerektirmektedir. Bu hastalarda kolposkopik izlem yeterli değilse LEEP işlemi uygulanmalıdır. Kolposkopi yeterli ise diğer CIN 1’lerde olduğu gibi hasta 6 ve 12. aylarda smear testi ve kolposkopi ile izlenmeli, bu testlerde HGSIL saptanması durumunda koloposkopik bulgular ne olursa olsun LEEP işlemine alınmalıdır.

ASCUS

KOİLOSİTOZ

ASC-H

AGUS

LSİL

HSİL

(HPV'i Hastalarda Anormal Hücre Değişikliklerinin Sitolojik Görüntüleri)


Tedavi

CIN1- CIN 2- CIN 3 gibi rahim ağzının kanser öncesi lezyonlarında hücresel displazinin ciddiyetine, prognozuna ve hastaya göre konizasyon, LEEP, cryoterapi (dondurma işlemi),koterizasyon (yakma işlemi), hatta histerektomi (rahim alma ameliyatı) dahi seçenek olarak uygulanabilir.

Kolposkopi, Kolposkopik Biopsi

Kolposkopi (colposcopy) rahim ağzının mikroskop ya da dürbüne benzeyen özel bir büyüteçli alet yardımı ile gözlenmesi ve incelenmesidir. Kolposkop adı verilen bu alet, normal jinekolojik muayene sırasında çıplak gözle izlenen serviskin daha büyük, net ve detaylı şekilde görünmesine imkan tanır.

Kolposkopi işlemi esnasında rahim ağzına bazı boya ve maddeler uygulanarak şüpheli alanların daha belirgin hale gelmesi ve biopsi alınması gereken bu alanların saptanması sağlanır. Kolposkopi ve biopsi ağrılı bir işlem değildir ve çok kısa bir zaman diliminde uygulanabilmektedir.

Kolposkopi hangi durumlarda yapılmalıdır? Kolposkopi endikasyonları .

  • Anormal pap smear sonuçlarında, smear testinde şüphe olduğu zaman
  • Papsmear sonucu ile açıklanamayan büyük gözle görülür lezyonların varlığında,
  • Nedeni açıklanamayan kanamada, smear testininin alınamadığı servikal kanamalarda
  • Tedaviye cevap vermeyen ve devamlı olan vajinal akıntı varlığında uygulanır.
  • Kolposkopik inceleme direkt biopsi alınması gereken durumlarda da yapılmaktadır. Kolposkopi altında yapılan direkt kolposkopik biopsinin doğruluğu yaklaşık % 90 'dır.

Kolposkopi nasıl yapılır? Kolposkopi tekniği nasıldır?

Jinekolojik muayene masasında vajina içine rahim ağzını net olarak gözlemlemek için steril spekulum yerleştirilir. Rahim ağzındaki anormallikleri daha iyi görebilmek için rahim ağzı ve vaginaya bol miktarda % 3-5’ lik asetik asit uygulanır ve jinekolog doktor normal bulguları görmek için rahim ağzını inceler. Kolposkopik muayenenin tam ve doğru olarak yapılabilmesi için kanser ve CİN’ lerin oluştuğu hücre dönüşüm bölgesi ve var ise lezyonun tamamının görülebilmesi gerekmektedir. Servikal kanalın (rahim ağzı kanalının) daha iyi bir görüntüsünü elde etmek için özel bir endoservikal spekulum kullanılabilinir. Yukarıdaki kriterler oluşmaz ise kolposkopik inceleme yetersiz olarak değerlendirilir ve gerekirse kolposkopik inceleme tekrar edilir.

Kolposkopideki görülen anormal bulgular nedir?

Jinekolog tarafından rahim ağzı bölgesi (serviks) tamamen değerlendirildikten sonra şüpheli görüntülerin olup olmadığına karar verilir. Değişik kalınlıktaki aseto beyaz epitel, punktuasyon veya yüzeyel kapillerlerinin mozaik görüntüsü büyük ihtimalle CİN 'in veya erken dönem bir kanser bölgesinin varlığını ifade etmektedir. Jinekoloğun yaptığı değerlendirme sonucuna göre, şüphelendiği tanıyı kesinleştirmek için bu bölgelerden biopsi yapması gerekecektir. Bu işleme de “kolposkopik biopsi” denir.

Kolposkopik değerlendirme ye göre hangi işlemler yapılmaktadır?

Endoservikal Küretaj (EEC):

Özellikle doğurmamış kadınlarda kolposkopik muayene ile görülemeyen servikal kanalda meydana çıkabilecek oluşumların değerlendirilmesinde yararlıdır. Endoservikal küretaj sonucu şüpheli veya mevcut anormal hücre çıktığında , CİN veya kanser şüphesi ile serviksin konizasyon gibi ileri inceleme metodu ile değerlendirilmesi gerekmektedir. Rahim kanalının içi keskin metal küretler ile kazınarak buradan materyal ve parça alınarak (her zaman gelmeyebilir) patolojik değerlendirmeye tabi tutulur.

Kolposkopi altında direkt biopsi, kolposkopik biopsi:
Şüpheli görüntü ve lezyonlardan biopsi yapılır. Pap Smear testinde anomali varlığında ve anormal hücre görüldüğünde tanıyı kesinleştirmek için mutlaka “kolposkopik biopsi” yapılmalıdır. Özel punch biopsi aletleri doktorun biopsi örneğini ezmeden istediği büyüklükte parça almasına olanak verir. Biopsi yapmadan önce özel bir iyod solusyonu biopsi alanının daha net tespiti için kullanılır. Hastaya az bir rahatsızlık verilerek birden fazla biopsiler alınabilinir. Genel anesteziye gerek yoktur. Duyarlı hastada lokal anestezi yapılmaktadır. Genellikle biopsi alanından ciddi bir kanama olmamaktadır. İşlem çok kısa sürer ve alınan örnekler patolojik incelemeye gönderilerek tanı kesinleştirilir.

Gebelikte Kolposkopi ve Kolposkopik Biopsi yapılabilinir mi?

Eğer hamilede rahim ağzında şüpheli lezyon var ise ileri tetkik gerektirmektedir. Servikse yapılacak olan işlemler eğer gebede erken doğum riski oluşturmuyor ise gebelik sırasında kolposkopi ve direkt biopsi güvenli bir şekilde yapılabilinir. Gebelik sırasında rahim ağzındaki damarlanma arttığını ve eğer biopsi yapılacak ise kanamanın şiddetli olabileceğini doktor göz önünde bulundurmalıdır. Endoservikal küretaj (EEC) gebelik kesesini açıp membran rüptürü riskini arttırdığından dolayı genellikle yapılması uygun bulunmamaktadır ve gebede endoservikal küretaj yapılmaz. Eğer servikal biopside hafif derecede CİN görülür ise, CİN in tedavisi için doğum sonrasına kadar beklenebilinmektedir, fakat bu süre zarfında iyi bir doktor takibi gerekmektedir. Fakat biopside CIN 3 ve HSİL veya erken evre kanser saptandığında eğer bebek yaşayabilir haftalarda ise doğum süreci hızlandırılarak sezeryan ile doğum gerçekleştirilebilinir.

Kolposkopi rahim ağzından başka nerelerde kullanılır?

Vajina, vulva (dış genital organlar) ve anüsün (makat) kolposkopik değerlendirilmesi anormal Pap simir varlığında mutlaka yapılmalıdır. Pigmente veya beyaz alanlar şüpheli olup biopsi alınmalıdır. Özellikle kondilom (HPV) varlığında şüpheli bir lezyon var ise tüm genital bölge kolposkopi ile değerlendirilmektedir. Bazen kızlık zarının değerlendirmesinde çıplak göz ile karar verilememiş ise kolposkopi ile karar vermek mümkün olmaktadır.

Dikkat !!

  • Biopsi yapılan günde ya da takip eden birkaç gün süreyle lekelenme tarzında hafif kanamalar ve kasık ağrıları olabilir.

  • Kanama sırasında vajinal tampon kullanılmaz, bunun yerine hijyenik ped tercih edilmelidir.

  • Kanama artarsa ya da kesilmez ise doktorunuza haber vermeniz gereklidir.

  • Biopsiden 2 hafta sonra doktorunuz sizi kontrole çağıracaktır. Bu kontrole kadar cinsel ilişkide bulunmayınız.

  • Biopsi sonrası kanamayı durdurmak için bazı lokal ilaçlar ve solusyonlar (Morsel solusyonu) kullanılmış ise birkaç gün süreyle koyu renkli bir akıntınız olabilir.

Konizasyon Nedir?

Rahim ağzının bir operasyon ile konik biçimde çıkarılması işlemine konizasyon adı verilir. Kolposkopik incelemede şüpheli lezyonun sınırları rahim kanalı içine yayılıyor ise, net görülmüyorsa ve endoservikal küretajın pozitif olduğu durumlarda yapılmalıdır. Konizasyon ayrıca ileri derece patolojik pap smear sonuçları ile kolposkopi bulguları veya biopsi sonuçlarının uyuşmaması durumunda yapılır. Konizasyon ameliyathane şartlarında lokal veya genel anestezi ile yapılabilinir. Gebelerde kansere dair kuvvetli bir şüphe olmadıkça konizasyon uygulanmaz. Soğuk konizasyon ( cerrahi konizasyon) artık günümüzde nadir birkaç durum dışında yerini LEEP konizasyona bırakmıştır.

Konizasyon, Leep Ve Biopsi

Rahim ağzının cerrahi bir operasyon ile konik biçimde çıkarılması işlemine “konizasyon” adı verilir.Kolposkopik incelemede şüpheli lezyonun sınırları rahim kanalı içine yayılıyor ise, net görülmüyorsa ve endoservikal küretajın pozitif olduğu durumlarda yapılmalıdır .Konizasyon ayrıca ileri derece patolojik pap smear sonuçları ile kolposkopi bulguları veya biopsi sonuçlarının uyuşmaması durumunda yapılır. Konizasyon ameliyathane şartlarında lokal veya genel anestezi ile kolaylıkla yapılabilinir. Gebelerde kansere dair kuvvetli bir şüphe olmadıkça konizasyon uygulanmaz. Soğuk konizasyon (cerrahi konizasyon) kanama ve ağrı gibi komplikasyonlarından dolayı artık günümüzde nadir birkaç durum dışında yerini LEEP konizasyon a bırakmıştır.
Lazerden daha yeni bir teknoloji olan LEEP Loop Electrosurgical Excision Procedure cümlesinin kısaltılmış halidir. LEEP PAP smear sonucunda anormallik saptanan kadınların rahim ağzındaki değişimin kesin tanısını koymak ve tedavi etmek amacıyla yapılır. Bu alet yardımıyla rahim ağzındaki değişim gösteren alan hızlı, etkili ve ağrısız bir şekilde çıkartılmaktadır. Smaer sonucu CIN saptanan hastalar ağrısız ve güvenli bir şekilde tedavi edilebilmektedirler.




LEEP Konizasyon (Elektrokonizasyon ) Kimlere Uygulanmaktadır?

PAP smear sonucunda CIN ya da SIL saptanan kadınlar LEEP konizasyon için uygun adaylardır ve güvenle bu hasta gruplarına uygulanabilmektedir. Günümüzde LEEP bazı hastalıklarda kullanılan rahim ağzını yakma, dondurma ya da laser ile tahrip etme gibi pek çok geleneksel tedavinin yerini almıştır. Diğer işlemlerin aksine LEEP ile doku tahrip edilmeden çıkartılır ve bu sayede tedavi sağlanırken tanıyı patolojik olarak tekrar doğrulama olanağı da doğar. Özellikle rahim ağzı kanserinin başlangıç yeri olan servikal kanalı başladığı bölgenin de LEEP ile çıkartılması bir diğer üstünlüğüdür. Tam ve yeterli bir tanı için bu alanın incelenmesi gereklidir.

Sıcak Konizasyon ( LEEP ) Nasıl Ve Ne Şekilde Uygulanır?

LEEP cerrahi bir işlem olmakla birlikte ayaktan cerrahi işlemeler sınıfına dahil edilir ve muayenehane şartlarında lokal anestezi ile yapılabileceği gibi genel anestezi ile de yapılabilir. Rahim ağzında ağrı hissini taşıyan sinirler olmadığı için hasta işlem sırasında acı duymaz. İşlem sonrası hastanede yatış gerekmez ve hasta hemen normal hayatına dönebilir. Ayaktan yapılan bir işlem ve cerrahi prosedürdür. İşlem yaklaşık 3-4 dakika sürer. Hasta jinekolojik pozisyonda yatar iken vajinaya tercihen plastik olan spekulum adı verilen muayene aleti yerleştirilir ve rahim ağzı görülür. Elektirik akımının güvenli akışını sağlamak için hastanın bacağına bir topraklama pedi yapıştırılır. Daha sonra ucunda elektrik akımını ileten yarım halka şeklinde bir tel bulunan kaleme benzeyen elektrokoter yardımı ile rahim ağzından bir parça çıkartılır. Bu elektrik akımı hem dokuyu kesmeye hem de geride kalan dokuyu yakarak kanamayı durdurmaya yarar. Çıkartılan materyal patolojik incelemeye gönderilir. Kanamanın devam etmesi durumunda kalemin ucundaki tel çıkartılarak ucu topa benzer bir aparat takılarak kanayan yerler yakılır. Kanamayı durdurmak amacıyla bazı solusyonlar (Morsel solusyonu gibi) da kullanılabilir. İşlem lokal anestezi ile yapıldıysa hasta hemen kalkarak normal yaşantısına dönebilir. Genel anestezi ile yapılan işlemlerden sonra ise anestezinin etkisi geçene kadar 30-60 dakika ayılma odasında bekler. LEEP olacak hastaların işlem öncesi özel bir hazırlık yapmaları gerekmez. İşlem kısa sürer ve güvenli bir konizasyon işlemidir.

LEEP Konizasyon işlemi sırasında rahim ağzındaki dokuyu çıkarmak için kullanılan değişik büyüklükte LEEP uçları....


LEEP Konizasyon Sonrası Hastada Ne Gibi Şikayetler Oluşabilir?


LEEP cihazı oldukça güvenilir ve kolay kullanılabilir bir cihaz olduğu için soğuk konizasyona (cerrahi konizasyon, rahim ağzındaki dokunun bistüri ile kesilerek çıkartılması) göre şikayet ve komplikasyonlar çok daha azdır. Fakat küçük de olsa cerrahi bir müdahale olduğu için bazı hafif yakınmalar görülebilmektedir.

Ø İşlem sonrası koyu kahverengi-siyah bir akıntılı kanama olabilir. Akıntının miktarı değişken olabileceğinden hijyenik ped kullanılması önerilir. Bazı durumlarda işlemden 1-2 hafta sonra bile aşırı miktarlarda kanama görülebilir.

Ø Ağrı ve kramplar nadiren görülen bir yakınmadır. Bazen işlem günü ve bir sonraki günde adet sancısına benzer kramp tarzında ağrılar olabilir. Genellikle basit bir ağrı kesici ile rahatlama olmaktadır. Ağrı şiddetli olursa hemen doktora başvurmak gerekir.

Ø Enfeksiyon , konizasyon yerinin ltihaplanması. LEEP sonrası enfeksiyon gelişmesi çok nadir karşılaşılan bir durumdur. Zaten leep işlemi (sıcak konizasyon ) sonrası profilaktik olarak antibiyotik verilmektedir.

Konizasyon, LEEP Sonrası Dikkat !!

Ø Kanaması çok şiddeti oluyor, ağrıları kramp şeklinde olup ilaçla geçmiyor ise, ateşi çıkıp genel durumunda bozulma var ise hemen doktoruna başvurmalıdır.

Ø Önerilen antibiyotik , ağrı kesici ve fitili düzenli kullanmalıdır.

Ø Bir ay süre ile cinsel ilişkiye kesinlikle girmemesi gerekir.

Ø Vajinal tampon, vajinal duş, deniz ,havuz ve küvette içine oturarak banyo yapması 1 ay süre ile yasaklanır.

LEEP Konizasyon İşlemi Kısırlık Veya Erken Doğuma Sebep Verir Mi?

Bazı kadınların bu işlem sonrası cinsel ilişkide ağrıları ve nadiren kanamaları olduğunu ifade etmelerinin dışında ,LEEP işleminin uzun dönemdeki etkilerini araştıran çok fazla çalışma yoktur. Bununla birlikte rahim ağzında ortaya çıkan hasar yakma ve dondurma işlemlerinde ortaya çıkan hasardan hiç farklı değildir. Bu işlemlerin hiç birisi kısırlık, düşük ve erken doğuma neden olmaz. Fakat yine de bu işlemi geçirmiş gebelerin hamilelik süresince daha çok istirahat etmeleri, gebelik boyunca cinsel ilişkiden kaçınmaları ve sıkı bir doktor takibinde bulunmaları önerilmektedir.

 

Lazer Konizasyon, HPV ye Bağlı Hücre Değişikliklerinde..

HPV virüsüne bağlı olarak rahim ağzını oluşturan hücrelerde displazi adı verilen bazı değişimlere neden olabilirler. Düşük riskli tipteki virüsler genelde PAP smearda ortaya çıkan CIN (servikal intraepitelyal neoplazi) değişimlere neden olurlarken yüksek riskli tipler uzun dönemde rahim ağzı kanserine neden olabilirler. Yapılan çalışmalar rahim ağzında HPV'ye bağlı değişim saptanan hastaların %90'ına yakınında 2 yıl içinde belirtilerin ortadan kalktığını ve HPV'nin takip eden smear testlerinde saptanamadığını ortaya koymuştur. Kalıcı enfeksiyon ise serviks yani rahim ağzı kanseri açısından en önemli risk faktörünü oluşturur.

Rahim ağzı kanseri ( serviks kanseri) tüm dünyada kadınlarda görülen kanserler arasında 2. sırada yer alır ve öldürücü bir kanserdir. Buna karşın kanser türleri arasında iyi bir takip ve bazı testler ile önlenebilir olması açısından ayrı bir öneme sahiptir. Rahim ağzı kanserini önlemenin tek ve en basit yolu düzenli aralıklarla yapılan pap-smear testidir. Smear testinde CIN olarak tanımlanan anormallikler saptandığında biopsi yapılarak tanı kesinleştirilir. Daha sonra hastalığının derecesine göre rahim ağzındaki değişime uğramış bölge LEEP ya da konizasyon adı verilen basit ameliyatlar ile çıkartılır ve daha sonra düzenli kontrollere başlanır.

Lazer konizasyon özellikle yurt dışında büyük merkezlerde LEEP konizasyona (sıcak konizasyon) alternatif olarak kullanılan bir metodtur.Yüksek dansiteli ve küçük çaplı laser kesme için kullanılabilir, bu yoğunlukta güç ile lazer ışını daha fazla dokuyu tahrip eder ve yeterli konizasyon örneği alınabilir. Ancak bu sefer ışını kontrol etmek güçleşir. İşlemde ortalama derinlik 10 mm tutulur ve rahim ağzı kısmen koni tarzında çıkarılır.

Laser konizasyon un avantajları: Az miktarda doku hasarıyla histolojik inceleme sağlar,

Kanama azdır, rahim ağzı stenozu çok nadir görülür, konizasyon sonrası enfeksiyon nadirdir . Başarısı yaklaşık %95 gibi yüksek bir orandır.

Dezavantajları ise : Pahalıdır, genel anestezi gerektirir , çok az merkezde uygulanır ve lazer konizasyon deneyimi olan hekim sayısı azdır.

En çok ne zaman tercih edilir?

Büyük lezyonlarda çok güvenilir bir şekilde kullanılır ve büyük lezyonlarda kullanımı diğer yöntemlere göre (leep, sopuk konizasyon) avantajlıdır. Lezyon büyük ise Laser konizasyon+laser vaporizasyon birlikte hem histolojik incelemeye izin verir hem de yeterli hücre destruksiyonunu sağlar ve doku büyük lezyonlarda “kovboy şapkası” şeklinde çıkarılır.

Ülkemizde "lazer konizasyon" metodunu rutin uygulayan bir merkez yoktur...

Kürtaj, Endoservikal Küretaj Biopsi


Kürtaj, küçük bir müdahale ile rahim içinden doku almak anlamına gelir. Kürtaj kelimesi rahim içinden biopsi almak işlemi için kullanıldığı gibi genellikle rahim içindeki gebeliğin özel bir yöntemle sonlandırılması amacıyla da kullanılmaktadır. Toplumda kürtaj işlemi veya tıbbi tahliye için “kürtaş” , “gebelik sonlandırma” , “küretaj” , “çocuk aldırma” , “gebelik sonlandırma” , “bebek aldırma” , “parça aldırma” tabirleri de sıklıkla kullanılmaktadır. Kürtaj işlemi gebelik sonlandırma dışında tanı amaçlı biopsi veya tedavi amaçlı bir işlem olarak da uygulanır. Tıp dilinde D&C (dilatasyon ve küretaj) olarak ifade edilir. Tanı ve tedavi için yapılan kürtaj işlemleri, full küretaj (FC), endoservikal küretaj (EEC), endometriyal biopsi, pipelle biopsi ve endometrial daiting’ tir.

İstenmeyen bir hamilelik meydana geldiğinde yada tıbbi sebeplerden dolayı kürtaj gerektiğinde ( anenbriyonik gebelik-boş gebelik bozulmuş gebelik, inkomplet tam olmayan düşük gibi nedenlerle ) müdahale vakit geçirmeden yapılmalıdır. Gebelik haftasının büyümesi işlem risklerinin ve işlem esnasında kullanılacak tahliye kanüllerinin çaplarının büyümesine ve işlem süresinin uzamasına neden olacaktır. Tüm bunlar kürtaja ait risklerin görülme oranını arttırır. Gebelik kesesinin son adet tarihinin ilk gününe göre 5 haftada ultrasonografi ile görüleceği dikkate alınırsa 5-6. haftada müdahalenin yapılması uygundur.

Gebelik sonlandırma veya bir biopsi alma için yapılan kürtaj işlemi lokal anestezi (bölgesel uyuşturma) yada genel anestezi (koldan yapılan iğne ile kısa süre için uyutularak) altında uygulanabilir. Genel anestezi işlemin tümüyle ağrısız seyretmesi açısından çağdaş ve etkili bir yöntemdir. İlk kez kürtaj işlemi yaptıran ve sezaryen ile doğum yapmış hanımlarda genel anestezi ile kürtaj işlemini yaptırmaları tavsiye edilmektedir. Normal doğum yapmış ve daha önceden kürtaj deneyimi olanlar rahim ağzı kısmen açık olduğu için lokal anestezi ile de küretaj yaptırabilirler.

Kürtaj yapılma nedenleri? Hangi sebeplerle kürtaj yapılır?


1. Gebelik sonlandırma,tıbbi tahliye,istenmeyen gebelik, kürtaş

gebelik sonlandırmada
kullanılan steril "ipas" vakum sistemi

İstenmeyen gebeliklerin bitirilmesi veya tıbbi sebeplerle devam etmemesi gereken gebeliklerin sonlandırılması amacı ile yapılır. Ülkemizde 18 yaşından büyük kadınlarda 10 haftaya kadar kendi rızası ile yapılır, resmi olarak evli ise eşinin onayı alınır. Dünyanın pek çok ülkesinde ve de bizde gebelik sonlandırılması yani kürtaj halen vakum tekniği ile ,enjektör içersine negatif basınçla çekme şeklinde uygulanmaktadır. Bu teknik olası riskleri minimize etmekte ve iyileşme sürecini kısaltmaktadır.



2. Probe Küretaj (PC), endometrial biopsi

Ensoservikal kürtaj, full küretaj ve endometriyal biopside kullanılan keskin metal küret

Kanama bozukluklarında, disfonksiyonel kanama varlığında ve özellikle menopoz sonrası kanamalarda teşhis amaçlı yapılan işlemdir. Özel aletler , keskin küret ile rahim içi dokusu kürete edilir ,kazınır. Bu işlemde amaç rahim içindeki kanamaya sebep olan dokunun ve kalınlaşmış endometriyumun tamamını almaktır. Şiddetli ve uzun süreli kanamalarda hem altta yatan sebebi tespit edebilmek hem de aşırı kanamayı durdurmak amacıyla uygulanabilir.

Bu işlem sayesinde patolojiye gönderilen kürtaj dokusu ile; endometrial hiperplazi, endometriyap polip, rahim kanseri, endometrit (rahim içi enfeksiyonu) rahimde yaşa bağlı zayıflama (atrofi) teşhisi konabilir.


3. Fraksiyone küretaj (FrC), Full kürtaj

Yapılma sebebi probe küretaj ile hemen hemen aynıdır. Ancak burada rahimin içini döşeyen zar tabakasından ve rahim ağzının içini döşeyen kanaldan ayrı ayrı örnekler alınır ve patolojik incelemeye gönderilir. Özellikle rahim kanseri ve rahim ağzı kanserinin ayrımında önemli bir teşhis aracıdır. Rahim içi kanaldan parça alınmasına “endoservikal küretaj” ismi de verilmektedir.

4. Endoservikal küretaj, kürtaj (EEC)

Rahim ağzında smear testinde veya kolposkopi incelemesinde şüpheli lezyon varlığında (ASCUS, CIN, AGUS) keskin küçük küretler ile rahim ağzı kanalının içi kazınarak patolojik inceleme yapılması için parça alınmaktadır. Rahim içi kürtaj’ı ile birlikte yapılabildiği gibi (Fraksiyone kürtaj) kolposkopi altında yapılan rahim ağzından parça, biopsi alınırken (punch biopsi) de aynı anda yapılmaktadır. HPV virüsüne bağlı rahim ağzında olan hücresel değişiklerin tespitinde uygulanan ileri inceleme yöntemlerinden biri de kolposkopi altında yapılan punch biopsi ve endoservikal kürtaj’ dır.



Bir düşük sonrası içeride fetusa ait parça veya plasenta kalması durumunda (inkople abortus) yapılan kürtaş işlemidir. Tekniği normal gebelik sonlandırmadaki teknik ile aynı olmasına rağmen bazen içeride kalan plasenta parçaları rahim içine yapışmış olabileceği için ,rahim içini tam temizleyebilmek için bazen keskin metal küret aletlerinin de kullanılması gerekebilmektedir. Rest kürtaj sonrası olası bir enfeksiyon sebebi ile iyi bir antibiyotik profilaksisi yapılmalıdır.

6. Bumm kürtaj, bum küretaj.

Doğumdan sonra içeride plasenta (çocuğun eşi) parçaları kaldığından şüpheleniliyorsa ve fazla doğum sonrası kanaması buna bağlı var ise özel küretler (bum küret) ile kalan parçalar alınır. Bu işlem de revizyone küretaj olarak değerlendirilir. Diğer adı bomm küretajdır ( bum kürtaj).Genelde ağrılı bir işlem olduğu için genel anestezi ile yapılır.

7. Endometrial Dating


Kısırlık teşhisinde yumurtlamanın olup olmadığını anlayabilmek için adet adetin 21. gününde rahim içersinden örnek alınarak olması gereken endometriyal değişiklerin tespiti yapılmaya çalışılır. Endometrial dating'de amaç endometrium durumunun adet siklusu ile uyumlu olup olmadığı anlamaktır. Bu amaçla rahim içinden özel bir küret ile tek bir örnek alınır. Günümüzde bazı merkezlerde bu endometriyal dating işlemi için plastik özel kanüller (pipelle) kullanılmakta ve bu işleme “pipelle biopsi” ismi de verilmektedir.

8. Pipelle biopsi

pipelle biopsi kanülleri

Daha çok endometriyumdan biopsi almaya yönelik işlemlerde yapılır. Menapozda kanama varlığında uygulamadaki kolaylığı ve risk içermemesi sebebi ile bir çok hekim tarafından tercih edilmektedir. Ayrıca kısırlık hastalarında endometiryumun yapısını değerlendirmek için de (endometriyal dating) yapılmaktadır.

Kendinden negatif basınç uygulayan pistonu olan ince plastik, dispozibl bir kanülden ibaret bir sistemdir ve en büyük avantajlarından biri de genel anestezi gerektirmeden hatta bazen lokal anesteziye dahi gerek duyulmadan yapılan basit bir işlem bir çeşit biopsi küretajdır.

CIN 1 CIN 2 CIN 3, ASCUS

CIN tanısı (CIN 1, CIN 2, CIN 3) genelde karşımıza rutin alınan bir smear testi sonucunda veya HPV varlığında yapılan takipte yine pap smear testinde bazı hücresel değişikliklerin çıkması ile konmaktadır. Bazen smear testinde ASCUS çıkması sonucu yapılan ileri tetkiklerde tespit edilmektedir. Rahim ağzında tek bir bölgede, genellikle transformasyon alanı denilen bölgede başlayan CIN kendisi kanser olmayıp , rahim ağzı kanserinin öncüsü bir lezyondur.

CİN genelde 3 derece ile sınıflandırılır ve bu sınıflama rahim ağzının epitel olarak isimlendirilen üst dokusunu tutmadaki derinliğine göre yapılmaktadır. Epitelyal yüzeyin % 25 'i tutulmuş ise CİN 1 (Hafif displazi) , % 50 'si tutulmuş ise CİN 2 (Orta derece displazi) ve % 75 'i veya daha fazlası tutulmuş ise CİN 3 (Ağır displazi) olarak sınıflandırılmaktadır. Cin 'in hafif formundan ağır formuna geçmesi için birçok yıl gerekmektedir. CİN 3 karsinoma in situ' ya yani rahim ağzı kanseri başlangıcına dönüşmekte ve en sonunda serviksin ilerlemiş kanseri oluşmaktadır. Son yıllarda smear testi ile yapılan sınıflamada Bethesta sistemi kullanılmakta olup , bu sisteme göre LSİL CİN 1(CIN I)’ e tekabül etmektedir. HSİL ise CİN 2- CİN 3 (CIN II- CIN III) anlamına gelmektedir. Genellikle patoloji raporlarında her iki terim de birlikte bulunmaktadır.

CIN sorunu kadınlarda ne sıklıkla gözlenir?

Bu konuda değişik bilgiler vardır ve ülkemizde maalesef bu konuyla ilgili veriler çok sınırlıdır. Daha çok ABD ve Avrupa ülkelerine ait yayınlar baz alınmaktadır.Toplumda genel olarak CIN 'in bütün derecelerinin görülme oranı yaklaşık olarak % 2 ve ortalama başlama yaşı 20-25 'tir. Günümüzde CİN görülme oranı simir testinin düzenli yapılması ile daha da sıktır. Bu sebepten dolayı smear testi rutin ve düzenli yapılması erken teşhis yönünden bir kadın için hayat kurtarıcıdır. Günümüzde ne yazık ki servikal kanserli hastaların yarısına ya tarama hiç yapılmamış ya da kadın 3 seneden daha fazla doktor kontrolü ve smear (kanser tarama) testine ara vermiştir. Kısacası smear testini düzenli yaptırmanız olası bir hücre değişikliğinin çok erken saptanması ve oluşabilecek bir kanserin önlenmesi anlamına gelmektedir.

CİN neden oluşur CIN sebepleri nedir? Kimler daha çok risk altındadır?

CIN rahimağzı kanseri öncüsü bir hastalıktır. Merdiven şeklinde gelişme göstererek ,yani CIN I ile başlayan bir hastalık önce CIN II' ye sonra CIN III' e ve sonuçta rahim ağzı kanserine (serviks kanseri) dönüşmektedir. Burada en önemli nokta CIN tanısı konduğunda bu hastalığın seyrinin düzenli olarak takip edilmesi gerektiğidir. CİN 'in başlaması , kadının ilk cinsel ilişkiye başladığı yaş ile ilişkilidir. Son yıllarda 16-19 yaşındaki kadınlarda CİN görülme oranı, bazı kadınların erken yaşta seksüel aktif olmaları ile belirgin bir şekilde artmıştır. CİN 'e neden olan virüsler sıklıkla cinsel ilişki ile geçmektedir. Son 10 yılda yapılan çalışmalar, cinsel ilişki ile geçen Human Papilloma virusun (HPV) bazı tiplerinin CİN 'in oluşumunda rol oynadıklarını kesin olarak ortaya koymuşlardır. HPV dışında cinsel ilişki ile geçen diğer bir virus olan Herpes (HSV) yani genital uçuk virusunun da rol oynayabileceğine dair yayınlar vardır, fakat yine de genital herpes virüsü CİN oluşumundan fazla suçlanmamaktadır.

CİN oluşumu için bir çok risk faktörü vardır. Çok eşlilik ve sigara içimi iki temel bağımsız risk faktörüdür. Sigara içenlerde rahim ağzı kanseri görülme ihtimali ,içmeyenlere göre 2 kat daha fazladır. Ayrıca serviks (rahim ağzı) kanserinin şiddeti ile içilen sigara sayısı arasında ilişki olduğu sanılmaktadır. Günde yarım paketten fazla sigara içenlerin CİN derecesi yüksek olmaktadır.Düşük sosyoekonomik durum ve bağışıklık sisteminin baskılanmış olması, kötü beslenme diğer risk faktörleridir.

CIN sorununun belirtileri nelerdir?

CİN hücrelerinin smear testinde görünüşü, Sitolojik inceleme

Sanılanın aksine CiN belirti vermez. Tesadüfen veya gözle görülen bir şüphe sonucu yapılan Smear testi sonucu ortaya çıkan bir hücresel değerlendirmedir. Bazı kadınlarda cinsel ilişki sonrası olan kanama , devamlı olan renkli kanlı akıntı, rahim ağzında yara (erozyon) olması CİN veya rahim ağzı kanseri belirtisi olabilmektedir. Anormal smear varlığında sıklıkla rapor edilen tanımlama servikal intraepitheliyal neoplazidir kısaca CIN olarak tanımlanan bu bulgu Papanicolaou sınıflamasında Clas 3'ün alt gruplarıdır.

Bethesda sınıflamasına göre ise CIN I LSIL'e, CIN II ve CIN III ise HSIL'e eşittir. Genellikle her iki açıklama da aynı raporda bulunmaktadır. ASCUS varlığı da olası bir CIN ( LSIL, HSIL) sorununu şüphesi olabileceği için ileri tetkik gerektirebileceği unutulmamalıdır.CIN I hafif, CIN II orta, CIN III ise ağır displaziyi tanımlar.

CİN hastalığının seyri nedir? CIN tespit edilen her durum mutlaka kansere dönüşür mü?

Burada önemli olan CIN’ in derecesidir. CİN derecesi arttıkça kanser olma riski de artmaktadır. Bu ilerleme hastadan hastaya farklılık göstermekte olup önceden ne zaman ve nasıl ilerleyeceğini kişi bazında saptamak mümkün değildir. Diğer bir faktör de HPV virüsünün etken olup olmadığı ve eğer CİN oluşumunda HPV virüsü sebep ise bu HPV virüsünün tipinin ne olduğudur.Düşük dereceli CİN (CİN 1) lezyonları genellikle geriler. Kansere dönüşen CİN 1' li (LSIL) hastalarda riskli HPV tipleri bulunmuştur. Yapılan bir çalışmaya göre CİN 1 ‘in sebebi yüksek riskli HPV tipleri ise, bu lezyonun CİN 3 ‘ e dönüşme ihtimalinin yaklaşık % 10 olduğunu göstermiştir. Aynı çalışmaya göre yine risksiz HPV tipleri ile CİN 1 oluşmuş ise bu lezyonlar CİN 3 ve kansere dönüşmemektedirler. Kısacası CİN ‘lerin kansere dönüşümü sebep olan HPV virüsünün tipine bağlıdır. Kansere ilerlemesini kolaylaştıran HPV tipleri dışındaki bir diğer faktör de CİN lezyonunun oluştuğu bölge ve hastanın genel durumu, bağışıklık sisteminin yapısıdır. Rahim ağzı ön dudakta ve rahim iç kanalında gelişen CİN hücrelerinin kansere dönüşme ihtimalinin daha fazla olduğu iddia edilmektedir.

Kanser dönüşümü için en riskli olanı CİN 3' tür. CIN 3 (HSIL) tespit edilen kadınların % 30-35' i bir süre sonra kansere dönüşmektedir. Fakat bu sürenin ne kadar zamanda olacağı konusunda ortak bir görüş yoktur ve kişiden kişiye ve HPV varlığına , HPV tipine göre değişmektedir. CIN 1' in tedavi edilmediği takdirde CİN 3’e ve kansere dönüşümünün bazı kadınlarda 5-8 yıl olur iken yine başka kadınlarda aynı değişim HPV etkisine ve tipine göre çok kısa bir sürede 1-2 yılda olabilmektedir.

Eğer CIN tedavi edilmezse sonuç ne olmaktadır?

Tabii ki CIN 1, CIN 2 veya CIN 3 tespit edildiğinde (Bethesta sistminde ; LSIL, HSIL) hemen zaman kaybetmeden gerekli tanısal ileri tetkikler yapılmalı ve sorun tedavi edilmelidir. Fakat CIN tedavi edilmeksizin doğal seyrine bırakıldığında hem gerileyerek ortadan kaybolma, hem aynı kalma, hem de ilerleyerek kansere dönüşme olasılığı vardır.

Genel olarak söylemek gerekirse CIN' in şiddeti arttıkça gerileyerek ortadan kalkma olasılığı azalır, kansere dönüşme olasılığı ise gittikçe artar. Hastalığın nasıl davranacağını önceden belirlemek mümkün olmamakla beraber HPV varlığının en önemli etkileyici faktör olduğunu göz önünde bulundurarak, tedavi edilmeden bırakıldığında CIN I olgularının % 40-60'ın kendiliğinden gerilediği, CIN III olgularının ise % 40'ının kansere dönüştüğü tahmin edilmektedir. HPV tipi ve varlığı tüm bu oranları değiştirebilen en önemli faktördür. CIN ile birlikte HPV var ise maalesef kansere dönüşüm daha fazla ve daha hızlı olabilmektedir.

CIN saptandığı zaman yapılmalıdır?

Değişik merkezlerde değişik yaklaşımlar olmasına rağmen CİN (LSIL, HSIL)sorununun takip mantığı hemen hemen aynıdır. Smear testinde CİN saptanan kadınlara zaman kaybetmeden kolposkopik inceleme, biopsi ve endoservikal küretaj yapılmalıdır. Bazı hekimler CİN 1 olan kadınları smear takibine almayı tercih etseler de genel yaklaşım altta olabilecek riskli bir HPV tipinin oluşturabileceği hızlı ilerlemeyi atlamamak için kolopskopi ve biopsi yapılmasıdır. HPV DNA tiplemesi de HPV varlığında yapılması doğru olabilecek bir seçenektir. Kolposkopi ve biopsi sonucuna göre çıkacak CİN derecesine göre (CIN 1, CIN 2 veya CIN 3 ) hasta doktorun vereceği karar doğrultusunda tedavi veya ameliyat edilmektedir.

CİN tedavisi nasıl yapılır? CIN tedavisinde hangi tercihler vardır?

CİN 1 olan hastalarda teşhis biopsi ve kolposkopi ile kesin olarak konmuş ise tedavide iki farklı görüş vardır. Bir kısım hekim tedavi uygulamayıp belirli aralıklar ile smear ve kolposkopi ile takip etmeyi tercih eder iken bazı hekimlerde özellikle HPV varlığında tedavi etmeyi tercih etmektedirler. Tedavide yakma (koterizasyon) ,dondurma (kriyoterapi), lazer veya LEEP konizasyon tercih edilmektedir. CİN 1 olan hastalarda bu tedavi yöntemlerinin birbirine hiç bir üstünlüğü yoktur ve herhangi biri seçilebilmektedir. CİN 1 için diğer bir tedavi yöntemi de eğer hasta doğumlarını tamamlamış , menopoz öncesi dönemde veya menopozda ise tedbir olarak rahim ameliyatı (total abdominal histerektomi ) tercih edilebilmektedir. Karar doktor ve hastaya ait olup tedavi seçeneklerini genellemeyip hastadan hastaya farklı uygulamak da mümkün olabilmektedir. Tedavi seçeneklerini belirleyen faktörlerin başında HPV varlığı, HPV tipi ve hastanın yaşıdır.

CİN 2 ve CİN 3 varlığında hasta genç ise CİN 1 de olan tedaviler uygulanabilir, fakat hasta sıkı takibe alınır.Kansere dönüşüm riski yüksek olduğu için eğer kadın doğumlarını tamamlamış ise rahmin ameliyat ile alınması en iyi tedavi seçeneklerinden biridir. Bu grup hastalarda da tedavi seçeneklerini belirleyen en önemli faktörler hastanın yaşı ve HPV varlığıdır. Tedavi seçeneklerinin tüm aşamalarında hasta bilinçlendirilmeli ve tedavinin olası riskleri ve kazanımları hakkında detaylı bilgi verilmelidir.

CİN tedavisinde yöntemler ve seçenekler nelerdir?

  • Koterizasyon (yakma): Elektrokoter ile rahim ağzının yakılarak destrüksiyona (tahribata) uğratılmasıdır. Daha çok CİN 1 tedavisinde tercih edilen ucuz ve basit yöntemlerden biridir. Başarı oranı % 80-90 dır. Ülkemizde de CIN 1 vakalarında en sık uygulana yöntemdir.
  • Kriyoterapi (dondurma): Anormal servikal hücrelerin Nitrous oxide ile dondurulup harap edilmesidir. Muayenehane şartlarında yapılabilen ucuz , hızlı ve yan etkileri az olan bir metottur. Son yıllarda çok sayıda jinekolog bu yöntemi daha da fazla tercih etmektedir. Kolposkopik muayene esnasında tamamı görülebilen ve tedavi edilebilen lezyonlarda destruksiyon için en uygun seçenektir. CİN 1 ve CİN 2 olan uygun hastalarda genellikle tercih edilmektedir. Başarı oranı % 80-90’dır.
  • Lazer Ablasyon: CO2 lazer tedavisi kriyoterapi için büyük olan lezyonlarda veya lezyonun rahim kanalına doğru ilerlediği durumlarda yapılır. Lazer ablasyonu lokal anestezi ile muayenehane şartlarında veya ameliyathanede yapılabilinir. Lazer ablasyonu sonucu oluşan en sık komplikasyon kanamadır. Bu tedavi şeklinin başarı şansı % 80-90 'dır. Ülkemizde yaygın kullanılmamaktadır.
  • LEEP konizasyon : Son yıllarda hem tedavi edici hem de tanıyı koymaya yardımcı olmasından dolayı en popular ve tercih edilen tedavi yöntemidir. Diğer basit tedavilere direnç gösteren CİN 1 hastalarında ,CİN 2 ve CİN 3 çıkan tüm hastalara ilk seçenek olarak tercih edilmektedir. Lokal anestezi ile muayenehane şartlarında veya genel anestezi ile ameliyathanede de yapılabilmektedir. Başarı oranı % 90’ dan fazladır. Tedavide ilk tercih olması tavsiye edilmektedir.

CIN tedavisinin takibi ne şekilde yapılır yapılır?

Tedaviden üç ay sonra mutlaka Pap smear ve kolposkopik muayene yapılmalıdır.3 ay bekleme ile serviksin tedavi sonrası iyileşmesi sağlanmaktadır. Smearin normal olması ve kolposkopik muayenede daha önce var olan lezyonun görülmemesi sonucu Pap smear 3’er ay aralıklarla iki kez tekrarlanır. Bir yıl içinde 3 normal Pap smear sonucunun alınması tedavinin başarısını gösterir. CİN anamnezi olan kadınlar servikal kanser gelişmesi yönünden yüksek risk altındadırlar ve yaşamlarının devamında Pap smear 6-12 ayda bir tekrarlanmalıdır.

Koilositoz, Koilosit Hücreleri Ve Pap Smear Testi


Koilositoz ve koilosit hücreleri tabiri bir patolojik tanımlamadır ve smear testi sonucu HPV + olan kadınlarda görülür. Koilosit hücreleri,“perinukleer halo' içeren büyümüş hiperkromatik nukleuslu epitelyal hücredir. Pap smear’deki koilositik değişiklikler HPV enfeksiyonunun varlığını düşündürür ve HPV için uyarıcı hücrelerdir. Hiçbir HPV veya genital siğil şikayeti olmayan kadınlarda da rutin “pap smear” testi sırasında bulunabilir, veya takipte olan HPV li kadınların smearinde ortaya çıkabilir. HPV virüsünün yaklaşık 100 kadar tipi tanımlanmış ve bunlardan 20 tanesinin genital sistem enfeksiyonlarına yol açtığı gösterilmiştir HPV’nin 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58 ve 68. tipleri kanser açısından daha yüksek ve riskli HPV tiplerdir. Kondilomların % 90’ından fazlası HPV DNA içerir.

Smear testi değerlendirmesinde ve tedavinin planlanmasında virüs tiplendirilmesinin gerekliliği konusunda henüz bir görüş birliği bulunmamaktadır, fakat son yıllarda şüpheli durumlarda HPV _DNA testi veya diğer adı ile “HPV Test” yapılması gerektiğine inanan hekimlerin sayısı artmaktadır.

Smear testinde koilosit hücreleri atipi ile birlikte olsun veya olmasın, koilositozun mevcudiyeti serviks vagina ,vulva ve anüsün (makat) HPV lezyonları yönünde kolposkopik değerlendirme ile incelenmesini ve gerekli tedaviyi gerektirmektedir. Koilositoz ve HPV sıklıkla ASCUS , LSİL ve CİN 1 ile beraberdir ve böyle değerlendirilir. Nadiren koilositoz yani koilosit hücreleri smear testinde görülmesine rağmen herhangi bir başka atipi eşlik etmediği için sonuçlar ASCUS , LSİL ve CİN 1 olarak değerlendirilmeyebilir. Fakat unutmamak gerekir ki “koilositoz” varlığı uyarıcıdır , iyi bir inceleme ve gerekirse tedavi gerektirir.

HPV Testi, NucliSENS easyQ HPV test

PAP-smear testi ile serviksteki hücrelerde meydana gelen değişiklikler incelenirken, günümüzde yapılmakta olan DNA testleri ile kadının HPV virüsünü taşıyıp taşımadığı tesit edilmektedir. Tip tayin ile de taşınan HPV' nin hangi risk grubuna girdiği belirlenmektedir. Ancak gerek DNA, gerekse tip tayini testlerinin dezavantajı virüsün kansere yol açan onkojenik aktiviteyi gösterip göstermediğini belirleyememeleridir. Kısacası, klinik olarak birebir kanser gelişimini gösterememektedir.

Yapılan bilimsel araştırmalar göstermiştir ki serviks kanserine, hücresel döngüyü bozan ve aktif HR-HPV genotipleri tarafında üretilen E6 ve E7 onkoproteinlerine serviks hücrelerinin uzun süreli maruz kalması yol açmaktadır. Sadece aktif Yüksek Risk-HPV genotipleri tarafından üretilen bu onkoproteinler virüsün onkojenik aktivite gösterip göstermemesi ile doğrudan bağlantılıdır.

Yüksek Risk grubu taşıyor olsanız da, eğer virüs onkojenik aktivite göstermiyor ise veya 1 yıl sonra vücut virüsü temizliyor ise; serviks kanseri gelişme riskiniz YOKTUR.

Gerçek bir serviks kanseri tarama programı ile onkojenik aktivitenin tespit edilmesi, tam anlamıyla kimlerin serviks kanseri geliştirme riski taşıdığını gösterilebilir.

Onkojenik aktivite göstermemesine rağmen DNA testi ile pozitif çıkan kadınların gereksiz yere "kanser miyim?" stresine girmesine ve hatta gereksiz yere kolposkopi yapılmasına veya tedaviye başlanmasına yol açılmaktadır.

Piyasaya yeni çıkan NucliSENS easyQ HPV testi ile E6 ve E7 onkoproteinlerinin aktif olarak sentezlenip sentezlenmediği (mRNA) gösterilebilmektedir. Dolayısı ile gerçek anlamda kişinin serviks kanseri geliştirip geliştirmeyeceği gösterilmektedir.

Şüpheli Pap smear sonucu olan ve NucliSENS easyQ HPV testi negatif çıkan kadınların 5 yıl sonra tekrar kontrolü yeterlidir. Şüpheli Pap smear sonucu olan ve NucliSENS easyQ HPV testi pozitif çıkan kadınların 1 yıl sonra tekrar kontrolü gereklidir. Bir yıl sonra NucliSENS easyQ HPV testi negatif çıkan kadınların 5 yıl sonra tekrar kontrolü yeterlidir. Ancak bir yıl sonraki kontrolde NucliSENS easyQ HPV testi tekrar pozitif çıkarsa hasta tedavi programına dahil edilmelidir.

Çok yeni olan bu testi kısıtlı da olsa ülkemizde de temin etmek mümkündür. Bu test ile ilgili çalışmalar devam etmektedir . Bu test ile ilgili yeni veriler alındığı takdirde sitemizde güncellenecektir..

Penis Siğilleri, Peniste HPV Testi, Tespiti Nasıl??

Penis siğilleri özellikle glans penis (penisin baş kısmı), penil şaft (penisin baş kısmın heman altındaki çukur bölge) ve prepisyumu (sünnet derisi kısmı) tutar. Meatus (penisin üzerindeki idrar boşaltım açıklığı) ve üretra çok nadir tutulur ve tedavi için büyük bir problem oluşturur. Peniste bu lezyonlar gelişirse HPV enfeksiyonu ile ilişkili olduğu düşünülmelidir.

O’Brien ve arkadaşları peniste kondilom olan 26 hasta ile çalışmışlar, bu hastalarda olan siğilleri inceleyerek HPV tipleme yapmışlar ve lezyonların HPV-6, 11, 31 ve karakterize edilemeyen tiplerden oluştuğunu bulmuşladır

Nielson ve arkadaşları ise yaşları 18–40 arasında değişen, son 1 yıl içerisinde gelişen genital siğil ve cinsel ilişki öyküsü olmayan 463 erkek hastanın penis, skrotum, üretra, perianal bölge, anal kanal ve semenden HPV için örnekler almış ( hpv DNA fırça-sürüntü yöntemi ile aranmış) ve bu hastaların 237’sinde (%51.2) en az bir yüksek kanserojen riskli veya düşük kanserojen riskli HPV tipi, 66 hastada (%14.3) ise sınıflandırılamayan HPV tipi pozitif bulmuştur. Prevalansı en yüksek tip HPV 16 bulunmuş, kanserojen HPV tipleri genital örneklerde (penis ve skrotum) anal örneklere göre daha yüksek (%25.1’e %5) bulunmuştur. HPV pozitif penis örneklerinde diğer lokalizasyondaki örneklere göre birden fazla HPV alt gurupları tarafından infekte olma ihtimalinin daha fazla olduğu gösterilmiştir.

Erkeklerde HPV infeksiyonunun tanısı için penis ve üretral bölgeden fırça ile örnek alma en uygun metod olarak görülmektedir.

Kaynak::

- Handley JM, Maw RD, Lawther H, et al. Human papillomavirus DNA detection in primary anogenital warts and cervical low-grade intraepithelial neoplasias in adults by in situ hybridization.

- O'Brien WM, Jensen AB, Lancaster WD, Maxted WC. Human papillomavirus typing of penile

- Nielson CM, Flores R, Harris RB, et al. Human papillomavirus prevalence and type distribution in male anogenital sites and semen. Cancer Epidemiol Biomarkers Prev, 2007; 16:1107-14.

Anal Pap Smear, Erkek Smear Testi Ve HPV


Anal smear testi, anüs kanserine neden olabilecek hücresel değişiklikleri saptamak ve gecikmeden gerekli tedavinin planlanmasına olanak sağlamak amacıyla yapılmaktadır. Günümüzde HPV enfeksiyonu ve buna bağlı anüs kanserinin saptanması amacı ile de kullanılmaktadır. Kadınlarda rahim ağzı kanseri taramasında kullanılan pap smear ile aynı yapılma mantığına sahip olmasına rağmen erkeklerde de kadınlara ek olarak anüs kanseri taramasında kullanılabildiği için “Erkek Pap Smear” veya “Erkek Smear Testi” olarak da adlandırılmaktadır.

Anüs kanseri kimlerde sık görülür?

Anüs kanseri, anüs yoluyla cinsel ilişkiye girenlerde, toplumun diğer kesimine oranla 35-40 kat daha sıklıkla olarak görülebilmektedir. Anüs kanserinin en önemli nedeni, kadınlardaki rahim ağzı kanserinde olduğu gibi kısaca HPV denilen Human Papillomavirus enfeksiyonudur. Anal HPV enfeksiyonu da anüs yoluyla cinsel ilişkiye girenlerde (anal seks), farklı araştırmalarda % 23 ila % 80 arasında bildirilmektedir. Prezervatif kullanımı da anal HPV bulaşmasını önlemek için yeterince etkili olmamaktadır. Kadınlarda olduğu gibi homoseksüel ilişki ile erkeklerde de anal kondilom, anal hpv enfeksiyonu görülebilmekte ve sonuç olarak da anüs kanseri riski de artmaktadır.


Anal Pap Simir Testi nasıl yapılıyor?


Anal simir testi için örnek toplanacak çubuk anüse 3 santimetre sokur. Alınan örneklerin incelenmesiyle normal, HPV'den etkilenmiş, kanserleşme eğilimi gösteren veya kanser hücreleri saptanabilmektedir. Test bir günde sonuç vermektedir. Kanser saptanması halinde tedaviden sonra hastaların 4-6 ayda bir anal smear ile takip edilmesi gerekmektedir .Anal pap smear ile ayrıca anüsün bazı mantar ve kansere neden olmayan virüs hastalıkları da teşhis edilebilmektedir.


Anal Pap Smear Almak için Kullanılan Çubuk ve Taşıma Sıvısı



Genital HPV enfeksiyonu sadece rahim ağzı kanserine değil, aynı zamanda anüs kanserine de hem erkekte hem de kadında zemin hazırlamaktadır. Anüs bölgesinde HPV virüsüne bağlı genital siğil – kondilom var ise “anal smear testi” yapılması hastaya faydalı olabilmektedir. Kadınlarda olduğu gibi erkeklerde de uygulanan bu kanser tarama testi ülkemizde çok az merkezde yapılabilmekte ve değerlendirilebilmektedir.

Genital Siğiller, HPV Tedavisi

HPV' nin tedavisinde diğer enfeksiyonlarda olduğu gibi ağızdan alınan bir ilaç, krem veya aşı ile kesin bir tedavisi bugün için yoktur. Virüs bir kez vücuda girdiği zaman bağışıklık sisteminin gücüne ve virüsün etki gücüne göre yıllarca (bazı bilgilere göre virüs tipine bağlı olmak üzere 6-8 yıl), hatta ömür boyu vücut içinde sinsi bir şekilde kalır. Bununla birlikte ortaya çıkardığı lezyonlar yani siğiller (kondilom) mutlaka zaman kaybetmeden tedavi edilmeli ve yakılmalıdırlar.

Amaç, tedavi ile virüsün hızla yayılmasını ve bulaşmasını engellemek ve aynı zamanda virüsün oluşturmuş olduğu siğiller yani kondilomların yok edilip cinsel organın sağlıklı ve hijyenik duruma getirilmesidir.

Genital Siğil Tedavisi Ne Kadar Başarılıdır?

Kondilom yani genital siğiller kesinlikle ihmal edilmemesi ve hafife alınmaması gereken bir hastalıktır. Tedavi ile virüsü yok etmek mümkün değildir, fakat siğillerden kurtulmak mümkün olabilmektedir. Tedavi sadece siğilleri ortadan kaldırır ve hızlı olan bulaştırıcılığı, yayılmayı durdurur. Pek çok vakada tek sefer tedavi yeterli olmamakta en az 2 seans gerekmektedir. Tedavinin başarısı kondilom lezyonlarının yaygınlığına ve HPV tipine bağlıdır. Tedavide tıbbi ve cerrahi yaklaşımların ikisi de uygulanabilir, fakat tercih genellikle cerrahi işlem olmaktadır (yakma,dondurma lazer gibi..). Tedavinin ne şekilde olacağına dair karar siğillerin yaygınlığına, yerleşimine göre tedavi sırasında kadın doğum uzmanı tarafından verilir.
Kondilomda tıbbi tedavi olarak dıştan sürülen bazı ilaçlar kullanılabilir, ancak bu uzun süreli ve zahmetli bir tedavidir ve nüks yani tekrarlama ihtimali fazladır. Büyük ve fazla lezyonlara, vajina içine doğru yayılmış kondilomlara lokal ilaç ve krem tedavisinin fazla bir etkisi olmaz. Çoğu ilaç hasta tarafından değil hekim tarafından uygulanmalı ve direk lezyonun üstüne tatbik edilmelidir. Normal dokuya temas ettiğinde pek çok ilaç tahribata neden olur. Bu nedenle son derece dikkatli uygulama gerekir. Lokal uygulanan ilaçların,lokal ayni bölgesel yan etkileri de fazladır.

Genital Siğil Tedavisinde En Çok Hangi Yöntemler Kullanılır?

Genital siğilin cerrahi tedavisinde en çok uygulanan ve başarılı olan yöntem lezyonun yakılması ya da dondurulmasıdır. Burada amaç lezyonun tahrip ve yok edilmesidir. Dondurma işleminde (kriyoterapi) sıvı nitrojen yada karbondioksit kullanılır. Yakma işleminde ise elektrokoter uygulanır. Lazer cerrahisi de siğillerde başarı ile uygulanmaktadır. Bazı büyük lezyonlar cerrahi olarak çıkarılmayı gerektirebilir. Dondurma hariç diğer cerrahi işlemler için lokal yada tercihen genel anestezi uygulanır.
Kondilom tedavisinin amacı sadece görünen lezyonları ortadan kaldırmakla sınırlıdır. HPV enfeksiyonu kronik seyreder ve kitleler ortadan tümüyle kalksa da hücrelerin içinde gizli bir şekilde yaşamını sürdüren virüsler sayesinde bulaştırıcılık daha düşük de olsa devam eder. Tedavi sonrası yeniden siğiller ortaya çıkarsa tekrar tedavi edilmeleri gerekir. Nüks (tekrarlama eğilimi) virüsün genetik tipine bağlı olarak görülmektedir. Bazı HPV tiplerinde nüks yani tekrar daha sık görülmektedir. Genital siğilleri tedavi ile yok ederek HPV virüsünün bulaşıcılığı ve yayılması azalmaktadır.
Bazı kişilerde siğil ortaya çıkıp tedavi edildikten sonra bir daha ömrü boyunca yeni siğil çıkmaz. Bazı kişilerde ise sık aralıklarla siğiller çıkar. Kişiler arasında bu derece fark olmasının nedeni büyük olasılıkla bağışıklık sistemleri arasındaki farklılık ve virüsün etki gücüdür. Bu sebepten dolayı tedavi sonrası bağışıklık sistemini güçlendirici ilaçlar ve doktorun önerileri önemlidir. Ülkemizde de bağışıklık sistemini güçlendiren ilaçları her ne kadar temin etmek mümkünse de seçenekler sınırlıdır.

HPV Tedavisi Ve Pap Smear Kontrolu..

Pap Smear testi mutlaka yapılmalıdır. Pap simir testinde rahim ağzında HPV' ye bağlı tipik olan “koilosit” hücrelerinin görülmesi çok önemlidir. Pap smear testinde saptanan ve biopsi ile kesinleşmiş displazi varlığında ise hastalığın şiddeti ve hastanın yaşına göre LEEP, konizasyon ya da rahimin alınması gibi tedaviler uygulanabilir. Çoğu zaman hafif displazi varlığında LEEP tedavi için yeterli olmaktadır. LEEP sonrası doğurganlıkta bir değişiklik ortaya çıkmamaktadır. LEEP işlemi deneyimli hekimler tarafından yapılmalıdır.

HPV' den, genital siğil den korunma nasıl yapılmalıdır? HPV ve koruyucu hekimlik..

· HPV virüsü oral ve anal seks de dahil olmak üzere her türlü cinsel ilişki, sürtünme yolu ile ilişki ve ciltten cilde temas yolu, ile de kolaylıkla bulaşabildiğinden cinsel yönden aktif olan kadın yada erkek herkes HPV enfeksiyonları açısından risk altındadır.

· Yaşamının herhangi bir döneminde, geçmişte birden fazla partneri olanlar, partneri daha önceden birden fazla kişiyle ilişkide bulunmuş kişiler, cinsel yaşantısı erken yaşta başlayanlar ve kendisinde yada partnerinde cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü olanlar yüksek riskli guruptur.

· HPV ve diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar çoğu zaman bir arada bulunurlar. Bu nedenle başka bir cinsel yolla bulaşan hastalık varlığında beraberinde HPV' de bulunabileceği akıldan çıkartılmamalıdır ve bu konuda da araştırma yapılmalıdır.

· Kondom yani prezervatif HPV' ye karşı her zaman tam koruma sağlamaz. Çünkü enfeksiyon prezervatifin kapladığı alan dışında da bulunabilir ve ciltten cilde temas ile bulaşabilir.

· HPV' den korunmanın en etkili yolu riskli kişiler ile birlikte olmamaktır. Fakat erkeklerin büyük bir kısmında HPV belirti vermediği ve kondilom, genital siğil gözlenemediği için taşıyıcı olabildiklerinden dolayı pek mümkün olmamaktadır. Yine de riskli cinsel ilişkilerden ve genital siğil varlığı veya şüphesi durumunda cinsel ilişkiden kaçınmak gerekir.

· Herhangi bir kadında rahim ağzı hücrelerinde değişim saptanması yada genital siğil olması kanser gelişeceği anlamına gelmez. Aslında genital siğile neden olan HPV türlerinin rahim ağzında değişime yada kansere neden olması nadirdir. Rahim ağzı kanserlerinin yarısından sorumlu olduğu bilinen HPV tip 16 varlığı bile mutlaka kanser gelişeceği anlamına gelmez. Sadece artmış risk söz konusudur ve yakın takip gereklidir. HPV DNA tiplemesi ile HPV virüsunun genetik tipini kolaylıkla belirlemek mümkündür.

· HPV enfeksiyonu taşıyan bir kişiyle ilişkide bulunmak da mutlaka o kişide de enfeksiyon ortaya çıkacak anlamına gelmez. Burada kişinin bağışıklık, immun sistemi çok büyük önem taşır. Kişiler arası farklılıklar nedeni ile bazı kişilerde bağışıklık sistemi virüsle mücadele edebilir ve ortadan kaldırabilir, virüs hiç bulaşmayabilir. Ancak yapılan araştırmalar aktif enfeksiyonu olan bir kişi ile ilişkiye girenlerin % 60'ında ilk 2- 3 ay içinde enfeksiyon bulgularının ortaya çıktığını ortaya koymaktadır.

· HPV alt tiplerinden bazıları hücrelere olan etkileriyle hücrelerin kendi kendine hızla ve kontrolsüzce çoğalabilen hücrelere dönüşmesine neden olmaktadır. Hücrelerin kontrolsüzce çoğalma özelliği kazanması ise hücrelerin bulunduğu dokuda kanser oluşumu riskini beraberinde getirmektedir. Serviks, vagina ve vulva kanserlerinin gelişiminde HPV' nin bu onkojen (kanser yapıcı) alt tiplerinin çok önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir. Bu etkiler uzun vadeli etkilerdir ve ancak onkojen etkiye sahip HPV alt tipleri tarafından başlatılırlar.

· HPV aşışı ( Rahim Ağzı Kanseri Aşısı, GARDASİL) kesinlikle vücutta var olan veya ortaya çıkmış siğilleri ve virüsü yok etmez, tedavi etmez, tedavi amaçla da kullanılmaz. Aşı, sadece ileriki dönemde alınabilecek virüs tiplerinin (sadece 4 tane virüs tipini) vücuda alınmasını engellemek yani koruyucu amaçlıdır. Bu nedenle 9-26 yaş arasında olan ve cinsel ilişkide bulunmamış olan bakire genç kızların rahim ağzı kanseri aşı programına aileleri tarafından alınması çok önemlidir. Gardasil adı altında piyasada mevcut olan aşı programının kadın doğum ve çocuk doktorları tarafından desteklenmesi bu virusa bağlı görülen rahim ağzı kanseri vakalarının yıllar içinde azalmasını sağlayacaktır. Ülkemizde de bulunan fakat sosyal güvenlik tarafından kapsam dışı olan bu aşının ergenlik dönemindeki genç kızlara yapılması, rahim ağzı kanseri aşısından önemli bir koruyucu hekimlik oluşturacaktır.

Bağışıklık sistemini uyaran krem nedir? Lokal tedavi ne şekilde yapılır?

Hastaların kendisi tarafından belirli aralıklarla genital siğillerin üzerine uygulanan bu krem bağışıklık sistemi düzenleyiciler olarak adlandırılan bir ilaç sınıfına dahildir. Ancak bu kremin insanlarda dış genital bölgede görülen siğillerin ortadan kaldırılmasında gösterdiği etkinin mekanizması tam olarak bilinmemektedir. İlacın bağışıklık sisteminde bazı maddelerin üretimini arttırarak virüslerin neden olduğu lezyonları gerilettiği düşünülmektedir. Uzun süredir var olan ve büyük siğillerin varlığında tedavinin başarısı düşmektedir. Vajina içinde çıkan siğillerde ve gebelikte uygulanması sakıncalıdır.
En sık görülen yan etki kremin uygulandığı alanda kızarıklık, yanma ve kaşıntıdır. Hastaların % 67'sinde kızarıklık görülürken, % 32'sinde kaşıntı, % 26'sında ise yanma ortaya çıkmıştır. Bunların yan ısıra krem uygulanan bölgede şişlik, kabuklanma, sertleşme ve hatta yara ortaya çıkabilir. Tekrarlaması durumunda yeniden krem kullanımı ile ilgili araştırma olmadığında böyle bir durumda yeniden kullanılması önerilmez. Benzer şekilde vajina içindeki siğillerde yapabileceği yan etkilerden dolayı kullanılması da önerilmemektedir.

Koterizayon, Yakma, Genital Siğil Ve Koter İşlemi

Koterler uzun zamandan beri ameliyat esnasında kanamayı durdurma, istenmeyen dokuları hızlı, güvenli ve etkili kesme ve çıkarmakta kullanılmaktadır. Elektrokoterler Cildiye , K.B.B,kadın doğum, genel cerrahi, beyin cerrahi dallarında koagülasyonla (pıhtılaştırılarak) operasyon yapmakta , dokuları yakma için ve yakarak doku kesme-çıkarma işleminde kullanılmaktadırlar.

Elektrokoterler, yüksek frekanslı RF dalga üretirler. Bu dalgalar, uygulama noktasında ani ısı oluşturarak canlı hücrelerin sıvısını buharlaştırırlar ve hücre zarını parçalayıp yok ederler. Bu parçalanmanın zincirleme devamı ile kesme ve yok etme işlemleri gerçekleşir. Yüksek frekanslı elektromanyetik dalgaların aynı zamanda koagülasyon (pıhtılaşma) özellikleri de vardır. Eloktromanyetik dalgaların pıhtılaştırma özelliği, dalgaların çeşitli şekillerde modülasyonu ile azaltılıp çoğaltılabilir. Koter cihazı digital göstergelidir ve kullanılan moddaki maksimum güç, yüzde olarak digital göstergede görülebilir. Cihazlar tamamen yarı iletken elektronik teknolojisi kullanılarak üretilmiş, güçlü güvenilir cihazlardır.

Elektrokoter cihazı

Elektrokoter cihazı yakma kalemi-ucu

Genital siğil tedavisinde koterizasyon (yakma işlemi tekniği)

Yüksek tek kutuplu voltajın kullanıldığı bu yöntemde minimum 2000 volt ve 100-1000 miliamper akım kullanılarak, genital siğiller termal hasar sonucu tahrip edilmektedir. Tek genital siğilde olabildiği gibi çok sayıda genital siğillerin tedavisinde de başarı ile tedaviyi sağlayabilmektedirler.
Hasta jinekolojik masaya alındıktan sonra koter cihazının negatif poları hastanın cildine değecek şekilde kalçasının altına yerleştirilir. Eğer genital siğil sayısı az ise lokal anestezi, çok ve yaygın ise genel anestezi uygulandıktan sonra genital bölge önce antiseptik solüsyon ile silinir, daha sonra anestezinin de sağlanması ve etkisin de başlaması ile koter kalemi ile lezyonlar teker teker yakılır. İşlemin süresi lezyonların sayısına ,yerine ve büyüklüğüne göre değişse de yakma işlemi genelde kısa sürmektedir. Yakma işlemi bittikten sonra bölge tekrar antiseptik solüsyon ile silinip yakılmış bölgeye koruyucu bir krem sürülür. Hastaya daha sonraki genital bölge bakımı anlatılıp kullanacağı kremler ve antibiyotik ile ağrı kesici reçete edilir

Kriyoterapi, Genital Siğil Dondurma Tedavisi

Kriyoterapi ya da halk arasında yaygın bilinen adı ile “dondurma” tedavisi anormal dokuları ve lezyonları dondurarak tahrip etmek esasına dayanan bir tedavi şeklidir.

Kriyoterapi ancak doktor tarafından uygulanan bir yöntemdir ve etkinliği yüksek bir tedavi seçeneğidir. İçinde sıvı nitrojen veya karbondioksit bulunan bir tüp ve bu tüpün bağlı oldu cihaz sayesinde kriyoterapi (dondurma) işlemi yapılmaktadır. Uygulamada sıklıkla -196 derecedeki sıvı nitrojen kullanılmakla beraber, -79 derecedeki sıvı karbondioksit de kullanılabilmektedir. Bir çalışmada genital siğiller kriyoterapi sonucu lezyonlarda % 98’e varabilen temizlenme oranı elde edilmekle beraber nüks oranları (tekrar çıkma ihtimali)%39’lara kadar çıkmıştır. Genelde tedavi başarısı % 70 ile % 85 arasındadır. Bu sebeple genital siğillerin tedavisinde ilk seçenek olarak değil ikinci seçenek olarak tercih edilmektedir. Kriyoterapi’nin vajina içinde ve vajina girişindeki lezyonlara uygulanma zorluğu da göz önünde bulundurulduğunda , genital siğillerde genellikle ilk seçenek koterizasyon (yakma) işlemi olmaktadır. Uygulama dikkatli bir şekilde yapılmalıdır, ancak doğru olarak uygulandığında kriyoterapide doku yıkımı epidermisle (cilt üst tabakası) sınırlı kalır ve bu şekilde skar gelişimi ve pigmentasyon görülmez.

Kriyoterapi cihazı

Kriyoterapi cihazının uygulama ucu, prob

Genital siğil tedavisinde kriyoterapi (dondurma işlemi tekniği)

Hasta jinekolojik masaya alındıktan sonra kriyoterapi cihazı hazırlanır. Eğer genital siğil sayısı az ise lokal anestezi, çok ve yaygın ise genel anestezi uygulandıktan sonra genital bölge önce antiseptik solüsyon ile silinir, daha sonra anestezinin de sağlanması ve etkisin de başlaması ile prob adı verilen bir enstrüman dondurulacak dokuya, siğil olan bölgeye temas ettirildikten sonra dondurma işleminde kullanılacak olan gaz prob içinden geçirilir ve probun ucunun aşırı derecede soğumasına (yaklaşık -80 derece) neden olur. Sıvı nitrojen veya karbondioksit; kriyo probu veya sprey ile lezyonun kalınlığına göre 5–30 saniye arasında lezyonun etrafında 1-2 mm genişliğinde beyaz bir halka oluşturacak şekilde lezyona uygulanır.

Tüm dondurma işleminin süresi lezyonların sayısına, yerine ve büyüklüğüne göre değişse de kriyoterapi işlemi genelde kısa sürmektedir. Donan alanın derinliği genelde probun etrafından taşan alan ile eşittir. Halka şeklindeki alanın kenarlarında sıcaklık yaklaşık -20 dereceye düşer ancak bu hücre ölümü için yeterli değildir.

Kriyoterapi (dondurma) işlemi bittikten sonra bölge tekrar antiseptik solüsyon ile silinip tedavi edilmiş bölgeye koruyucu bir krem sürülür. Hastaya daha sonraki genital bölge bakımı anlatılıp kullanacağı kremler ve antibiyotik ile ağrı kesici reçete edilir. Uygulama sonrasında hasta 1-2 hafta sonra kontrole çağrılır. Yan etkiler arasında özellikle koyu renkli cilde sahip hastalarda hipopigmentasyon ve hiperpigmentasyon (ciltte koyulaşma veya ciltte renkte açılma) ve ülser oluşumudur.

HPV Lazer Tedavisi

karbondioksit lazer

Günümüzde tüm klasik jinekolojik ameliyatların bir çoğu endoskopik cerrahi ile yapılabilmektedir. Lazer kullanımı bu büyük jinekolojik ameliyatlar dışında genital siğil, HPV tedavisinde de kullanılmaktadır. Fakat kullanım maliyeti sebebi ve kullanımındaki zorluklar nedeni ile ülkemizde yaygın olarak tüm jinekolojik ameliyatlarda olduğu gibi genital siğil,HPV tedavisinde de rutinde kullanılmamaktadır.

HPV tedavisinde kullanılan lazer tipleri nelerdir?

Genital siğillerin tedavisinde karbondioksit lazeri ve son zamanlarda ise pulse boya lazerleri kullanılmaktadır.Oldukça pahalı bir yöntem olan lazer uygulamalarının genital siğil tedavisindeki başarısı ve üstünlüğü normal koter ile yakma yönteminden fazla değildir.

Karbondioksit lazeri:

Özellikle diğer tedavi yöntemlerine direnç gösteren siğil lezyonları karbondioksit lazer tedavisi için uygun olup, skar gelişimi ve operasyon sonrası ağrı sıklıkla görülen ve istenmeyen komplikasyonlardır. Diğer tahrip edici yöntemlere göre üstünlüğü, doku yıkımının derinliğinin ve genişliğinin hassas bir şekilde doktor tarafından belirlenebilmesidir.

Pulse boya lazeri:

Siğil lezyonlarındaki kapillerleri hedef alır. Sınırlı seçici doku yıkımı yaratır. Komplikasyonları CO2 Lazer tedavisine oranla daha azdır. Kontrolsüz çalışmalar siğillerde %70–90 arasında temizlenme oranı bildirmiştir.

Kondilom ,HPV Tedavisinda Alternatif Yöntemler


Genital siğillerin ve kondilomların tedavisinde daha nadir kullanılan veya henüz araştırma aşamasında olan tedavi yöntemleri vardır. Bunların bir kısmı hekimler tarafından tercih edilmelerine rağmen bir kısmı ise artık hiç kullanılmamaktadır. Sizlere bir fikir vermesi açısından
dışında kalan tüm bu tedavi seçeneklerini aşağıda sınıfladık.


Salisilik Asit :

Yaygın olmayan genital siğil tedavisinde eskiden ilk tercihlerden biri idi , fakat günümüzde yaygın kullanılmamaktadır. Genelde salisilik asit bir poliakrilik veya kollodion baz içinde bulunur. Bazı yayınlar tedavinin başlamasından 2 hafta sonra siğil lezyonlarının % 18’inde tam veya kısmi iyileşme bildirmiştir. Diğer bir avantajı hastanın kendisinin tedaviyi uygulayabilmesidir; fakat buna bağlı olarak da lezyon çevresinde irritasyon ve hassasiyet sık görülmektedir. Genital siğillerin tedavisinde yaygın yan etkileri ve ciltte hassasiyet yapması dolayısı ile artık tedavide yeri yoktur.

Laktik asit :

Formülasyonlarda keratolitik aktiviteyi arttırmak amacıyla kullanılır ve diğer kimyasal soyucularla birlikte kullanılabilir. Genital siğil, kondülom tedavisinde yaygın yan etkileri ve ciltte hassasiyet yapması dolayısı ile artık tedavide yeri yoktur.

Triklorasetik Asit (TCA), Asit ile yakma:

Günümüzde bazı merkezler ve doktorlar tarafından tercih edilmesine rağmen gelişmiş ülkelerde genital siğillerin tedavinde kullanılmamaktadır. % 50–80’lik konsantrasyonlarda kullanıldığında ciltte, epidermiste nekroz yaratır. Genellikle %80’lik solüsyonu doktor tarafından haftalık olarak uygulanır. Yapılan bir araştırmada dış genital verrukaların, siğillerin tedavisinde 6 haftalık bir süreç içinde %50-70’lik bir iyileşme saptanmıştır. Aynı çalışma grubunda ise koterizasyon ve kriyoterapide % 86’lık oranla daha yüz güldürücü sonuçlar vermiştir. TCA tedavisi sırasında ülserasyona daha sık rastlanılmaktadır . TCA üst epidermis katmanlarını tahrip ettiğinden, podofilin gibi diğer tedavi ajanlarıyla beraber de kullanılabilir . Yaygın cilt lezyonu, tahriş ve nekroz yapmasından dolayı artık ilk tercih olarak kullanılmamakta, bizim kendi uygulamalarımızda da bu tedaviye yer verilmemektedir.

Kantaridin :

Cantharis vesicatoria adlı bir bitkiden elde edilir. % 0,7 konsantrasyonundaki solüsyonu deriye uygulandıktan sonra, intraepidermal bir bül ve sonuçta epidermiste yıkım oluşturur. Genellikle doktor tarafından haftada 1 kez uygulanır. Genital siğil, kondülom tedavisinde yaygın yan etkileri ve ciltte hassasiyet yapması dolayısı ile artık tedavide yeri yoktur.

Formaldehit :

Antivirütik özellikleri olup % 0,7 jel ve % 3 solüsyon şeklinde formları mevcuttur. Banyo şeklinde kullanıldığında siğillerin ,verrukaların yüzeylerinin soyulmasıyla beraber etkili olabilmektedir. Genital siğil, kondilom tedavisinde yaygın yan etkileri ve ciltte hassasiyet yapması dolayısı ile artık tedavide yeri yoktur.

Gluteraldehit :

Piyasada %10’luk jel ve solüsyon formları mevcut olup deriyi sertleştirir ve daha kolay soyulmasını sağlar. Yapılan kontrolsüz bir çalışmada % 20’lik gluteraldehit solüsyonunun günde 1 kez, 3 ay boyunca uygulandığı 25 hastanın % 70’sinde lezyonlarda temizlenme görülmüştür. Yan etkileri arasında deriyi kahverengi 20 renge boyaması ve bir vakada görülen uygulama sonrası nekroz sayılabilir. Genital siğil, kondilom tedavisinde yaygın yan etkileri ve ciltte hassasiyet yapması dolayısı ile artık tedavide yeri yoktur.

Cerrahi Eksizyon :

Hastalar tarafından kısa sürede sonuç veren bir yöntem gibi görülür, ancak kullanım alanı kısıtlıdır. Sınırlı, perianal veya genital siğillerde verrukalarda cerrahi eksizyon uygulanabilir, fakat % 20 oranında nüks görülür. Uygulama sonrası ağrı fazladır. Sadece mons pubis üzerindeki geniş tabanlı genital siğil, kondilomların tedavisinde cerrahi eksizyon tercih tercih edilmelidir, bu durumda çok iyi sonuçlar alınmaktadır.

Küretaj :

Künt disseksiyon siğil lezyonlarının küretajında uygulanan basit ve etkili bir metoddur. Mons pubiste ve gluteal bölgede çok büyük siğillerin sınırı net bir şekilde belirdiğinde lidokain ile lokal anestezi uygulandıktan sonra lezyon küret ile disseke edilir.Aslında bir çeşit cerrahi eksizyondur. Nadir durumlar dışında tercih edilmemektedir.

5 – Fluorourasil :

Tedaviye direnç gösteren siğillerin, verrukaların tedavisinde 5-fluorourasil etkili bir tedavi yöntemidir. İlaç lezyonun üzerine veya intralezyonel olarak uygulanabilir. 5–fluorourasil’in günlük olarak uygulandığı bir çalışmada 11 hastanın 9’unda ilacın krem formülüyle 6 haftalık tedavi sonrası lezyonların tamamında gerileme saptanmıştır . Fakat özellikle mukozal lezyonların tedavisinde lokal irritasyon ve hassasiyet gelişebilmektedir; bu nedenle uygulama sıklığı haftada 2 uygulamaya kadar düşürülebilir. Teratojenik bir molekül olduğundan doğurganlık dönemdeki kadın hastaların mutlaka bu tedavi sırasında gebe kalmamaları gerekmektedir. Genital siğil tedavisindeki uygulanma alanı çok kısıtlıdır.

Bleomisin :

Bleomisin sitotoksik bir kimyasal molekül olup siğillerin tedavisinde intralezyonel olarak, 0.05 U/ml dozunda enjekte edilerek kullanılmaktadır. Uygulama sonrası ilacın periferik dolaşıma da geçtiği tespit edildiğinden, gebelerde kullanılmamalıdır. Genital siğil tedavisindeki uygulanma alanı günümüzde yoktur.

Podofilin / Podofilotoksin :

Podofilin, Podophylum peltatum bitkisinden elde edilen bir ekstredir. Podofilotoksin ise podofilin karışımı içinde bulunan aktif madde olup antimitotik özelliklere sahiptir. Mitoz sırasında mikrotübüllere bağlanarak hücresel bölünmeyi engeller. Özellikle anogenital siğllerin, verrukaların tedavisinde kullanılır. Uygulamada lezyonların üzerine bir fırça yardımıyla sürülür ve 1-6 saat yıkanmadan bekletildikten sonra yıkanır. Stratum korneumun kalın olduğu lezyonlarda etkinliği azalacağından, keratolitiklerle birlikte kullanılabilir. Yapılan bir klinik çalışmanın sonuçlarına göre hastalardaki lezyonların temizlenme oranı %66 ile %79 arasında değişmektedir; fakat 9 ay içinde %22 oranlarında nüks görülmüştür. Yan etkileri arasında lokal irritasyon, steril püstül oluşumu ve bakteriyel infeksiyonlar sayılabilir. Yaygın lezyonlarda kullanıldığında sistemik dolaşıma geçip mide bulantısı, kusma, konfüzyon, böbrek yetmezliği, paresteziler, lökopeni ve koma gibi semptomlara yol açabilir. Teratojenik ve mutajenik etkileri nedeniyle hamile kadınlarda kullanılmamalıdır. Sadece bir hekim tarafından uygulanan bu yöntem nadir tercih edilmektedir. Bazen bizler de küçük kondilomlarda diğer tedavi yöntemlerini takiben uygulamaktayız.

Retinoik asitler :

Tretinonin genelde lezyonlu bölgelere % 0.01 ve % 0.025’lik krem formlarının birkaç hafta süreyle uygulanması, lezyonların temizlenmesi için yeterli olmaktadır. Retinoik asitler yaygın siğil lezyonlarının tedavisinde oral yolla da kullanılabilir. Genital siğillerin tedavisinde yaygın yan etkileri ve ciltte hassasiyet yapması dolayısı ile artık tedavide yeri yoktur.

İmikuimod, aldara

İmikuimod immun cevap düzenleyici özellikleri olan bir molekül olup, bu etkilerini T ve doğal öldürücü hücre aktivitesini indükleyerek oluşturur. Ayrıca interferon (IFN)-a, TNF ve diğer bazı interlökinlerin monosit, makrofaj ve dendritik hücrelerden salınımını aktive eder. Spesifik sitotoksik bir T lenfosit yanıtı uyandırması sonucu siğil lezyonlarında gerileme oluşturur. Avantajı hastalar tarafından ev şartlarında uygulanabilmesidir. Fakat özellikle kapalı ve nemli deri alanlarında kullanıldığında lokal irritasyona neden olabilir. Böyle durumlarda belirli bir süre tedaviye ara verilerek, lokal reaksiyon geçtikten sonra imikuimod kullanımına devam edilebilir. İrritasyonun görülmediği durumlarda tedavi sıklığı imikuimod (aldara)günlük uygulanacak şekilde arttırılabilir. Imikuimod, sıklıkla genital verrukaların tedavisinde kullanılmaktadır. Kontrollü bir çalışmada genital veya perianal kondilom lezyonlarına 4 ay boyunca haftada 3 kez % 5’lik imikuimod kremi uygulanmış ve 96 hastanın %56’sında başlangıçtaki siğillerin tümünde temizlenme saptanırken, plasebo grubunda bu oran %14’de kalmıştır. Vajina içinde ve labium minus iç yüzeyindeki lezyonlarda aşırı hassasiyetten dolayı ve gebelerde de taratojenik etki yapması sebebi ile kullanılmamalıdır. Eczanelerde aldara ticari ismi ile satılmaktadır.

İnterferon

İnterferon antiviral, antiproliferatif ve immun cevabı düzenleyici etkileri bulunan bir molekül olup çok merkezli, çift-kör ve plasebo kontrollü bir çalışmada IFN alfa-2a’nın genital ve perianal siğillerde güvenli ve etkili bir tedavi seçeneği olduğu kanıtlanmıştır. Benzer tedavi seçeneklerine göre lezyon temizlenme oranlarında belirgin bir üstünlük gözlenmemekle beraber, doktor tarafından uygulanabilmesi ve pahalı bir tedavi olması İnterferonun ancak yüksek motivasyona sahip ve diğer tedavi seçeneklerine direnç gösteren hastalarda uygulanabileceğini düşündürmektedir.

Simetidin ve Ranitidin

Simetidin ve Ranitidin H2 reseptör blokerleridir. Özellikle yüksek dozlarda kullanıldıklarında lenfosit çoğalmasını arttırıp, Tsupressör hücre fonksiyonlarını baskıladıkları saptanmıştır. Mukokütanöz kandidiyazis (mantar) ve herpes virüs infeksiyonlarında etkili oldukları görülmüştür. Fakat çift-kör, plasebo kontrollü üç çalışmada kondilom, hpv lezyonlarının tedavisinde etkisiz oldukları gösterilmiştir. Bu sebeple HPV lezyonlarında kullanım yeri yoktur.

Levamizol

Levamizol de immunmodülatör olarak denenmiştir; ancak tedavi sonuçları değişkendir ve rutin olarak kullanılmamaktadırlar. İmmunizasyon yöntemleri ise deneme aşamasında olup, virüs benzeri partiküllerin (virus-like particules :VLP) üretilmesi serolojik değerlendirme, spesifik immunizasyon ve immunoterapi çalışmalarında önemli bir gelişmedir. VLP’ler ile ilgili araştırmalar fazda olup aşılar immunojenik ve güvenlidir. HPV’e ait erken evre proteinlerinin de eklenmesiyle tedavi edici potansiyel gösterebilirler. Kullanımı deneme aşamasındadır ve HPV ile etkisinde ciddi yayınlar yoktur.

SADBE ( Skuarik asid dibütil ester)

SADBE potent bir topikal sensitizan moleküldür. Avrupa’da ve güney doğu Asya’da alopesi areata’nın ve siğil,verruka lezyonlarının tedavisinde kullanımı popülerlik kazanmıştır. Ames analizlerine göre mutajenik veya teratojenik özellikler içermemektedir. Siğillere olan etkisi antikor bağımlı hücre aracılıklı sitotoksite de verrukaların temizlenmesinde rol oynayan bir immun yanıt olarak bildirilmiştir.

Sonuçta SADBE’nin oluşturduğu immun yanıt, tüm bu mekanizmaların bir kombinasyonu olarak değerlendirilebilir. Tedavi süresi ise daha önce yapılan çalışmalarda 1 ile 12 ay arasında tutulmuş olup kesin bir süre belirtilmemiştir. Yapılan çeşitli çalışmalarda SADBE’nin uygulaması doktorun ofisinde veya evde hasta tarafından yapılmıştır. Genital siğillerde kullanımı ve etkisi hakkında henüz yeterli çalışma yoktur.

Genital Siğil Krem Tedavisi, Aldara Krem

HPV krem tedavisinde günümüzde en çok kullanılan İmikimode (Imiquimode) ülkemizde ve yurt dışında "Aldara % 5 krem adıyla satılmaktadır. % 5 lik İmikimod Aldara krem, yalnızca siğilin üzerine sürülerek o bölgedeki hücresel tip bağışıklığı arttırarak etki eden bir kremdir. Aldara krem antiviral değildir. Yalnızca sürülen cilt bölgesinde lokalize kalan ilaç o bölgedeki interferon alfa ve sitokinleri aktive ederek bölgesel immün direnci yükseltir.

Aldara krem sürülerek immün direnç yükselince o bölgeye hareket eden makrofaj ve lenfositler viral patolojiyi etkileyerek giderecektir.

Aldara kremin kullanımı bağışıklık sistemini de aktive ettiği için ileride olabilecek siğil nükslerinin de kısmen önüne geçebileceği iddia edilmektedir. Tedavi süresi haftada 3 uygulama ile 16 haftaya kadar uzayabilmektedir. Uzun süreli bir tedavi seçeneğidir.

İmikimod' un en çok görülen istenmeyen yan etkisi eritem yani ilacın hasta olmayan dokuya sürülmesine bağlı olarak gelişen geçici kızarıklıklardır. Bu nedenle ilaç tatbikinden 6-10 saat içinde cinsel ilişki yapılmaması ve sonrasında banyo yapılması önerilir.

Ancak unutulmamalıdır ki genital bölgedeki her lezyon için kullanılmamalıdır. Mutlaka bir jinekolog muayenesi sonrası kollanılmalıdır. Vajina içine ve anüs içine kullanımı mümkünse yapılmamalıdır. Büyük ve yaygın siğillere etkisi sınırlıdır.

Adlara krem prospektüs bilgileri

FORMÜLÜ :

Aldara % 5 Krem'in her 100 miligramı 5 mg imikimod içerir. Her bir şasede 12.5 mg imikimod vardır

ENDİKASYONLARI ( İlacın Kullanıldığı Durumlar, Hastalıklar ) :

Aldara Krem erişkinlerde, dış genital ve perianal siğillerin (condyloma acuminata) topikal tedavisinde endikedir.

KONTRENDİKASYONLARI ( İlacın Kullanılmaması Gereken Durumlar ) :

Aldara Krem, imikimod ya da krem bileşiminde bulunan diğer maddelerden herhangi birine karşı aşırı duyarlılığı olan kişilerde kontrendikedir.

UYARILAR / ÖNLEMLER :

Aldara Krem, sadece deri kullanımı içindir. Göze temastan kaçınılması gereklidir. Sünnet olmamış erkeklerde sünnet derisi ile bağlantılı siğillerin tedavisinde Aldara Krem kullanımıyla ilgili deneyim sınırlıdır. Haftada üç kez imikimod krem uygulaması ve günlük rutin sünnet derisi temizliğinin yapılmasıyla tedavi edilen bu hasta popülasyonunda, güvenilirlik verilerinin sağlandığı hasta sayısı 100’den azdır. Günlük rutin sünnet derisi temizliğinin yapılmadığı diğer çalışmalarda 2 şiddetli fimozis vakası ve sünnet yapılmasını gerektiren bir daralma (striktür) olgusu kaydedilmiştir. Bu nedenle bu hasta grubunda yarar, zarardan belirgin olarak üstün olmadıkça tedavi önerilmemektedir.

Striktürün erken belirtileri arasında lokal deri reaksiyonları (erozyon, ülserasyon, ödem, endurasyon gibi) ya da sünnet derisinin geri çekilmesinde zorluk sayılabilir. Bu semptomlar meydana gelmişse tedavi hemen kesilmelidir.

Aldara Krem, iç genital siğillerin tedavisi için değerlendirilmemiştir ve üretral, intra-vajinal, servikal, rektal ya da intra-anal siğillerin tedavisinde önerilmemektedir. Açık yara bulunan dokularda, bölge tamamen iyileşmeden Aldara Krem tedavisine başlanmamalıdır.

Eritem, erozyon, ekskoriasyon, pul pul dökülme ve ödem gibi lokal deri reaksiyonları yaygındır. Endurasyon, ülserasyon, kabuk bağlama ve vezikül gibi diğer lokal reaksiyonlar da görülmüştür. Tolere edilemeyen bir deri reaksiyonu meydana geldiğinde, krem bölgeden su ve sabunla yıkanarak uzaklaştırılmalıdır. Deri reaksiyonları düzeldikten sonra tedaviye tekrar başlanabilir.

Genital ve perianal siğillerin Aldara Kremle tedavisinde gazlı bez ile kapatılması (kapalı pansuman yapılması) önerilmemektedir. Önerilenden daha yüksek dozlar, lokal deri reaksiyonlarının artmasına neden olabilir. Dış genital ve perianal siğillerin tedavisi için deriye uygulanan diğer ilaçları takiben uygulanan Aldara Krem tedavisi ile ilgili klinik deneyim bulunmamaktadır. Daha önce uygulanan herhangi bir ilaç ya da cerrahi müdahale sonrasında genital ya da perianal deri iyileşinceye kadar Aldara Krem kullanılmamalıdır. Seksüel aktivite öncesinde Aldara Krem deriden yıkanarak uzaklaştırılmalıdır.

Aldara Krem prezervatif ve diyaframın etkisini azaltabilir; bu nedenle bunların bu ilaçla birlikte kullanılması önerilmemekte, alternatif kontraseptif yöntemler üzerinde durulmalıdır. Aldara Krem kullanılmasından 6-10 saat sonra, tedavi bölgesi su ve sabun ile yıkanmalıdır.

Aldara Krem'in derideki iltihaplı durumları alevlendirme potansiyeli vardır. Siğillerin tekrar oluşmasından sonra tekrar Aldara Krem kullanımıyla ilgili bir çalışma henüz yapılmamıştır; bu nedenle bu ilaçla tedavinin tekrarlanması önerilmemektedir.

Yaşlılarda kullanım: Aldara Krem'in 65 yaş üstündeki hastalardaki güvenilirliğiyle ilgili veriler sınırlıdır.

Çocuklarda kullanım: 18 yaşından küçük hastalardaki güvenilirliği ve etkinliği saptanmamıştır.

Gebelerde ve emziren annelerde kullanım: Gebelik kategorisi: B. Aldara Krem'in insanlarda gebelikte kullanımı ya da emzirmeye etkisiyle ilgili herhangi bir bilgi yoktur. Topikal olarak kullanılan imikimodun anne sütüne geçip geçmediği bilinmemektedir. İlaç sadece yararları, fetüse ya da emen bebeğe karşı potansiyel risklerinden belirgin derecede fazlaysa kullanılmalıdır.

Araç ve makine kullanmaya etkisi: Herhangi bir çalışma yapılmamıştır.

YAN ETKİLER / ADVERS ETKİLER :

Haftada 3 kez uygulanan imikimod kremle yapılan kontrollü, klinik çalışmalarda eritem, erozyon, ekskoriasyon, pul pul dökülme ve ödem gibi lokal deri reaksiyonları yaygın olarak görülmüştür. Endürasyon, ülserasyon, kabuk bağlama ve vezikül oluşumu daha nadir olarak kaydedilmiştir. Bu çalışmalarda eritem gibi uzak bölge deri reaksiyonları da kaydedilmiştir. Bu reaksiyonlar imikimod kremle temas eden siğil-dışı bölgelerde görülmüştür.

En sık görülen deri reaksiyonları hafif ya da orta şiddette olup tedavi kesildikten sonra 2 hafta içinde kaybolmuştur. İlacın haftada 3 kez uygulandığı çalışmalarda, en sık kaydedilen ve imikimod kreme bağlı olduğu düşünülen advers reaksiyonlar, siğil-tedavi bölgesinde ilaç uygulanan yerlerdeki reaksiyonlardır. Ayrıca hem imikimod krem kullanan hastalarda hem de plasebo krem hastalarında baş ağrısı, grip-benzeri semptomlar, ve miyalji gibi sistemik advers reaksiyonlar da kaydedilmiştir.

İLAÇ ETKİLEŞMELERİ VE DİĞER ETKİLEŞİMLER :

İmmünsüpresif ilaçların da dahil olduğu diğer preparatlarla etkileşimi henüz çalışılmamıştır; sistemik ilaçlarla bu tip etkileşimler imikimod kremin minimal perkütan emilimiyle sınırlıdır.

DOZU VE KULLANIM ŞEKLİ :

Aldara Krem haftada 3 kez (örneğin: Pazartesi, Çarşamba ve Cuma; ya da Salı, Perşembe ve Cumartesi), normal uyku saatinden önce uygulanır ve deride 6-10 saat kalmalıdır. Aldara Krem tedavisi görünürdeki genital ve perianal siğiller temizleninceye kadar ya da her siğil epizodunda maksimum 16 hafta devam etmelidir; 16 haftadan daha uzun süre kullanımın güvenilirliği saptanmamıştır.

Kullanım şekli: Aldara Krem temiz siğil bölgesine ince bir tabaka halinde uygulanmalı ve krem kayboluncaya kadar ovulmalıdır. Uygulama normal uyku saatinden önce yapılmalıdır. 6-10 saatlik tedavi süresi boyunca duş veya banyodan kaçınılmalıdır. Bu süre sonunda krem su ve sabunla uzaklaştırılmalıdır. Tek kullanımlık bir saşedeki krem yaklaşık 20 cm2’lik bir siğil bölgesini kaplar. Saşeler sadece tek kullanım içindir. Aşırı miktarda krem kullanılmasından kaçınılmalıdır. Kremin sürülmesi öncesi ve sonrasında eller dikkatle yıkanmalıdır. Sünnet derisi altındaki siğillerin tedavi edildiği sünnet olmamış erkeklerde sünnet derisi geri çekilmeli ve bölge her gün yıkanmalıdır. (Bkz. Uyarılar / Önlemler).

DOZ AŞIMI DURUMUNDA ALINACAK ÖNLEMLER :

Aldara Krem topikal olarak uygulandığında, minimal perkütan emilim nedeniyle sistemik doz aşımı ihtimali yoktur. Sürekli dermal doz aşımı şiddetli lokal deri reaksiyonlarıyla sonuçlanabilir. Tedavide deri su ve sabunla temizlenmelidir. Yaklaşım semptomatiktir. Yaklaşık 16 saşe içeriğine karşı gelen 200 mg’lık imikimod krem dozunun kazayla bir defada yutulmasını takiben bulantı, kusma, baş ağrısı, miyalji oluşabilir. 200 mg ya da daha fazla multipl oral dozları takiben kaydedilen, klinik açıdan en ciddi advers etki olarak hipotansiyon görülmüştür; ancak bu da oral ya da intravenöz sıvı uygulamasını takiben düzelmiştir.

Podofilin Tedavisi Genital Siğillerde Nasıl Uygulanır?

Podofilin genital siğillerin tedavisinde kullanım zorluğundan ve yan etkilerinden dolayı nadir kullanılan bir tedavi şeklidir. Podophylum peltatum bitkisinden elde edilen bir çeşit ekstredir. Podofilotoksin ise podofilin karışımı içinde bulunan aktif madde olup antimitotik özelliklere sahiptir. Podofilin sitotoksiktir ve normal deri için çok irritandır. Hücredeki mitozu durdurarak etki eder. Sıvı parafin ya da tentür de benzoin içinde uygulanır ve eczacı tarafından hazırlanır.Tentür de benzoin içinde uygulanan form siğillere daha iyi yapışmaktadır. Mitoz sırasında mikrotübüllere bağlanarak hücresel bölünmeyi kısmen engeller.

Podofilin’in % 25 lik konsantrasyonda olanı en iyi sonuçları verir. Karışım direkt olarak sadece kondilom üzerine uygulanır. Uygulamada lezyonların üzerine bir fırça yardımıyla sürülür. Normal deriye uygulanmamalıdır. Kalçalar 5-10 dakika süreyle birbirinden ayrık durumda tutulmalı ve sonra çevre deriye talk pudrası sürülmeli,6-8 saat sonra da tüm saha cilt hasarını önlemek amacıyla yıkanmalıdır.İhtiyaç duyuldukça bu tedavi birer hafta ara ile tekrarlanmalıdır. Özellikle anogenital siğillerin ,verrukaların tedavisinde kullanılır. Stratum korneumun kalın olduğu lezyonlarda etkinliği azalacağından, keratolitiklerle birlikte kullanılabilir.

Toksisitesinden dolayı podofilin anal kanaldaki, makat etrafı ve vajina iç kısmındaki siğillere tatbik edilemez. Lokal komplikasyonları cilt nekrozu,anal fistül,dermatit ve anal stenozdur. Yüksek dozlarda kullanıldığında hepatik,renal,respiratuar,gastrointestinal ve nörolojik problemlere neden olabilir. Bulantı,mental durum değişiklikleri, ve kemik iliği depresyonu da yapabilir. Gebelikte teratojenik etkilerinden dolayı kullanılmaz. Podofilin siğillerde karsinoma in situ dan ayırt edilemeyecek histolojik değişiklikler oluşturabilir. Bu değişiklikler uygulamadan sonraki 4 hafta içinde geriye döner. Podofilin % 77 hastada tedavi edicidir ancak 12 ayda nüks % 65 olarak bildirilmektedir. Eksizyonda, koterizasyonda ise tedavi oranı % 93, nüks ise % 29 dur.

Yapılan başka bir klinik çalışmanın sonuçlarına göre hastalardaki lezyonların temizlenme oranı % 66 ile % 79 arasında değişmektedir; fakat 9 ay içinde % 22 oranlarında nüks görülmüştür. Sadece bir hekim tarafından uygulanır. Hastanın kendine uygulaması genellikle net göremediği alanlar için zordur. Yurt dışında jel ve solusyon ( Condilox, Podofilox ) olarak hazır preparat olarak satılmasına rağmen ülkemizde eczacı tarafından hekimin istediği oranda hazırlanmaktadır.

Verrutol Kullanımı, Verrutol HPV Tedavisi


Verrutol kullanımı ülkemizde sıklıkla ellerde ve ayaklarda bulunan siğiller için olmaktadır ve verrutol lokal kullanılan sıvı şeklinde bir ilaçtır. Genital bölge siğilleri için aslen üretilmemiştir. Ellerde çıkan siğiller ve ayak altında bulunan nasırlarda kullanılmaktadır. Salisilik asit isminde bir çeşit asit (kezzap) ve 5 –flourasil isminde sitostatik bir madde içerir. Genital bölge dokusu çok ince ve hassas olduğu için hem erkek hem de kadında o bölgede kimyasal yanıklar oluşturabilir. Ayrıca genital bölgeye asidik bir maddenin uygulanması hasta tarafından anatomik açıdan güvenli olmayabilir hem de teknik olarak da zordur. Verrutol gebelikte içerdiği 5-flourasil sebebiyle bebek için toksiktir ve kullanılmamalıdır. Verrutol hpv tedavisinde genital bölge için ilk seçenek olmamalıdır. Buna karşın el ve ayaktaki siğiller için ise etkili bir tedavi seçeneğidir.

Verrutol prospektus bilgileri

Sitostatik* Keratolitik (siğil ilacı)

İlaç Etken Maddesi

Salisilik Asit + 5-Fluorouracil

VERRUTOL 15 GR SİĞİL İLACI Yerli Beşeri bir ilaçtır. Reçete İle Verilir.

FORMÜLÜ : 0.005 g5-fluorouracil1 gr solüsyon0.100 g Salisilik asit1 gr solüsyon

ENDİKASYONLARI ( İlacın Kullanıldığı Durumlar Hastalıklar ) :

Verrucae vulgaris, Verrucae planae juveniles

KONTRENDİKASYONLARI ( İlacın Kullanılmaması Gereken Durumlar ) :

Dolaşım bozukluğu olan kişilerce ve şeker hastalarınca kullanılmamalıdır. Vücuttaki benlere ve üzerinde tüy üremiş olan siğillere uygulanmamalıdır. Florourasil fetusa zarar verebileceğinden hamilelikte kullanılmamalıdır. Preparatın bileşimindeki herhangi bir maddeye allerjisi olanlarca kullanılmamalıdır.

UYARILAR / ÖNLEMLER :

Haricen kullanılır. Gözlerle ve mukozalarla temasından kaçınınız. Eğer göz ve mukozaya sıçrayacak olursa bol su ile yıkayıp çöken maddeleri (film yapıcı karışım) uzaklaştırıp 15 dakika süreyle su ile iyice yıkayınız. Geniş yüzeylere (özellikle 25 cm²den büyük alanlara) uygulamayınız. Çocuklarda kullanımının emniyetli olup olmadığı hakkında yeterli bilgi yoktur. Ürünün siğil etrafındaki normal deri ile temasından sakınılmalıdır. Kullanım süresi içinde aşırı irritasyon görülürse kullanıma ara verip doktora başvurulmalıdır. Ürün aşırı derecede yanıcı olduğundan ateşten uzak tutulmalıdır.

YAN ETKİLER / ADVERS ETKİLER :

Verrutol siğilin etrafındaki normal deri ile temas ettiğinde lokal irritan etki görülebilir. Sadece siğilin olduğu bölgeye uygulamak suretiyle veya kullanıma kısa bir süre ara vermek suretiyle irritasyon kontrol altına alınabilir. Yanma, kaşınma, irritasyon, enflamasyon, allerjik kontakt dermatit görülebilir.

İLAÇ ETKİLEŞMELERİ VE DİĞER ETKİLEŞİMLER :

Yoktur.

DOZU VE KULLANIM ŞEKLİ :

Ürün siğilin çevresindeki normal deri ile temas ettirilmeden günde 2-3 kez ince bir tabaka halinde siğilin üzerinde uygulanır. Çok küçük siğiller için şişenin kapağındaki uygulama çubuğu yerine kürdan kullanılabilir. Her uygulamadan önce bir uygulama sonucu oluşmuş film tabakası uzaklaştırılmalıdır. Eğer yıkama sonucu uzaklaştırılamazsa kenarından uygun şekilde kaldırılmak suretiyle uzaklaştırılabilir. Klinik açıdan gözle görülebilir bir iyileşme 2 ila 4 hafta sonra siğilde küçülme ise 6 ila 12 hafta sonra gözlenir. Tedavi sırasında arada doktora başvurmakta fayda vardır.

İnterferon Tedavisi Genital Siğillerde Ne Kadar Etkin?

İnterferonlar kanser tedavisinde kullanılan, virüs tedavisinde etkin ve bağışıklık sistemini de düzenleyici etki gösteren endojen maddelerdir.Aslında İnterferon, vücut tarafından virüslere karşı üretilen doğal bir maddedir. Bu madde sayesinde virüslerle enfekte olan ve olmayan hücreler ayırt edilerek enfekte olanlar tahrip edilirler.

İnterferonlar lezyon içi , topikal veya sistemik olarak HPV enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılabilirle). Yapılan çalışmalarda sistemik interferonun her türlü HPV enfeksiyonunun tedavisinde kullanılabileceği belirtilmiştir. Ancak elde edilen sonuçlar tedavi rejimlerine bağlı olarak değişmektedir. Sistemik İnterferon kullanımına bağlı grip benzeri semptomlar ve lokal inflamasyon gelişebilmektedir.

İnterferon tedavisi son çare olarak yalnız başına kullanılabildiği gibi 5 - fluorourasil, retinoid, kriyoterapi, cerrahi eksizyon, elektrokoter,LEEP ve karbondioksit (CO2) lazer ile kombine olarak da kullanılabilmektedir. Düşük doz ciltaltı İnterferon-α ve CO2 lazer tedavisi kombine edilmiş ve human papilloma virus enfeksiyonları tedavisinde etkili bulunmuştur. İnterferon tedavisinin başarı oranları değişik çalışmalarda, siğil içine enjekte edilerek kullanımda % 20-62, sadece lokal sürülerek yani topikal kullanımda %48-90 , sistemik tüm vücudu etkleyecek şekilde kullanımımda ise, %18-52 arası bulunmuştur. Ayrıca tek başına İnterferon ile yapılan tedavinin diğer tek başına uygulanan tedavi yöntemleri ile ( örneğin sadece kriyoterapi veya sadece koter gibi) aynı tedavi ve tekrarlama oranlarına sahip olduğu bildirilmiştir. Başka bir çalışmada ise, sistemik yani tüm vucudu etkilecek şekilde verilen İnterferon, kondiloma aküminata tedavisinde kullanılmış ve dört hafta sonunda tek başına kullanılan diğer tedavi yöntemlerinden daha etkili olduğu ancak tam cevap oranının düşük olduğu belirtilmiştir. Almanyada yapılan başka bir çalışmada ise inatçı ve geçmeyen genital siğili olan hastalarda sistemik İnteferon ile yakma tedavisini kombine kullanmışlar, bu kombinasyonun diğer tedavi yöntemlerine göre kısmen daha etkili olduğu bulunmuştur.

İnterferon tedavisi ile human papilloma virus enfeksiyonlarının iyileşme oranı değişik çalışmalarda % 7- 83 arasında bildirilmektedir. Değişik oranlarda başarılı sonuçlar bildirilse de, bu oranlar genellikle düşüktür.

Sonuç olarak yapılan bir çok çalışmada Interferon alfa-2a’nın genital ve perianal siğillerde epey bir yan etkisi olmasına rağmen güvenli ve etkili bir tedavi seçeneği olduğu kanıtlanmıştır. Benzer tedavi seçeneklerine göre lezyon temizlenme oranlarında belirgin bir üstünlük gözlenmemekle beraber, doktor tarafından uygulanabilmesi ve pahalı bir tedavi olması İnterferonun ancak yüksek motivasyona sahip ve diğer tedavi seçeneklerine direnç gösteren hastalarda uygulanabileceğini düşündürmektedir.

Genital Siğil İlaçları


Siğil ilaçları (genital siğil ilaçları) kısıtlı olarak da kullanılsa bazen tercih edilebilmektedir. Topikal kimyasal ajanlar içerisinde en çok kullanılanlar trikloroasetik asit (verrutol), podofilin, Podofiloksve 5-Florourasildir. Podofilin en iyi bilinen ve en yaygın olarak kullanılan topikal ajan olup hücreleri mitozda durdurarak doku nekrozuna yol açan bitkisel bir bileşiktir. Likit parafin veya benzoin eriyiği içerisinde % 5-25 konsantrasyonlarında kullanılabilmektedir. Son dönemlerde güncel topikal tedavi yaklaşımları arasında Cidofovir ve Imiguimod (Adlara) yeralmaktadır. Cidofovir, HPV dahil birçok DNA virüslerine karşı antiviral aktivite gösteren bir asiklik nükleozid fosfonat analoğudur. Imiquimod (Adlara krem) , immün cevabı regüle eden yeni bir düşük moleküler ağırlıklı sentetik bileşik olup % 5'lik topikal kremleri HPV enfeksiyonlarında kullanılmaktadır.
Bazı hastalar siğil için şifalı bitkiler (topikal kullanım için) kullanmayı tercih edebilmektedirler, fakat bu siğil için şifalı bitkiler genellikle fayda yerine zarar vermektedirler.

HPV Tedavisinde Hangi Yöntem Ne Kadar Etkili?


HPV enfeksiyonuna bağlı genital siğillerin tedavisinde değişik yöntemler kullanılmaktadır. Bu yöntemler siğillerin, yerleşimine, sayısına, yapısına ve hastanın sosyoekonomik durumuna göre hekim tarafından seçilebilmektedir. Aşağıda verdiğimiz oranları değişik yabancı yayınların verdiği sonuçlara göre derledik. İyileşme ile kastedilen tedavi seansından sonra 6 ay içinde hiç siğil çıkmayan hastalar, nüks ile kast edilen ise tedavi seansından sonraki 6 ay içinde genital siğillerin tekrarladığı hastalardır. Bu hastalar değişik tedavi şekillerine göre aşağıda oran olarak verilmiştir.

%5 podofilox (podofilin) ile tedavisi % 73 iyileşmeye, % 34 nükse;

%50 – 80 trikloroasetik asit (TCA) ile tedavisi % 70 iyileşmeye, % 38 nükse;

kriyoterapi % 70 iyileşmeye, % 30 nükse;

elektro koter ile % 74 iyileşme , % 26 nükse;

cerrahi eksizyon % 70 iyileşmeye % 30 nükse;

CO2 lazer tedavisi % 76 iyileşmeye, % 24 nükse;

LEEP % 76 iyileşmeye % 24 nükse;

interferon ( NTRON-A) % 65 iyileşmeye,% 25 nükse neden olur.

Kaynaklar;

Frenczy A. Epidemiology and clinical pathophysiology of condyloma accuminata. American Journal of Obstetrics and Gynecology.1995 Apr;172 (4 Pt 2): 1246 - 50.

Friedman - Kien AE, Eron LJ, Conant M, et al. Natural interferon alpha for treatment of acuminata. JAMA.1988 Jan 22-29;259(4): 533-8.

Wright TC Jr, Richard RM, Ferencyz etal. Comparision of specimens removed by CO2 laser conization and the loop electrosurgical excision procedure. Obstet Gynecol. 1992 Jan;79 (1): 147 - 53.

Gay C, Terzibachian JJ, Gabelle C, Et al. Carbon dioxide laser vaporization of genital condyloma in pregnancy. Gynecol Obstet Fertil. 2003 Mar; 31 (3): 214 - 9.

Kenneth DH. Clinical apperance and treatment strategies for human papillomavirüs : Agynecologic perspective.Am. J. Obstet. Gynecol.1995; 172 (4Pt2): 1340 - 1343..

HPV Tedavisi Sonrası Genital Bakım, Cinsel Temizlik

HPV tedavisinde,genital siğillerin tedavi şekli kadar tedavi sonrası genital bölgenin bakımı hem nüksler hem de sağlıklı doku iyileşmesi açısından önem arzeder. Genital siğillerin tedavisi sonrası , tedavi ister koterizasyon (yakma) ister kriyoterapi (dondurma) yöntemi ile yapılsın, genital hijyene özellikle dikkat etmek gerekmektedir. Tedavi edilmiş HPV, human papillom virus lezyonlarının bulunduğu bölgelerin daha “çabuk iyileşmesi” ve tedavi edilen bölgede “iz” kalmaması için bazı kurallara dikkat etmek gerekmektedir.Benim tedavi sonrası genital bölge bakımı için olan önerilerim;

  • Doktorunuzu verdiği antibiyotik ilaçlarını ağızdan düzenli alın,

  • Tedavi edilmiş bölgeye iyileşmeyi hızlandırıcı lokal kremleri doktorunuzu önerisi doğrultusunda düzenli kullanın,

  • Cinsel organınızı akşamları önerilen “cinsel organ” temizlik solusyonları veya şampuanları ile yıkayın,

  • HPV, human papilloma virus tedavisi öncesi kullandığınız iç çamaşırları atın, tedavi sonrası yeni ve temiz iç çamaşırları kullanın,

  • Sık iç çamaşır değiştirin ve yıkama sonrası mutlaka ütüleyin,

  • İç çamaşırların pamuklu ve rahat olmasına dikkat edin. Tedavi sonrası bakım döneminde sıkı, küçük ve g-string gibi iç çamaşırları kullanmayın,

  • HPV tedavisi öncesi kullandığınız banyo havlunuzu yenisiyle değiştirin,

  • Tuvalet sonrası temizliği önden arkaya doğru yapın,

  • Genital cilt bölgesinin kuru tutulmasını sağlayın,

  • Ortak kullanılan tuvaletlerde tek kullanımlık klozet kağıtlarının kullanılmasına özen gösterin,

  • Tuvaletlerdeki kirli suyun cinsel bölgeye, genital bölgeye sıçraması tehlikelidir. Bu nedenle dezenfektan maddeler içeren klozet tabletlerinden kullanmaya dikkat edin,

  • Tedavi sonrası dönemde genital bölge tüy temizliğini gerekirse bir süre erteleyin (10-15 gün kadar) Daha sonra da dış genital bölgenin epilasyonu amacıyla kullanılan ağda, jilet gibi malzemelerin temiz olmasına dikkat edin,

  • Tedavi sonrası dönemde adet görürseniz ; kullanılan pedleri sık değiştirin,
    parfümsüz ve kokusuz pedler tercih edin, dar ve sıkı kıyafetler giymekten kaçının ve ayakta duş şeklinde banyo yapılması tercih edin,

  • Cinsel hayatınıza doktorunuzu önerdiği süre kadar ara verin ve tedavi sonrası cinsel hayatınızdaki önlemler için de mutlaka danışma alın…

HPV ve Sağlıklı Beslenme , Antioksidanlar, İmmunite

HPV tedavisi gören hastaların en büyük endişelerinden biri de HPV virüsüne bağlı genital siğillerin, kondilomların tekrarlamasıdır. Ayrıca HPV virüsünden kurtulma istemi ve arzusu da çok güçlüdür. HPV bir virüs olduğu için ilaçla bunu yok etmek mümkün değildir,fakat bağışıklık sisteminin ( immunitenin) güçlenmesi HPV enfeksiyonların nüksünü be yayılmasını azaltabileceği gibi HPV virüsünun vücuttan atılmasına da yardımcı olmaktadır.

Bağışıklık sistemimizin beslenme şeklimizle doğrudan ilişkisi vardır. Bu ilişki dünya çapında yapılan araştırmalarla da kanıtlanmıştır. Yetersiz beslenen kişilerle , iyi beslenen bağışıklık sistemi güçlü insanlar arasında tedaviye cevap verme oranının çok farklı olduğu görülmüştür. Bu hastalığı yenebilmek için ilk yapılması gereken vücudun bağışıklık sisteminin en iyi şekilde güçlendirilmesidir.Güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmanın en iyi yolu sağlıklı bir yaşam tarzıdır. Besin öğelerinin organizmaya yeterli ve dengeli miktarda sunulması, kilo kontrolü için düzenli ve ağır olmayan kişiye özel bir egzersiz programı, sağlıklı ruh hali içinse düzenlenmiş sosyal yaşam ve kontrol edilebilen stres her birey için sağlığa giden yoldur.

Bağışıklık sistemi nedir? Nasıl çalışır?

Bağışıklık sistemi vücudun hastalık yapabilecek mikroorganizmalara karşı oluşturduğu savunma sistemidir.Bağışıklık sisteminde zeminde temelde 2 grup hücre rol oynar; fagositler ve lenfositler. Bu hücreler belirli anatomik bölgelerde yer almakla birlikte yaygın olarak bütün vücuda dağılmış durumdadır ve topluca bağışıklık sistemini oluştururlar. Bağışıklık sisteminin vücuda yabancı nesnelerle vücudun kendi yapılarını tanıma ve ayırt etme yeteneği vardır. Sistem vücut yapılarına karşı herhangi bir tepki göstermez. Bu olaya da immünolojik tolerans denir.
Sistemdeki bazı hücreler genel savunma görevini üstlenmişlerdir. Bunlar vücudun kendisinden olmayan, yabancı olarak gördükleri her şeye saldırırlar. Genel savunma hücreleri az önce bahsettiğimiz Fagositlerdir.
Fagositlerin erleri olarak tabir edebileceğimiz nötrofiller kan içinde çok hızlı hareket ederek düşmanı gördükleri zaman amip gibi kollar uzatıp etrafını sarar ve kimyasal silah gibi üzerine sindirim enzimleri salgılarlar.
Makrofajlar ise büyük ve yavaş yiyici hücrelerdir. Sonsuz sayıda bakteriyi yavaş yavaş yiyebilirler. Virüs ya da bakteriyi sindirdikten sonra, makrofajlar yedikleri saldırganın parçalarını dışarı atarak lenfositler adı verilen hücrelere sunarlar.
Bundan sonra özel hedefe yönelik lenfosit hücreleri devreye girer. Bunların B ve T hücreleri olmak üzere iki türü vardır. B hücreleri savunma sisteminin generalleri olarak düşünülebilir. Kan dolaşımına antikorları gönderirler, daha önceki savaşların kayıtlarını tutarak aynı saldırıların tekrarlanmasını engellerler. Üç tür olan T hücrelerinden Öldürücü T hücreleri vücutta virüsler tarafından kuşatılan hücreleri öldürür.
Yardımcı T hücreleri ve Bastırıcı T hücreleri ise vücudun verdiği bağışıklık yanıtının boyutlarını kontrol eder ve enfeksiyonla savaş sona erdiği zaman her şeyin normale dönmesini sağlar.
Bir de Doğal Öldürücü Hücreler vardır. Bunlar Öldürücü T hücrelerinin akrabasıdır. Virüsler tarafından enfekte olmuş hücrelerle bazı tümör hücrelerini öldürürler.Bağışıklık sistemi zayıf olan bir kişi her türlü hastalığa daha kolay yakalanır ve daha zor kurtulur.

Bağışıklık sistemini güçlendiren antioksidan vitaminler nelerdir?

A, E, C ve beta caroten antioksidan vitaminler olarak bilinirler. Bunlar, bedende çok kısa ömürlü fakat saldırgan olan “serbest radikaller” diye adlandırılan moleküllerle savaşırlar. Serbest radikaller, beden gözelerine zarar verir, bağışıklık sistemini zayıflatırlar. Hastalıklar sırasında antioksidan vitaminler çok önemlidirler. Çünkü onlar bedenimizi oluşturan tüm dokuları korurlar.
Serbest radikaller beden metabolizmasında açığa çıkan maddeler olabileceği gibi dış etkenlerle de oluşabilirler. Sigara, alkali ultraviyole ışınları, ozon tabakasının kaybı, güneş banyoları, ilaç tedavileri, çevre kirliliği gibi değişik nedenlerle ortaya çıkabilirler. Ayrıca ruhsal bozukluklar, stres ve korkular da serbest radikalleri çoğaltırlar.
Sağlam bir organizmada “Radikal yakalayıcılar” ya da diğer adıyla “antioksidan maddeler” bulunur ve bu saldırgan molekülleri uzaklaştırırlar.
Beden çalışması sırasında çeşitli biyokimyasal olaylar sonucu ortaya çıkan serbest radikaller fazla miktardaysa, hücre çekirdeğine girer, ona zarar verir. Vitamin A ve C' nin antioksidan etkileri yanında beden bağışıklığını artırıcı etkileri de vardır. Ayrıca C vitamini kanser yapımını uyarıcı etkisi olan nitrosaminleri durdurur; yani enfeksiyonu engeller.
Eğer beslenme planlarını bilinçli yapar ve aşağıda belirtilenlere dikkat ederseniz, bedeninizin gereksinim duyduğu radikal yakalayıcılar artar.
Taze meyveler (özellikle turunçgiller, çilek, biber ve diğer C vitamini içerenler)
Sarı renkli meyve ve sebzeler (havuç gibi), yeşil yapraklı sebzeler
Buğday kabuğu, ayçiçeği yağı ve zeytinyağı (E vitamini)
Balıklar, tahıllar, brokoli, lahana, soğan, sarımsak da iyi bir antioksidandır.

Anti-oksidanlar dışında bazı besin maddelerini günlük beslenmemize eklememiz bağışıklık sistemini güçlendirici etki yapacaktır. Omega 3 yağ asitleri adı verilen ve balıkta bolca bulunan yağ asitleri ve proteinli gıdalardan aldığımız arginin amino asidi, bağışıklık sistemimiz için önemli besin kaynaklarıdır. Bağışıklık sistemimizi güçlendirecek gıdalar arasında beta-glukan, echinacea, probiyotikler, izozomlar ve yeşil çay gibi doğal maddeler de yer alır.

Enfeksiyona karşı savaşta etkili olan gıdalar nelerdir?

Meyveler:
Portakalda hesperidin, kan portakalında antosiyanin, greyfurtta naringin, mandalinada tangeretin ile turunçgillere özgü nobiletin ve sinesetin adlı flavonlar bulunmaktadır. Bunlar vücudun kanserli maddeleri atmasını ya da toksinini gidermesini sağlayarak yüksek antikanser etki gösterirler. Bu flavonlar arasında enfeksiyonun yayılmasını önlemede en etkili olanı mandalinadaki tangeretindir. Üzümde bulunan proantosiyanidin ve resveratrol adlı flavonoidlerin güçlü birer antikanserojen ve anti infektif olduğu, ananas ve çilekteki maddelerin de kanser yapıcı nitrozaminin oluşumunu engellediği ve enfeksiyonlara karşı bağışıklık sisteminin güçlendirdiği belirlenmiştir.
Bioflavonoidlerin meyvelerdeki diğer iyi kaynakları arasında kayısı, kavun, kuş üzümü, kiraz ve erik sayılabilir.
Çilek, böğürtlen gibi çilekgiller ailesinden meyveler, elma ve üzüm ellagik asit adlı bir antikanserojen ve enfeksiyona karşı koruyucu madde içerir.

Kuru baklagiller ve tahıllar:
Kuru baklagiller ve tahıllarda enfeksyondan koruyucu birçok madde vardır. Fitatlar, Fitosteroller, Fitoöstrojenler, Proteaz inhibitörleri ve saponinler en önemlileridir.
Fitatlar genellikle lif içeriği yüksek gıdalarda bulunur. Bu nedenle, yüksek lif içerikli gıdaların yalnızca lif değil, aynı zamanda içerdikleri fitat nedeniyle de enfeksiyonların tekrarlamasının önleyebileceği belirtilmektedir.Fitatların diyetimizdeki en iyi kaynakları buğday kepeği, pirinç, bakla, soya, yerfıstığı, arpa, yulaf ve mısırdır.
Fitoöstrojenler içeren soya fasulyesinin antioksidan etki göstererek hücreleri serbest radikallerden korurlar DNA mutasyonunu önlerler.
Saponinler soya, nohut, bakla, bezelye, mercimek, kuru fasulye, yeşil fasulye ve yulafta bol miktarda bulunurlar.

Çaylar:
Yeşil çayın bol tüketildiği uzak doğu ülkelerinde kanser türlerinin az görülmesi ve enfeksiyonlara karşı direnç olması bilim adamlarını çaydaki maddeleri incelemeye yöneltmiştir.
Çaydaki vücut direncini güçlendiren maddeler taninler ve kateşinlerdir. Ayrıca ısırgan otu çayının da anormal hücre oluşumunu engellediği bilinmektedir. Sarımsak, soğan, nane, kekik, zencefil, kimyon, biber de antioksidan özelliği olan baharatlardandır.Özellikle sarımsak ve soğan sofralarımızdan eksik etmememiz gereken sebzelerdendir.

HPV Virusu , Hayatınızı Düzene Sokun...

Yaşam koşulları değiştikçe, her gün ayrı bir virüsle tanışır hale geldik. Yaşamımızı tehdit edecek kadar önem kazanan virüsler, dünyada salgınlar halinde yayılıyor, bir çok hastalığın kaynağını oluşturuyor ve tamamen ortadan kaldırılıp, tedavi edilemediği için daha çok can sıkıyor.

Bu yazı dizimde HPV’nin tanımından, nasıl başa çıkılabileceğine ve beslenmenin HPV ile olan ilişkisine dair pek çok başlıklarda sizi aydınlatmaya çalışacağım.

Şu sıralar medya ve tıp dünyasında sıkça konuşulan virüslerden bir tanesi de HPV, yani Human Papilloma Virüs. Ülkemizde son zamanlarda da giderek artan sıklıklarda görülmeye başlanan HPV, sağlıklı hücrelerin içine girerek hücrede bir takım değişikliklere neden oluyor ve maalesef bu değişiklikler masum olamıyor.

HPV hakkında biraz daha aydınlatıcı olursak şunları sıralayabiliriz. 70’ e yakın türü olan HPV, cinsel yolla bulaşan ve özellikle rahim ağzı kanserinin oluşumunda çok etkili ve önemli olan bir virüs. HPV’nin farklı türleriyle ile tanışan bireyler, virüsün neden olduğu enfeksiyonları kimi zaman vücutta bulgu vermediği için fark edemiyorlar. Kimi zaman genital bölgede ve mukozada görülebilen farklı boylardaki siğillerle (kondilom) karşılaşabiliyorlar. Hatta siğiller tedavi edilip ortadan kaldırılsalar da tekrar görülebiliyorlar. Ya da sürekli devam eden ve iyileşmeyen HPV enfeksiyonu sonucu rahim ağzı kanseri öncesinde görülen durumlarla tanışıp, rahim ağzı kanserine adım atıyorlar.

Rahim ağzı (serviks) kanseri dünya kadınlarını tehdit eden kanserler arasında ikinci sırada yer alıyor, ve bu kansere yakalanan kadınların yarısı hayatını kaybediyor. Her HPV kansere yol açmıyor, yukarıda da belirtildiği gibi, farklı durumlar yaşanabiliyor. Ancak dikkat edilmesi gereken durum HPV’nin neden olduğu enfeksiyonlar. Çünkü üzücü olan şu ki, HPV ile tanışan birey yaşamı boyunca onunla olmak zorunda.

Peki bütün bu bilgilerden sonra oldukça karamsar olup, ‘’kaderimizi’’ mi yaşamak gerek? Kesinlikle hayır. HPV ile yaşamaya başladığını öğrenen her birey artık elinden geldiğince vücuduna yerleşen bu virüsün yarattığı enfeksiyonlardan korunmak zorunda. Bireyler bunu başardıklarında hem siğillerin tekrarlama olasılıklarını yok ediyorlar, hem de aslında gerçekten korkulu bir rüya haline gelebilecek rahim ağzı kanserini kendilerinden uzaklaştırıyorlar. Peki ama bunu nasıl yapacaklar? Yanıtı basit. Bağışıklık sistemini dimdik ayakta tutarak. Bağışıklık sisteminin ayakta durması için ihtiyacı olan şey ise sadece bir kelime. BESLENME!!
Ancak atılacak ilk adım çok önemli.

HAYATINIZI DÜZENE KOYUN

Öncelikle yapmanız gerekenlerin en başında yer alması gereken şey, düzenli bir yaşama adım atmaktır. Bunun için neler yapabilirsiniz;

· Uyku düzeninizi koruyun

· Kesinlikle sigara kullanmayın

· Alkolden uzak durun

· Gün içinde asla maruz kalmayın dediğimiz stres ve sıkıntı faktörünü olabildiğince baskılamaya çalışın

· Düzenli olarak spor veya fiziksel aktivite alışkanlığı kazanın

· Beslenmenize çok önem verin

HPV’DE BESLENME NEDEN ÖNEMLİ?

Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi HPV ile tanışan bireyler için oldukça büyük öneme sahip olan bağışıklık sisteminin görevini en iyi şekilde yerine getirmesi için gerek duyduğu en önemli şey beslenmedir. Bağışıklık sistemi sizi her türlü hastalık etmeni ve tehlikeden koruyan yegane sistemdir. Her daim vücudunuzu korumak için çalışan bu sistem sizden beslenir. Yani onun dayanıklılığı sonsuz ya da sınırsız değildir. Kendiliğinden de var olmaz. Var olmak ve işlerliğini devam ettirebilmek için sizden destek bekler. İşte sizin ona verebileceğiniz ve daimliğini sağlayabileceğiniz en büyük destek onu iyi beslenmenizdir.

HPVLİ BİR BİREY İÇİN BESLENME NASIL BİR DESTEKÇİ?

Vücudumuz her gün on binlerce kimyasal aktiviteye şahit oluyor ve havayla aldığımız oksijen bu aktiviteler sonucunda serbest radikal dediğimiz zehirli (toksik) etkisi olan maddeleri açığa çıkıyor. Bu maddeler bütün doku ve hücrelerimizi tahrip ediyor, hücre yapılarını bozarak hücre DNA’sına zarar veriyorlar. Ve bazı araştırma sonuçlarına göre vücudumuz günde on bin adet serbest radikalin saldırısından korunmaya çalışıyor. Serbest radikalleri vücudumuzda hiç üretmeme gibi bir şansımız yok. Çünkü yaşama devam edebilmek için oksijen kullanmak zorundayız. Ancak elimizden gelebilen bir şey var. Dokuları tahrip eden ve sürekli yıpranmasına neden olan serbest radikalleri hemen uzaklaştırarak, bağışıklık sistemimizin üstlendiği sorumluluğu paylaşmak ve daha verimli çalışmasına destek olmak. Bunun için de serbest radikallere savaşarak vücudumuzu koruyan maddelere, yani antioksidanlara ihtiyacımız var.

İşte antioksidanlarla ilgili birkaç bilgi;

· Serbest radikallerin en önemli yok edicileri olarak tanımlanıyorlar

· Yaşlanma etkilerini azaltarak yaşam süremizi uzatan ve kanser, kalp hastalıkları gibi tehlike yaratarak her geçen gün daha çok can alabilen hastalıklara yakalanma riskini indirgeyen özelliklere sahip kimyasal maddeler olarak biliniyorlar.

· Antioksidanların bir kısmı kendi vücudumuzda üretildiği gibi bir kısmı da besinler yoluyla alınıyor

· Aslında antioksidan-serbest radikal çatışmasında belli bir denge söz konusu, ama günümüz koşulları ve stres etmenleri varlığında bu denge bozuluyor ve savaş serbest radikallerin galibiyetiyle sonuçlanıyor. Bu yüzden besinlerle daha çok almamız gerekiyor ve beslenme sizin için en önemli baş köşeye oturuveriyor.

· Özellikle ilerleyen yaşlarda bağışıklık sistemimize sağladığı katkılarla daha kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sunuyor.

ANTİOKSİDAN ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Bilinen antioksidan çeşitlerini şöyle sıralayabiliriz:

E VİTAMİNİ: Karaciğerde depolanabilen ve yağda çözünme yeteneğine sahip, çevresel etmenlerle vücutta oluşabilecek toksin bir antioksidan.

C VİTAMİNİ: Vücutta depolanamayan ve suda eriyen, hücrelerde zararlı reaksiyonların oluşumunu engelleyen ve enfeksiyonu durduran bir antioksidan.

A VİTAMİNİ: E vitamini gibi yağda çözünme yeteneğine sahip ve karaciğerde depolanabilen, vitamin olarak da görme fonksiyonları, bağışıklık sistemi ve iç organlarımızı koruyucu epitel tabaka düzeninin oluşmasında oldukça önemli roller üstlenen bir antioksidandır.

SELENYUM: Vücudun kendisinin ürettiği glutatyon peroksidaz isimli antioksidan enzimi harekete geçiren bir antioksidan.

ÇİNKO: Vücudumuzda akyuvar ve antikorların oluşumu başta olmak üzere, yaraların kapanması, enfeksiyon hastalıklarına karşı korumada oldukça etkili bir antioksidandır.

BETA KAROTEN: Vücutta depolanarak A vitaminine de dönüştürülebilen kuvvetli bir antioksidandır.

FLAVANOİDLER: Özellikle sebze ve meyvelerde A ve C vitamininden bile fazla miktarlarda bulunabilen, C vitamininin etkisini azaltan antioksidanlardır. Yapılan araştırmalarla; kanserli hücrelerin oluşumunun engellenmesinde oldukça aktif olduğu ortaya çıkarılmıştır.

KOENZİM Q: Özellikle kanser ve nörolojik hastalıklardaki olumlu etkileriyle tanınan ve yorgunluk etkilerini azaltan, vücutta üretilebilen bir antioksidandır.

LİKOPEN: Beta karoten ile aynı ailede bulunan ve meyveye kırmızı rengi veren bir antioksidandır.

Ancak şunu kesinlikle unutmamak gerekir. Bütün besin maddelerinde olduğu gibi antioksidanlarda da tek başına daha çok etkili bir antioksidan yok. O yüzden hepsi dengeli bir şekilde alınmalı ki, birbirlerine destek verip yararlılıklarını arttırabilsinler.

Kaynak::

Pınar AKKUZU

Diyetisyen - İstanbul

Fahri Gizden Sok. Mühendisler Apt. No:10/6 Gayrettepe

İstanbul

Telefon :

(532) 267 26 79

(212) 347 89 30

Bağışıklık Sisteminizi Güçlendirin...

Bağışıklık Sisteminizi Güçlendirin…..
Bağışıklık Sisteminizi Güçlendirmenin 10 Yolu..

Bağışıklık sistemimiz mevsimsel değişimler, psikolojik sorunlar ve stres nedeniyle kimi zaman zayıf düşer. Bu da bizi bazı rahatsızlıklara karşı daha hassas yapar. Bağışıklık sistemimizi güçlendirerek daha sağlıklı yaşayabiliriz. İşte bunu başarmanın 10 yolu:

1. Pozitif olun

Mutlu, pozitif, gün boyunca kahkaha atan ve arkadaşlarına, ailesine, çocuklarına sarılan ve hayvan besleyip seven bir insanın bağışıklık sistemi bunları yapmayan bir insanın kinden çok daha kuvvetlidir. Hayata bakış açınız nasıl? Şanslı olduğunuzu hangi sıklıkta hatırlıyorsunuz?

2. Alkali olun

Bağışıklık sistemi alkali ve oksijenli bir ortamda güçlenir. Çünkü pek çok bakteri ve virüs asidik ortam sever ve sağlıklı alkali ortamda yaşayamaz. Egzersiz yapın, bol miktarda su ve limon suyu için ve vücudunuzda alkali ortamı sağlamaya yarayan yeşil sebzeler yiyin.

3. Yeşil yiyin

Sebzeler ve özellikle taze sebzeler vücudun bağışıklık sistemine yardımcı olan vitaminler, mineraller ve bitkisel besinlerce zengindir. Lifli yeşillikler ve brokoli, karnabahar ve kabak gibi sebzeler ise besinler ve antioksidanlarca zengindir.

4. Çok miktarda su için

Su bütün besinleri ve atıkları vücutta kan ve lenf sıvıları yoluyla taşıyan bir çözücüdür. Günde en az 2-2.5 litre su içmek besinlerin hücrelerimize nüfuz etmesine, atıkların boşaltılmasına, sümüksü maddelerin sulanmasına, bizi hasta eden bakterilerin ve virüslerin etkisiz hale gelmesine yardımcı olur.

5. Bademin, cevizin büyüsü

Badem ve ceviz harika bir besindir. Vücudumuzu mikroplardan korur; aynı zamanda da bağışıklık sistemi güçlendiricisidir. Bu kuruyemişlerin yapısını oluşturan elementler, bizim de bağışıklık sistemimizi güçlendirir.

6. Özel besinler

Pek çok vitamin ve mineral bağışıklık sisteminde başroldedirler, özelikle de gıdalardan alınan çinko ve C vitamini. Meyvelerin çoğu ve kırmızıbiber, C vitaminin en mükemmel kaynağıdır. Çinko ise zencefil, kuru yemişler ve tohumlarda bulunur. Özellikle Brezilya cevizi, kabak ve karpuz çekirdeklerinde zengin miktarda çinko vardır. Çekirdekleriyle birlikte sıkılmış karpuz suyunu karıştırıp için; yaz için mükemmel bir serinleticidir, aynı zamanda hem alkalize eder, hem protein hem de çinko sağlar. Hepsi bir arada!

7. Kötü alışkanlıklarınızı ve özellikle sigarayı terk edin

Paketlenmiş ve işlenmiş hazır gıdalar, kafein, alkol ve sigara bağışıklık sistemimizi tehlikeye sokan zararlı alışkanlıklardır. Bunları bırakarak yerlerine tam gıdalar, ekinezya ve ginseng gibi bitkisel çaylar, taze meyve ve sebze suları koyun. Bu şekilde bağışıklık sisteminize ve vücudunuzun işleyişine destek verin.

8. Terleyin

Vücudunuzda enfeksiyon olan bir bölgede ısının yükseldiğini fark ettiniz mi? Vücut ısımızdaki artış bağışıklık sistemimizin enfeksiyona ve hastalıklara karşı aktif olarak savaşmasının bir yoludur. Terleme ise vücudumuzda birikmiş toksinlerin deri yoluyla atılmasını sağlar. Egzersiz yaparak veya sauna, buhar banyosu veya hamam gibi terapileri düzenli olarak uygulayarak, terleme yoluyla toksinlerinizden arınır ve kendinizi daha iyi hissedersiniz.

9. Sık sık dinlenin ve gevşeyin

Stres ve yorgunluk bağışıklık sistemimizi zayıflatır ve bu bitkinlik bizi daha kolay hasta eder. Dinlenme ve uyku zamanlarında vücudumuz kendini toparlar ve onarır. Stres seviyenizi azaltmaya çalışın ve gevşemek için kendinize zaman ayırın. Mutlaka her gece 7-9 saat arası uyuyarak vücudunuza kendisini toparlaması ve hastalıklarla savaşması için izin verin.

10. Soğuk duş zindeleştirir

Banyodan çıkmadan önce son duşunuzu soğuk alın. Soğuksu bağışıklık hücrelerine giden lenf dolaşımını hızlandırır. Temizlenmenin ve bağışıklık sistemini güçlendirmenin zindelik veren bir yoludur.

HPV ve Bağışıklık Sistemini Güçlendiren İlaçlar

HPV tedavisi sonrası veya sıklıkla HPV virüsüne bağlı genital siğil, kondilom nükslerinin olduğu hastalarda, bu enfeksiyon tekrarlamalarından korunmak için veya virüsün tekrar aktifleşmesini önlemek için bağışıklık sistemini güçlendirmek çok önemlidir. Antioksidan yiyecekler burada önemli rol oynarlar.

Fakat hastalara sağlıklı beslenme önerileri dışında ilaç olarak bağışıklık sistemini güçlendirici preparatları da tavsiye etmek fayda sağlamaktadır. Ben takip ve tedavi ettiğim HPV' li hastalarıma sağlıklı beslenmeleri dışında ayrıca bağışıklık sistemini (immunite) güçlendirici ilaçları da tavsiye etmekteyim. Ülkemizde de üretilen bu ilaçları kolaylıkla temin etmek mümkündür. Doğal kaynaklı olan bu ilaçların ciddi yan etkileri olmadığı için doktor önerisi ile uzun süre de kullanmak mümkün olabilmektedir.

Bağışıklık sistemini güçlendiren en sık kullanılan ilaçların yapısı nedir?

Anti-oksidanların en önemlileri C ve E vitamini, beta-karoten, selenyum, bazı protein bileşikleri, isoflavonlardır. Bu anti-oksidanları içeren besinleri günlük beslenmemiz içerisinde bol miktarda tüketmeliyiz. Anti-oksidanlar dışında bazı besin maddelerini günlük beslenmemize eklememiz bağışıklık sistemini güçlendirici etki yapacaktır. Omega 3 yağ asitleri adı verilen ve balıkta bolca bulunan yağ asitleri ve proteinli gıdalardan aldığımız arginin amino asidi, bağışıklık sistemimiz için önemli besin kaynaklarıdır. Bağışıklık sistemimizi güçlendirecek gıdalar arasında beta-glukan, echinacea, probiyotikler, izozomlar ve yeşil çay gibi doğal maddeler de yer alır.

Bağışıklık istemini güçlendiren ilaçların en önemli maddesi Beta-glukan 'dır.Beta-glukan ekmek mayası hücre duvarından elde edilen, bağışıklık sistemini güçlendiren tamamen doğal bir maddedir. Bağışıklık cevabını artırarak vücut savunma hücrelerinin patojenleri daha etkili şekilde yok etmesini sağlar ve sıklıkla hastalıkları önler. Kişinin kendini daha sağlıklı hissetmesini sağlar. Stres gibi bağışıklık sistemini zayıflatan faktörlere karşı vücut direncini artırır. HPV' li hastalarda ve sıklıkla bu enfeksiyonu geçiren kişilerde de vücudun hastalıkla mücadelesini kolaylaştırır. Tüm ilaçlar gibi bu tür immüniteyi güçlendiren ilaçlar ve antioksidan vitaminlerinde mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gereklidir. Eczaneye gidip bilinçsizce bütün vitaminleri alıp kullanmak bazen zararlı sonuçlar doğurabilir. Beta-glukan maddesi içeren bağışıklık sistemini güçlendiren ilaçları ülkemizde de temin etmek mümkündür.

Ayrıca unutmamak gerekir ki ,koşullarının uygun olmaması, stres, aşırı yorgunluk, uykusuzluk, kötü ve yetersiz beslenme, sigara ve alkol kullanımı, aşırı egzersiz gibi etkenler bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur ve enfeksiyonun nüks etmesine de sebeptir.

Bağışıklık sistemini güçlendiren bitkiler ve bitkisel ilaçlar nelerdir?

Bu bitkisel ilaçların görünürde ortak bir yönleri olmadığı sanılsa da, özellikle güncel tedavide, bağışıklık sistemi ve direnci güçlendirmek amacı ile kullanılmalarına neden olan maddeler ve etki mekanizmaları benzer olduğu için bir grup oluşturmaktadırlar. Bu bitkilerden yapılan preparatlar, ilaçlar eczanelerde satılmaktadır, fakat bunların bilinçsizce kullanılmaları bir çok yan etkiye sebep olabilmektedir.

Echinacea

Bitkinin Türkçe bir adı yoktur ve ana vatanı Kuzey Amerika’dır. Özellikle E. pallida ve E. angustifolia türlerinden yararlanılmaktadır. Kuzey Amerika yerlileri tarafından, çok eskiden beri özellikle “yara iyi edici” olarak kullanılmıştır. Çeşitli araştırmalar tarafından bu etki doğru ve kanıtlanmış kabul edilmektedir.

Latince adı “Echinos=Kirpi” kelimelerinden türetilmiştir. Bunun nedeni yapraklarının fırça gibi sert ve batıcı tüylerle kaplı olmasındandır. Türkçe olarak benzer şekilde “Kirpi Otu” adı önerilebilir.

Isırgan Otu (Urtica dioica)

Türkiye’de 4-5 kadar Isırgan Otu türü vardır. Genel olarak bunlardan yalnız U. dioica (çok yıllık ve köklü), U. urens’in (tek yıllık, köksüz) yaprakları ve U. pilulifera’nın tohumlarının tıbbi amaçlarla kullanıldığı kabul ediliyorsa da, yöresel olarak diğer türlerin kullanımı da söz konusu olmaktadır.

Bitkinin yapraklarında, vücuttaki sinir iletiminde rol oynayan bazı maddelerin bulunması çok ilginçtir. Taze yapraklar bazı organik asitler , çok tahriş edici (0,1 mikro gram ile etkili) ve azot taşımayan bir madde dolayısıyla haricen kan toplayıcı olarak romatizmal hastalıklarda kullanılmıştır. Yaprakların kurutulması veya hazırlanan sulu-alkollü preparatların ısıtılması ile bu etki ortadan kalkar.

Isırgan Otu, vitaminler (özellikle beta- karoten, pantotenik asit ve vitamin B 2 gibi) açısından zengin olup, yüksek miktarda klorofil taşır. Eskiden beri sözü edilen kan yapıcı özelliğin bu vitaminler ve klorofilden ileri geldiği düşünülebilir. (Ispanak da klorofil açısından zengindir) Taşıdığı Folik asit, B kompleks vitaminleri içinde yer alan ve gerçek anlamda vitamin olan bir maddedir ve özellikle cilt sorunlarında (antidermatik faktör) etkili olmaktadır. Bitkinin Avrupa’da geniş çapta antiallerjik olarak cilt hastalıkları ve astımda kullanılışı bu maddenin varlığı ile açıklanabilir.

Son yıllarda Isırgan Otunun bağışıklık sistemi ve direnç güçlendirici etkisi çeşitli virüs hastalıkları (grip, hepatit,HPV, AIDS vb.) ve tümoral (urlu) hastalıklarda ön plana çıkmaktadır. Yukarıda sözü edilen etken maddelerin genel, bileşik etkisi yanında, taşıdığı bazı polisakkaritlerin (Echinaceadaki gibi), enzim (hyaluronidaz) baskılayıcı özellikleri ile etkili olduğu kabul edilmektedir.

Bu tür maddeler Echinacea ve Isırgan Otu yanında Sinirli Ot (Plantago spec.) ve Geven (Astragalus spec.) bitkilerinde de söz konusudur.

Sinirli Ot (Plantago lanceolatis)

Sinirli Ot da halk arasında, Echinacea gibi harici ve dahili yaraların tedavisinde kullanılmış, eski Türk hekimliğinde Orta Asya’dan beri bilinen bir drogtur. Karaciğer ve diğer bazı iç organ hasarlarında kullanılabilen etkili ve zararsız bir drogtur.Ülkemiz Geven türleri açısından zengin olup, kökleri kitre zamkı denen değerli bir maddenin elde edilişinde kullanılır. Almanya’da sürdürülen araştırmalar esnasında bağışıklık sistemi ve direnç güçlendirici etkisi tespit edilmiştir.

Ginseng kökü (Panax ginseng)

Taşıdığı (Saponin sınıfı) maddeler nedeniyle bağışıklık sistemi ve direnci sağlayan bazı hücrelerin oluşumunu destekleyen ve cinsel gücü artırdığı kabul edilen bitkisel droglardan biri de yurdumuzda Ginseng (ya da bazen çok yanlış ve yanıltıcı olarak Adam Otu) kökü adı altında pazarlanan Panax ginseng bitkisinin kökleridir. Bu bitkinin de yetiştiği yerlere göre farklı formları vardır. Bitki yurdumuzda yetişmez.

Pirinç (Oryza sativa)

Değerli bir besin maddesi ve nişasta kaynağı olarak tanınan pirinç, tohumlarının üst kısmında E vitamini açısından zengin bir tabaka taşır. Bu yüzden kahverengi pirinç adı ile pazarlanan cilalanmamış pirincin kullanılışı tercih edilmelidir. Ancak pişirilirken bu maddelerin tahrip olacağı da açıktır. Uzak Doğu’daki işlenme şeklinde ise (Soyadaki gibi) pişirmeden, mayalandırma veya sübyesini (sütünü) hazırlama gibi farklı yöntemler de söz konusudur. Bazı bakterilerle muamele etmek yoluyla hazırlanan ve koyu kırmızı bir renk alan (gıda boyası olarak özellikle et ürünlerinde kullanılmaktadır) bazı pirinç ürünleri bağışıklık ve dirençten sorumlu bazı hücreleri artıran çok güçlü maddeler taşımaktadır. Batıda bu maddeler pek çok ilacın bileşiminde yer almakta ve önemli bazı hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadırlar.

Kırlangıç Otu (Chelidonium majus)

Sanayide özellikle et işlenmesinde (Meat curing) proteinleri parçalayarak etin kolay pişmesini ve yumuşak olmasını sağlamak amacıyla kullanılan bazı enzimler, dokuya gömülen toksinlerin buradan çıkartılarak, imha edici bağışıklık sistemi hücrelerinin onları yok etmesini sağlamak amacıyla da, direnç artırıcı olarak kullanılabilmektedir. Bunların başında Papaya bitkisinin meyvelerindeki Ananas ve Bromelia türlerinde bulunan enzimlerdir. Ayrıca İncir, Kırlangıç Otu ve bazı Sütleğen türleri de benzer enzimler taşır ve haricen siğil gibi urumsu oluşumların gelişimini engelleme ve eritmek amacıyla yararlanılır.

 

Ekinezyanın HPV Enfeksiyonunda Kullanımı

Ekinezya ekstresi içeren tablet ve ilaçların kullanımı son günlerde her ne kadar “domuz gribi” salgını ile güncel olsa da HPV enfeksiyonlarında yıllardır hem bizler tarafından hem de yurt dışındaki bir çok merkezde bağışıklık sistemini güçlendirmek ve HPV enfeksiyonuna karşı destek mücadelesinde kullanılmaktadır. Ekinezya ekstresi virüs enfeksiyonlarına, doğal olarak HPV' ye karşıda bağışıklığı güçlendirmedeki etkisi tıbbi olarak ispatlanmıştır.

Ekinezya nedir?

Ekinezya yani Koni Çiçeği (Echinacea purpurea) virus enfeksiyonları, HPV, soğuk algınlığı, grip, enfeksiyon, zayıf bağışıklık sistemi ve kanserden korunma gibi durumlarda kullanılan önemli şifalı bitkilerden biri olup; kuru toprak ve ovalar ile seyrek bir çok ormanlık arazilerde doğal olarak yetişen çok yıllık bir bitkidir. 1950’den beri yapılan çok sayıda araştırmalara göre, bitkide bakteri, mikrop ve virüslere karşı oldukça etkili olan bazı maddeler bulunmuştur.

Ekinezya bitkisinin etken maddeleri nelerdir?

Ekinezya şifalı bitkisinde 14 çeşit etken madde tespit edilmiştir. Bu 14 çeşit etken madde ekinezya türlerine göre farklılık gösterebilmektedir. Yapılan detaylı çalışmalar sonucunda özellikle değişik yapıdaki polisakkaritlerin, alkylamides ve cichoric asitin ekinezyada bulunan en önemli etken maddeler olduğu anlaşılmıştır ve ekinezyanın şifalı bitki olarak değerini artıran faktör bu üçlüdür. Caftaric ve cichoric asit ekinezya bitkisinin iki bilinen fenol bileşikleridir. Bu bileşikler ekinezya da daha çok kök kısmında bulunmaktadır.

Ekinezya nerelerde kullanılır? HPV de faydalı mıdır?

Ekinezya, en yaygın olarak viral hastalıklarda özellikle olan soğuk algınlığı ve HPV' nin önlenmesinde ve tekrarlamasında yardımcıdır. Koni Çiçeği, pek çok bulaşıcı hastalık için de fayda sağlayabilir. Çünkü araştırmalar Koni Çiçeği’nin sağlıklı dokular ile zararlı mikro-organizmalar arasındaki doğal engeli (bariyer) yok eden bir enzimin oluşumunu önlediğini göstermiştir. T-hücre aktivitesini de hızlandırdığı için romatizmal artrit ve allerji gibi bağışıklık sistemi düzensizliklerinde de kullanılabilir. Ekinezya (Koni Çiçeği), ayrıca interferon üretimine de yardımcı olmaktadır. Bu nedenle virüslerin yol açtığı grip, genital siğil (HPV), uçuk (herpes), deri ve ağızda kızarma, bademcik iltihabı ve genel olarak viral hastalıkların süresini kısaltma açısından da interferonlar büyük bir öneme sahiptir.

Ekinezya nasıl kullanılmalıdır?

Ekinezya tableterini veya ekstresini içren kapsülleri kendi insiyatifinize göre doktora danışmadan uzun süre kullanmayın. Ancak Ekinezya'nın etkisi azaldığından uzun süreli (4 aydan fazla) kullanımı gerekiyorsa aralıklar verilerek, kür şeklinde kullanılmalıdır. Hekim kontrolünde olmadan preparat kullanımı bazı yan etkilere yol açabileceği için, öncelikli olarak bu tür destek ürünlere başlamadan sizi takip eden doktora danışmakta yarar vardır.

Dikkat!!

Her şifalı bitki de olduğu gibi ekinezyada da dikkatli tüketim şarttır. Unutmayınız ki insan vücudu kişiden kişiye farklılık gösterir ve ekinezya da kimine çok iyi gelebildiği gibi kimi için ise sorunlar yaratabilir. Doktora danışmadan ekinezya tabletlerini süresini ve miktarını kendiniz belirleyecek şekilde kesinlikle kullanmayın. Ekinezya kullanırken vücudunuzu iyi takip edin ve olumsuzlukla karşılaşırsanız hemen kullanımı kesin. Çocuklarda, hamilelerde ve emziren annelerde kesinlikle kullanmayın.

HPV Tedavisinde Çinko Kullanımı

HPV’lere karşı vücut savunmasında hücresel immünitenin yani bağışıklık sisteminin esas rolü oynadığı bilinmektedir. Çinko bütün organizmalar için esansiyel bir element olup, bağışıklık sisteminde önemli roller üstlenmektedir.


Çinko nedir? HPV tedavisinde yeri var mıdır?

Esansiyel elementlerden biri olan çinko, bir çok biyokimyasal reaksiyonda önemli rol oynamaktadır.Çinko, immünmodülatuar etkisi (bağışıklık sistemini uyaran) nedeniyle çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanım alanı bulmuştur. Çinko eksikliğinde öncelikle olarak hücresel immün cevapta azalma olmaktadır, yani bağışıklık sistemi tam olarak çalışmamaktadır. Son yıllarda HPV enfeksiyonları ile çinko arasındaki ilişki dikkati çekmektedir. Gerek hücresel immünite üzerindeki etkilerinden gerekse HPV genleri üzerinde özel çinko bağlayan bölgeler bulunmasından dolayı çinkonun HPV enfeksiyonları ile mücadeledeki rolü araştırılmaktadır.Çinko eksikliğinde ortaya çıkan bağışıklık sistemindeki olumsuz değişikliklerin çinko tedavisi ve ilaçları ile geri döndüğü gözlenmiştir. Genital siğillere ve doğal olarak da HPV virüsüne yönelik tedavi yöntemlerinin etkin olmaması ve tedavi sonrası nüks-tekrarlama oranının yüksek olması sık karşılaşılan sorunlardır. Ağızdan hap olarak alınan çinko sülfat kolay bulunabilen, ekonomik, kolay uygulanabilir bir tedavidir. Bu nedenle genital siğllerde güvenli bir destek tedavi alternatifi olabilmektedir.

Çinko, immün sistemi düzenleyen ve antienflematuvar etkilerinden dolayı bir çok cilt sorunlarında yaygın kullanım alanı bulmuştur. Genital siğllerin , HPV’ye karşı kısmil bir immün yetmezlik sonucu geliştiği düşünülmektedir. Son yıllarda HPV enfeksiyonları ile çinko arasındaki ilişki dikkati çekmektedir. Gerek hücresel immünite üzerindeki etkilerinden, gerekse HPV enleri üzerinde özel çinko bağlayan bölgeler (E4,E6,E7) bulunmasından dolayı çinkonun HPV enfeksiyonlarındaki rolü araştırılmaktadır.

HPV virüsüne karşı vücut nasıl mücadele eder?

Human papillomavirüs (HPV) enfeksiyonlarının klinik görünümü olan ve binlerce yıldır bilinen genital siğiller , ciltte enfekte epitelyal keratinositlerin anormal geliştiği odaklardır. HPV’lere karşı vücut savunmasında hücresel immünitenin önemli bir yeri olduğu ve hastalığın virüse karşı kısmi bir immün yetmezlik sonucu geliştiği bilinmektedir.HPV ye bağlı lezyon gerilemesinde en önemli faktör Th1 lenfositlerdir.Bağışıklık sisteminin baskılandığı hastalardaki kondilom (genital siğil) görülme oranındaki artışı, virüs yok edilmesinde hücresel immünitenin önemini göstermektedir.

Genital siğiller, çinko ve bağışıklık sitemi arasındaki ilişki nedir?

Genital siğller HPV’ler tarafından oluşturulan ve kondilom olarak da ismlendirilen oluşumlardır. Siğllerin tedavisinden sonra kendiliğinden iyileşme oranı yüksek olmasına rağmen bunun için yılları alabilen uzun bir süre gerekmekte, ayrıca her hastada bu tip bir iyileşme görülmemektedir. HPV’lere karşı vücut savunmasında hücresel bağışıklık sisteminin esas rolü oynadığı bilinmektedir.Özellikle gecikmiş hipersensitivite reaksiyonu enfeksiyöz gerilemenin temelini oluşturmaktadır.

Çinko bütün organizmalar için esansiyel bir element olup birçok enzimatik aktivitede önemli roller üstlenmektedir. Çinko, immün sistemde (bağışıklık sisteminde) T lenfositlerin çoğalması ve aktivasyonundan, IL-2ve IFN-γ gibi Th1 sitokin üretimine, B lenfositlerin çoğalması, immünglobulin yapımı, NK hücrelerinin, nötrofil ve makrofajların fagositik ve litik etkisine kadar geniş bir etki alanına sahiptir. Deneysel olarak insanlarda oluşturulan çinko eksikliğinde lenfopeni, lökositlerde %50 azalma, antikor aracılı ve hücresel immünitede %40-70 oranında azalma saptanmıştır. Çinko tedavisi-replasmanı ile immün sistemde olan bu değişikliklerin geri döndüğü gözlenmiştir.Çinko eksikliğinde viral, bakteriyel, paraziter ve mantara bağlı enfeksiyonlara eğilim artmaktadır. İnsanlarda yapılan çalışmalarda günlük çinko desteği ile virüs enfeksiyonlarında akut ve kronik diyare, alt solunum yolu enfeksiyonlarının görülme ve tekrarlama olasılığının azaldığı rapor edilmiştir . Etkisinin hücresel ve hümoral immün cevabı arttırarak olduğu üzerinde durulmaktadır. Hücre içi yerleşen mikroorganizmalarla meydana gelen tüberküloz, lepra ve leishmaniasis gibi enfeksiyonların konak savunmasında Th1 sitokinleri rol oynamaktadır. İnsanlarda çinko eksikliğinde,hücre içi yerleşen patojenlerin neden olduğu tüberküloz, lepra, leishmania ve viral enfeksiyonlara eğilim artıyor olabilir, ancak bu konuda yapılmış epidemiyolojik çalışmalar sınırlıdır.

Sizler HPV tedavisinde çinko replasmanı tavsiye ediyor musunuz?

Evet, bizler ekip olarak hpv ve genital siğil tedavisi yaptığımız tüm hastalarımızda bölgesel ve/veya tüm vücudu etkileyen bağışıklık sitemini güçlendiren değişik destek ilaçları kullanmaktayız. Bu ilaçlardan en önemlilerinden bir tanesi de çinko preparatlarıdır.

HPV Tedavisinde Homeopatik İlaçlar, Wartrol

Homeopati dünyada çok sık kullanılmasına rağmen, ülkemizde henüz bilinmeyen bir tedavi yöntemidir. Ülkemizde bilinmemesinin en önemli sebebi, bu tedaviyi uygulayan (yasal yeterliliği olan) uzman sayısının son derece az olmasıdır. Günümüzde dünyanın gelişmiş birçok ülkesinde yaygın olarak uygulanan homeopati, sağlıklı bir insanda bir semptoma yol açan bir maddenin o semptoma sebep olan hastalığın tedavisinde kullanılabileceği prensibine dayanan bir tedavi yöntemi.

Homeopatik İlaçlar Nedir? Etkileri Nelerdir?

Homeopati hastalığı değil, hastayı tedavi eder. Hastanın bozulan doğal dengesi tekrar eski haline getirilir. "Vücutta oluşan hastalıkların en iyi tedavi edicisi yine kendisidir" prensibine bağlıdır.

Vitamin ve bitkisel ilaçlara olan ilgi patlaması homeopatiyi de yardımcı bir tedavi yöntemi olarak öne çıkardı. Homeopatik ilaçlar tabii maddelerin ölçülemeyecek derecelerde seyreltilmeleriyle elde ediliyor ve bu şekilde o maddenin çok daha etkili olacağına inanılıyor. Homeopatik ilaçlar bitki, hayvan, mineral gibi tabii maddelerin ileri derecede seyreltilmesiyle elde edildikleri için ilaç olarak kabul edilmiyorlar ve bunun için de gerçekten etkili olup olmadıkları, yan etkilerinin bulunup bulunmadığı da kontrol edilmiyor.

Bitkisel ürünler bitkilerden elde edilirler ve aktif bileşenleri olabilir. Homeopatik ürünler genelde aktif bileşenleri olmayan oldukça seyreltilmiş maddelerdir. Bu ürünler son derece popülerdir, yasaldır ve bazı durumlarda faydalı olabilirler; ancak Amerikan Gıda ve İlaç Dairesinin (FDA) onayından geçerek iyileştirici etkileri olduğu kabul edilmiş değildir.

HPV Tedavisinde Homeopatik İlaçlar, Wartrol Nedir?

HPV' li hastalarda da bu homeopatik ilaçların kullanımı yurt dışında epey yaygındır. En çok bilineni de “Wartrol” dur. Wartrol ülkemizde satılmayan bir homeopatik ilaç çeşididir. FDA tarafından da onay almış olan bu doğal destek tedavisi şeklinde olan homeopatik ilacın faydası tartışmalıdır. Yurt dışında daha çok internet aracılığı ile pazarlanan ve içeriği de tam bilinmeyen bu ilaç hakkında 4 ay önce katıldığım bir uluslararası toplantıda HPV de kullanımı hakkında hem lehte hem de alehte tartışmalar oldu. Yalnız başına pek etkili değil, destek tedavisi olarak kullanılabilinir. “Adaçayı ekstresi” ve "Antimony crudum , Indigo Baptisia, Potassium Hydrate Causticum, Thuja Occidentalis, Alkol % 20 oranında" gibi bazı doğal maddeler içermektedir. Wartrol dışında da HPV tedavisinde destek amaçlı kullanılan 1-2 tane daha homeoptik ilaç vardır, bir tanesinin de içeriğinde “elma sirkesi” bulunmaktadır.

Homeopatik ilaçlar ek gıda ürünü (ilaç değil) olarak düzenlenmiştir ve etiketleri ile paketlerinin içinde yazan iyileştirme iddiaları aslında oldukça kısıtlıdır. Bu tür ürünlerin reklamlarında doğruluk açısından mantıklı standartlar bulunmadığından, zihinsel performansı artırdığını, yaşlanmayı yavaşlattığını, farkında geliştirdiğini, kanseri önlediğini ya da HPV gibi hastalıkları iyileştirdiğini iddia eden doğal ürünler ya da gıda takviyelerine karşı oldukça dikkatli olmanız gerekir.

HPV , Kanser ve Vitaminler

Vitamin ve minerallerin HPV tedavisinde kullanılmaları

A vitamini
Günümüzde ratinol ve analogları çeşitli kanserlerin önlenmesinde ve tedavisinde kullanılmalıdır. Değinmek istenilen diyetle alınan A vitamindir. Hastalık riskinin süt ve havuç tüketenlerde azaldığı ileri sürülmektedir.

C vitamini
Gerekli dozda C vitamini verilmesiyle vücut direncinin güçleneceği ve yayılmanın azaltılacağı görüşü savunulmaktadır. Virüs yayılmasının azalmasının c vitamininin tirozin metabolizmasındaki etkinliğinden dolayı olabileceği düşünülüyor.

Folik asit
Doğum kontrol hapı alan kadınlarda 3 ay süre ile günde 10 mg folik asit verilmesi servikal kanserin riskini düşürdüğü sanılmaktadır. Bazı tümörlerde folat kullanımının arttığı bilinmekte ve bu durum vitaminin pürin ve primidin sentezindeki önemli rolüne bağlanmaktadır. Tümörlü dokudaki büyüme normalden fazla olduğu için yetersizliğin büyümeyi geciktirebileceği de düşünülmüştür.

B 12 vitamini
Folat yetersizliğinin tümör üzerinde yaptığı etki gibi B 12 vitamini analoglarının da kanser ve kanser öncesi hpv ya bağlı lezyonlarda (CİN 1 CİN 1 CİN 3 Ascus) tedavide kullanılabilecekleri düşünülmüştür. Akut B 12 vitamini yetersizliği vitamin analogları kullanılarak oluşturulmuş ve kanser engelleyici sonuç vermiştir.

Tiamin
Kanserli ve kanser riskli hastalarda tiamin yetersizliği riski olduğunu ve bunun kanser tedavisinde kullanılan ilaçlarla daha da arttığı bilinmektedir. Bazı ilaçlarla birlikte vitamin verilmesi hastaların tedaviye cevabını arttırmakta ve kendilerini iyi hissetmelerine neden olmaktadır. Örneğin 5-fluorouracil gibi.

Mineraller
Vitaminler gibi minerallerinde kanser riskli hastalarda kullanımları halen tartışma halindedir. Bazılarının verilmesi olumlu etki yaparken, bazıları ise tümör gelişimini ve tümör oluşum hızını hızlandırmaktadır. Çinko bu minerallerdendir. Çinko yetersizliği olan çeşitli kanserli hastalara operasyondan sonra mineralin verilmesi sağlık durumunda olumlu etki yaptığı bilinmektedir.

Etiket; HPV vitaminler mineraller kanser vitamin eksikliği hastalıkları vitamin eksikliği belirtileri kanserde vitaminler vitamin hapları

 

www.chatadana.com/nazlimcafem-muhabbet-nazlicafem.Net -muhabbet-...


  Yorumlar

 
Rastgele Konular
Son Eklenenler
Orgazm olamayan kadınlar için…

ÖLMEDİN ASLINDA

GÜZEL HAREKETLİ RESİMLER

Facebook Anlamlı Duvar Yazıları

Emre Aydın - Hoşçakal

2012 YILININ HAFIZALARDA İZ BIRAKAN KARELER

En ilginç fotoğraflar Chatadana.Com

Hosteslerin pozları! /Adana Chat, Adana Sohbet, Adana Chat Odaları

Elisabetta Canali resimleri -Chat odası sohbet odaları

izbirakanlar

 

 
WebMaster : Ahmet Kadir Yalçın

Hosting : Şeker Shell Internet Hizmetleri

Copyright 2010 Her Hakkı Saklıdır. chatadana.com